Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Atakan Yıldırım | BN. 2021/8629

Karar Bülteni

AYM Atakan Yıldırım BN. 2021/8629

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/8629
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Belirleyici tanık beyanları duruşmada test edilmelidir.
  • Yüzleştirme yapılmaması savunma hakkını telafisiz kısıtlar.
  • Geçerli neden yoksa tanık bizzat dinlenmelidir.

Bu karar hukuken, ceza yargılamalarında mahkûmiyete temel teşkil eden tanık beyanlarının elde ediliş yöntemlerinin adil yargılanma hakkı çerçevesinde ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkını kullanamamasının, savunma makamını iddia makamı karşısında çaresiz bırakacağına dikkat çekmektedir. Karar, yüz yüzelik ve doğrudanlık ilkelerinin ceza muhakemesindeki vazgeçilmez yerini pekiştirmekte, teknik imkânların varlığına rağmen tanıkların sanıktan kaçırılarak veya istinabe yoluyla dinlenmesinin açık bir hukuka aykırılık teşkil ettiğini net bir biçimde ilan etmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, özellikle terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği gibi ağır suç isnatlarının bulunduğu yargılamalar için önemli bir rehber niteliğindedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan gizli tanık veya uzaktan ifade alma işlemlerinin, mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili olması durumunda yerel mahkemelerin çok daha titiz bir usul izlemesi gerekecektir. Sanığın tanığa soru soramaması ve onun güvenilirliğini bizzat mahkeme huzurunda test edememesi, ancak çok istisnai hâllerde ve sanığın bu dezavantajını telafi edecek çok güçlü usuli güvencelerle hukuka uygun kabul edilebilir. Aksi hâlde, sanığın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilerek verilen cezaların yüksek mahkemelerden dönmesi kaçınılmaz bir hukuki sonuç olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, kimya öğretmeni olarak görev yapan başvurucunun, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılanması ve neticesinde 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılması etrafında şekillenmektedir. Savcılık makamı, gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyaller, istinabe yoluyla dinlenen bazı tanıkların beyanları, haberleşme programının kullanımı ve banka hesap hareketleri gibi iddialara dayanarak başvurucu hakkında ceza davası açmıştır. Başvurucu ise yargılama boyunca örgütle hiyerarşik bir bağı olmadığını, programı örgütsel iletişim için kullanmadığını ve bankacılık işlemlerinin rutin faaliyetler olduğunu savunarak hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Ancak yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine kritik ifadeler veren temel tanıklar duruşma salonuna getirilmemiş veya başvurucunun bizzat hazır bulunduğu celselerde dinlenmemiştir. Başvurucu, aleyhindeki bu tanıklara soru sorma, onlarla yüzleşme ve beyanlarının doğruluğunu test etme imkânı bulamadığını belirterek mahkûmiyet kararının haksız olduğunu iddia etmiş ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmuştur. Ceza yargılamasında temel kural, sanığın aleyhine olan tanıkları mahkeme huzurunda sorgulama veya sorgulatma hakkına tam ve eksiksiz bir şekilde sahip olmasıdır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, duruşma haricinde veya sanığın yokluğunda elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediği üç aşamalı sıkı bir test ile belirlenmektedir. Birinci aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinde geçerli ve hukuken kabul edilebilir bir nedenin var olup olmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı "tek veya belirleyici delil" olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer bu beyan belirleyici bir delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı bu dezavantajlı durumu telafi edecek yeterli düzeyde "karşı dengeleyici güvencelerin" (örneğin tanığı mahkeme huzurunda teknolojik imkânlarla dinleme veya bağımsız yan delillerle destekleme) sağlanıp sağlanmadığı titizlikle incelenir.

Ayrıca mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180 uyarınca, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde mutlaka bu yöntemin uygulanarak ifade alınması gerektiğine atıf yapmaktadır. Yargıtay içtihatlarında da belirli programların tespiti veya banka hesap hareketleri gibi olguların tek başına örgüt üyeliği için her zaman yeterli delil kabul edilmediği, bunların örgütsel faaliyet boyutuyla tanık beyanları gibi yan delillerle de güçlü bir şekilde desteklenmesinin zorunlu olduğu hususu doktrin ve yargısal prensipler ışığında kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu ceza yargılaması dosyasını detaylı bir şekilde incelediğinde, ilk derece mahkemesinin aleyhe beyanda bulunan kilit tanıkları duruşmada bizzat veya teknolojik iletişim araçları aracılığıyla dinlemek için herhangi bir çaba göstermediğini açıkça tespit etmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında veya duruşma tutanaklarında, söz konusu tanıkların neden mahkeme huzurunda veya sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla dinlenemediğine dair hiçbir geçerli ve haklı neden ortaya konulmamıştır.

Yargılama makamı, başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan mahkûm edilmesinde ve hatta tayin edilen temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak ağır bir biçimde belirlenmesinde, istinabe yoluyla dinlenen tanıklar ile başvurucunun yokluğunda dinlenen gizli tanığın beyanlarını "belirleyici ölçüde" esas almıştır. Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında, dosyada bulunan dijital kullanım şüphesi ve banka kayıtları gibi diğer delillerin, bu tanık beyanları olmaksızın mahkûmiyet için tek başına yeterli görülmediği son derece açıktır. Dolayısıyla, sanığa sorgulama imkânı tanınmayan bu tanıkların ifadeleri, mahkûmiyet kararına götüren son derece belirleyici nitelikteki deliller konumundadır.

Başvurucuya yargılama sürecinde kendi savunmasını yapma imkânı kısmen tanınmış olsa da, kilit konumdaki tanıkların beyanlarının tespiti sırasında bizzat veya avukatıyla hazır bulunamamış, onlara anlık soru yöneltememiş ve ifadeler sırasındaki tepkilerini ölçme fırsatı bulamamıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme heyeti de bu tanıkların duruşmadaki tavırlarını doğrudan gözlemleyerek güvenilirliklerini test edememiştir. Başvurucunun savunma hakkının bu denli ağır şekilde kısıtlanmasını telafi edecek karşı dengeleyici hiçbir usuli güvence veya alternatif mekanizma da sağlanmamıştır. Tanıkların usulüne uygun şekilde sorgulanamaması yargılamanın hakkaniyetini bir bütün olarak zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: