Anasayfa Karar Bülteni AYM | Habil Faruk Eren | BN. 2022/30775

Karar Bülteni

AYM Habil Faruk Eren BN. 2022/30775

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/30775
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı mutlak bir hak değildir.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek belirleyici delil olmamalıdır.
  • Sanığın kendi ikrarı mahkûmiyette esaslı delil sayılabilir.
  • Hükümde başkaca güçlü deliller varsa ihlal oluşmaz.

Bu karar, ceza yargılamasında tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkûmiyet hükmünün tesisinde delil değerlendirme kriterlerini netleştirmesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, aleyhe beyanda bulunan tanıkların duruşmada bizzat sanık tarafından sorgulanamaması durumunda, yargılamanın otomatik olarak adil olma vasfını yitirmeyeceğini vurgulamaktadır. Mahkemenin kurduğu dengeye göre, eğer söz konusu tanık beyanları mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici delili değilse ve dosyada sanığın kendi soruşturma aşamasındaki ikrarı gibi başkaca güçlü deliller mevcutsa, tanık sorgulama hakkına yönelik bir ihlalden söz edilemez.

Karar, benzer uyuşmazlıklarda emsal teşkil edecek bir nitelik taşımaktadır. Zira yargılamalarda sıklıkla karşılaşılan istinabe yoluyla tanık dinlenmesi ve bu tanıkların SEGBİS ile dahi olsa duruşmada hazır edilmemesi durumu, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmemektedir. Yüksek Mahkeme, mahkûmiyetin ağırlıklı olarak sanığın avukatı huzurunda özgür iradesiyle verdiği itiraf niteliğindeki beyanlarına ve teknik tespitlere dayanması hâlinde, dinlenmeyen tanık beyanlarının tali bir unsur hâline geldiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, mahkemelerin delil takdir yetkisini korurken, savunma hakkının hangi eşikten sonra zedeleneceğine dair net bir sınır çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kamu görevlisi olarak çalışmakta olan başvurucu hakkında, silahlı terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. İddianamede, başvurucunun örgütün askerî mahrem yapılanması içinde "öğretmen" statüsünde yer aldığı, kod isim kullandığı, örgütün gizli haberleşme ağı ByLock üzerinden iletişim kurduğu ve bazı askerî öğrencilerle örgütsel faaliyetler yürüttüğü öne sürülmüştür. Başvurucu, soruşturma aşamasında avukatı eşliğinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyerek suçlamaların bir kısmını kabul etmiş ve çeşitli isimler vererek teşhiste bulunmuştur.

Ancak yargılama aşamasında başvurucu, bu ifadelerini sistematik baskı altında verdiğini belirterek tüm suçlamaları reddetmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvurucuyu terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm etmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetinde aleyhine ifade veren üç tanığın duruşmada dinlenmediğini, bu kişilerin başka mahkemelerce alınan ifadelerinin sadece yüzüne okunduğunu ve onlara doğrudan soru sorma hakkının elinden alındığını belirterek, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkına ilişkin iddiaları Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde büyük bir titizlikle incelemektedir. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180 ve ilgili diğer usul kuralları gereğince tanıkların kural olarak duruşmada dinlenmesi, mahkeme heyetinin tanığın tepkilerini gözlemlemesi ve sanığa doğrudan soru sorma imkânı tanınması adil bir yargılamanın esasıdır.

Yüksek Mahkeme, sanık tarafından duruşmada bizzat sorgulanmayan tanık beyanlarının hükme esas alınmasının yargılamanın genel adilliğini zedeleyip zedelemediğini tespit etmek amacıyla yerleşik içtihatlarında üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesi veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla dinlenmemesi için hukuken geçerli ve makul bir nedenin bulunup bulunmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen aleyhte beyanın, mahkûmiyet kararının dayandığı "tek veya belirleyici delil" niteliğinde olup olmadığı özenle değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, şayet söz konusu tanık beyanı mahkûmiyet için tek veya belirleyici delil konumundaysa, savunma tarafının maruz kaldığı bu usuli zorlukları telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin mahkemece sağlanıp sağlanmadığı incelenir.

Ayrıca, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ByLock gibi gizli haberleşme programlarının kullanımının tespiti açısından yalnızca Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirilen CGNAT kayıtları tek başına cezalandırma için yeterli delil olarak kabul edilmemektedir. Ancak bu kayıtlar, sanığın kendi ikrarı, teşhis işlemleri ve dosyaya yansıyan diğer somut yan delillerle bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde mahkûmiyete güvenli bir şekilde esas alınabilmektedir. Bu anayasal kurallar bütünü, ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştırılması süreci işletilirken şüpheli veya sanığın savunma hakkının asla kısıtlanmamasını temin etmeyi amaçlamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucu aleyhine beyanda bulunan üç ayrı tanığın istinabe yoluyla alınan ifadelerini duruşmada sanığa ve müdafiine okumuş, ancak bu kişileri duruşmada bizzat veya SEGBİS aracılığıyla dinleme yoluna gitmemiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında veya duruşma tutanaklarında, tanıkların neden mahkeme huzurunda hazır edilemediğine veya doğrudan sorguya çekilemediğine dair makul ve geçerli bir nedene de yer verilmemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu eksikliğin tek başına tanık sorgulama hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını belirterek testin ikinci aşamasına geçmiş ve delillerin belirleyicilik vasfını incelemiştir.

Yapılan özenli incelemede, mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici delilinin sorgulanmayan söz konusu tanık beyanları olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Mahkemenin mahkûmiyet gerekçesinde, başvurucunun soruşturma aşamasında avukatı huzurunda kendi özgür iradesiyle verdiği ve sonrasında sulh ceza hâkimliğinde de tekrar ettiği etkin pişmanlık kapsamındaki itiraf niteliğindeki beyanlarına büyük ölçüde dayanıldığı görülmüştür. Başvurucu, örgüt içerisinde askerî öğrencilerle ilgilendiğini, onlara sohbetler verdiğini ve ByLock kullandığını bu aşamalarda bizzat kabul etmiştir. Bunun yanı sıra, başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğuna dair resmi kurumlardan temin edilen teknik CGNAT kayıtları da dosyada yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılama öncesindeki ikrarı, kendi yaptığı teşhis işlemleri ve dosyada yer alan diğer teknik yan deliller dikkate alındığında, duruşmada sorgulama imkânı verilmeyen tanık beyanlarının mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici nitelikte olmadığını vurgulamıştır. Belirleyici delil niteliği taşımayan tanık beyanları nedeniyle testin üçüncü aşaması olan dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı hususuna geçilmesine gerek görülmemiştir. Bu doğrultuda, tanıkların duruşmada bizzat dinlenmemesinin, yargılamanın bütünü ışığında hakkaniyeti ve silahların eşitliği ilkesini zedeleyen bir durum yaratmadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: