Karar Bülteni
AYM L.B. BN. 2021/27173
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/27173 |
| Karar Tarihi | 02.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık sorgulama imkânı adil yargılanmanın temel şartıdır.
- İstinabe yoluyla alınan beyan yüzleşme yerine geçemez.
- Belirleyici tanık beyanı dengeleyici güvenceyle desteklenmelidir.
- SEGBİS ile dinlememe kararı mutlaka hukuken gerekçelendirilmelidir.
Bu karar, ceza yargılamasında hükme esas alınan ve sanığın mahkûmiyetinde belirleyici ölçüde rol oynayan aleyhe tanıkların, sanık veya müdafii tarafından bizzat sorgulanmasına imkân tanınmamasının adil yargılanma hakkını telafisi imkânsız şekilde zedelediğini ortaya koymaktadır. Mahkemenin, aleyhe beyanda bulunan tanıkları duruşmada fiziksel olarak veya teknolojik vasıtalarla dinlemeyerek yalnızca istinabe (talimat) yoluyla ifade alması ve bu yazılı ifadeleri duruşmada sanığın yüzüne karşı okumakla yetinmesi, savunma hakkının özüne dokunan ağır bir ihlal olarak değerlendirilmiştir. Doğrudan doğruyalık ilkesi gereği, sanığın tanıkla yüzleşmesi, soru sorarak onu sıkıştırması ve mahkeme heyetinin tanığın tutumunu bizzat gözlemleyerek vicdani kanaate ulaşması ceza muhakemesinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır cezai yaptırımları olan yargılamalarda salt mahkeme dışı veya istinabe yoluyla alınan tanık ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını açıkça göstermektedir. Yargı mercileri, davanın sonucuna etki edebilecek kilit bir tanığı huzurda dinlemiyor veya SEGBİS gibi mevcut yasal araçları kullanmıyorsa, bunun geçerli hukuki nedenlerini kararlarında tartışmak zorundadır. Aksi takdirde, savunma tarafının karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmadığı ve silahların eşitliği ilkesinin zedelendiği kabul edilecektir. Bu içtihat, mahkemeleri yargılamada yüz yüzelik ilkesini şekli bir prosedür olmaktan çıkarıp etkin bir güvence olarak uygulamaya sevk etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, polis memuru olarak görev yapan başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle yargılandığı davada ortaya çıkmıştır. Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, başvurucu aleyhine ifade veren bazı önemli tanıkların adreslerinin mahkemenin yargı çevresi dışında olması gerekçe gösterilmiş ve bu kişilerin ifadeleri talimat (istinabe) yoluyla alınmıştır.
Başvurucu, aleyhine beyanda bulunan bu tanıkların duruşmaya getirilmediğini veya uzaktan bağlantı yoluyla hazır edilmediğini, dolayısıyla tanıklara soru sorma ve onlarla yüzleşerek beyanlarının doğruluğunu test etme hakkını kullanamadığını belirtmiştir. Yerel mahkeme ise istinabe ile alınan bu ifadeleri duruşmada sadece okumakla yetinmiş ve söz konusu beyanları mahkûmiyet kararının merkezine oturtarak başvurucuya hapis cezası vermiştir. Başvurucu, davanın sonucuna doğrudan ve belirleyici şekilde etki eden tanıkları sorgulayamadığı için savunma hakkının kısıtlandığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ceza muhakemesindeki en önemli somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkı prensiplerine dayanmıştır. Ceza yargılamasında doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca, sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama, onlarla yüzleşme ve anlatımlarının güvenilirliğini test etme hakkı vazgeçilmez bir savunma güvencesidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 düzenlemesi son derece açıktır; olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi zorunludur ve daha önce yapılan dinlemelere ait tutanakların duruşmada salt okunması dinleme yerine geçemez.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir tanık beyanının delil olarak kullanılabilmesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için üç aşamalı sıkı bir test uygulanmaktadır:
- Tanığın mahkemede hazır edilmemesinin veya teknolojik vasıtalarla dinlenmemesinin geçerli, haklı ve hukuki bir nedeni bulunmalıdır.
- Sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bu tanık beyanının, mahkûmiyet kararının dayandığı tek veya "belirleyici" delil olup olmadığı saptanmalıdır.
- Tanık beyanının belirleyici delil olması durumunda, savunma tarafının içine düştüğü bu dezavantajlı durumu ve maruz kaldığı kısıtlamayı telafi edecek nitelikte yeterli düzeyde "karşı dengeleyici güvencelerin" yargılama makamınca sağlanmış olması gereklidir.
Ayrıca, günümüz teknolojik imkânları gözetildiğinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 uyarınca Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden tanığın mahkeme huzurunda gibi dinlenebilmesi mümkündür. Bu imkân varken kullanılmaması, hem sanığın soru sorma hakkını elinden almakta hem de hâkimin tanığın tepkilerini gözlemleyerek sıhhatli bir vicdani kanaate ulaşmasını engellemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu incelerken öncelikle başvurucu aleyhine beyanda bulunan temel tanıkların (T. U., Ş. G. ve M.K.) mahkeme huzurunda dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığını detaylıca değerlendirmiştir. İlk derece mahkemesi, yargı çevresi dışında bulunan bu tanıkların beyanlarını yalnızca istinabe yoluyla almış ve duruşmada başvurucu ile müdafiine okumuştur. Hâlbuki bu tanıkların duruşmaya getirilmemesi veya güncel teknolojik imkân olan SEGBİS vasıtasıyla dinlenmemesi konusunda mahkeme tarafından tutanaklara geçirilen geçerli hiçbir mazeret veya hukuki açıklama ortaya konulmamıştır.
İkinci aşamada, duruşmada bizzat sorgulanmayan bu tanık beyanlarının mahkûmiyet kararındaki özgül ağırlığı incelenmiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararına bakıldığında, başvurucunun Bank Asya'daki şüpheli hesap hareketleri ve örgütsel bir internet sitesini defalarca ziyaret etmiş olması gibi yan deliller zikredilmişse de; mahkeme açıkça başvurucunun örgüt hiyerarşisine dâhil olduğunu gösteren "en belirleyici" delilin tanık T. U.'nun beyanları olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, başvurucunun karşısına geçip soru sorma veya beyanlarındaki çelişkileri ortaya çıkarma imkânı bulamadığı tanık anlatımlarının mahkûmiyet kararında tek başına olmasa da kesinlikle "belirleyici" nitelikte olduğu saptanmıştır.
Üçüncü aşamada, savunma tarafının maruz kaldığı bu ağır dezavantajı telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin yargılama sürecinde sağlanıp sağlanmadığı ele alınmıştır. Başvurucu, istinabe olunan diğer mahkemede tanıklar dinlenirken durumdan haberdar edilmemiş, onlara ses ve görüntü nakli yoluyla soru soramamıştır. Bu eksiklik, tanık beyanlarının güvenilirliğinin ve doğruluğunun savunma tarafından test edilmesini imkânsız hâle getirmiştir. Üstelik, mahkûmiyet kararını verecek olan mahkeme heyeti de tanıkların beyan verirken sergiledikleri reaksiyonları, mimikleri ve duraksamaları bizzat gözlemleyemediği için doğrudan, sağlıklı bir yargısal izlenim edinememiştir. Dosyada banka kayıtları gibi başkaca delillerin bulunması, savunma makamının tanık sorgulayamama noktasında karşılaştığı bu ağır kısıtlamayı telafi etmeye yeterli görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının belirleyici ölçüde hükme esas alındığı ve savunmanın maruz kaldığı zorlukları giderecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmadığı gerekçesiyle başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı yerel mahkemeye göndererek başvuruyu kabul etmiştir.