Karar Bülteni
AYM Hıfzı Akdağ BN. 2019/19510
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2019/19510 |
| Karar Tarihi | 21.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
- Belirleyici tanık beyanı duruşmada tartışılmalıdır.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek delil olamaz.
- Tanığın duruşmaya getirilmemesi haklı nedene dayanmalıdır.
- Dengeleyici güvenceler sağlanmadan mahkûmiyet kararı verilemez.
Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki hukuki yükümlülüklerini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları duruşmada sorgulama imkânından mahrum bırakılmasının, savunma hakkını derinden zedeleyeceğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici ölçüde sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanlarına dayandırılması, yargılamanın adilliğine ciddi bir gölge düşürmektedir. Karar, salt soruşturma aşamasında veya gıyapta alınan ifadelerin doğrudan hükme esas alınamayacağını, bu beyanların mutlaka duruşma salonunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde tartışılarak sanığa doğrudan soru sorma hakkı tanınması gerektiğini teyit etmektedir.
Emsal niteliğindeki bu yargı kararı, özellikle terör yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan istinabe yoluyla veya sadece soruşturma evresindeki kolluk ifadeleriyle yetinilmesi uygulamasına karşı çok önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır. Derece mahkemelerinin belirleyici konumdaki tanıkları bizzat dinlemesi, sanığın huzurunda bulunmayan tanıklar için SEGBİS gibi teknolojik imkânları sonuna kadar kullanması ve sanığa yüzleşme fırsatı sunması zorunlu hâle gelmiştir. Uygulamada, tanıkların duruşmada hazır edilememesi durumunda mahkemelerin mutlaka geçerli, somut ve kabul edilebilir bir hukuki neden sunması; ayrıca sanığın içine düştüğü dezavantajlı konumu telafi edecek dengeleyici usul güvencelerinin sağlanması şarttır. Aksi takdirde, eksik incelemeyle verilen mahkûmiyet kararlarının adil yargılanma hakkı kapsamında ağır bir ihlal sonucunu doğuracağı ve yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılacağı bu içtihatla kesin bir şekilde bir kez daha pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında örgütün ilçe yapılanmasında faaliyet gösterdiği ve silahlı terör örgütüne üye olduğu suçlamasıyla yargılanmış, neticesinde yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine ciddi iddialarda bulunan ve mahkûmiyet kararına belirleyici şekilde temel oluşturan çok sayıda tanık, duruşma salonunda bizzat hazır edilerek dinlenmemiştir. Yerel mahkeme, tanıkların bazılarını istinabe yoluyla başka mahkemelerde gıyabında dinlemiş, bazılarının ise sadece emniyet veya savcılıkta verdikleri geçmiş ifadelerini duruşmada okumakla yetinmiştir. Başvurucu, aleyhindeki iddiaları dile getiren bu tanıklara doğrudan soru sorma ve onlarla yüzleşme hakkının elinden alındığını, dolayısıyla iddiaları çürütmek için kendisini etkili bir şekilde savunamadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temel konusu, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan tanık sorgulama hakkının söz konusu eksiklikler nedeniyle ihlal edilip edilmediğidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan tanık sorgulama güvencesini merkeze almıştır. Bu temel hakkın en önemli yansımalarından biri, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları doğrudan sorguya çekme veya çektirme hakkına sahip olmasıdır. Ceza yargılamasında hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde maddi gerçeğe ulaşabilmek için, sanığın aleyhindeki tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla mahkeme huzurunda yüzleşebilmesi ve aleyhte verilen beyanların doğruluğunu bizzat sınama imkânına sahip olması adil yargılamanın vazgeçilmez bir şartıdır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir ceza davasında mahkûmiyet kararı verilecekse, sanığın sorgulamadığı veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir tanığın ifadesi yargılamada "tek veya belirleyici delil" statüsünde olamaz. Anayasa Mahkemesi, tam da bu tür durumlarda yargılamanın adil olup olmadığını somutlaştırmak için kesin sınırları çizilmiş üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk aşamada, dinlenmesi gereken tanığın mahkemede hazır edilememesi geçerli ve hukuki bir nedene dayanmalıdır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın beyanının, mahkûmiyete giden yolda tek veya belirleyici delil olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Üçüncü aşamada ise, eğer beyan belirleyici bir delil konumundaysa, savunma tarafının maruz kaldığı bu olumsuzluğu telafi edecek ve yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir yargılama usulünün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır.
Bu bağlamda, usul hukukumuzda yer alan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180 düzenlemesi büyük önem taşımaktadır. İlgili kanun maddesi, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması (SEGBİS) suretiyle uzaktan da olsa dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu teknolojik yöntemin zorunlu olarak uygulanarak ifade alınmasını emretmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkındaki ceza yargılaması sürecini ve dosya kapsamını detaylı biçimde incelediğinde, ilk derece mahkemesinin aleyhe beyanda bulunan pek çok önemli tanığı duruşmada bizzat hazır etmediğini açıkça tespit etmiştir. Mahkeme, sadece bir tanığı duruşmada dinlemiş (ki o tanık da aleyhe olan eski beyanlarını tamamen değiştirmiştir), diğer tanıkların ise farklı yerlerde istinabe yoluyla alınan beyanlarını veya sadece soruşturma evresindeki eski ifadelerini okumakla yetinmiştir. Üstelik bu tanıkların mahkemede bizzat veya SEGBİS gibi teknik yollarla dinlenilmemesi için dosyada geçerli, makul ve haklı hiçbir neden dahi gösterilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanan üç aşamalı testin ikinci adımında, duruşmada sorgulanmayan bu tanık beyanlarının mahkûmiyet kararındaki belirleyici ağırlığı değerlendirilmiştir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına ve içtihatlarına göre, şahısların Bank Asya'daki mutat ve sıradan hesap hareketleri, yasal olarak faaliyet gösteren derneklere üyelikleri veya dijital platform abonelik iptalleri gibi unsurlar tek başına silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için yeterli delil olarak kabul edilmemektedir. Somut olaya bakıldığında, başvurucunun örgütün mütevelli heyetinde yer aldığı, örgüt adına mali kaynak yaratarak para topladığı ve örgüt propagandası yaptığı gibi doğrudan mahkûmiyete ve hatta cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak üst seviyelerden verilmesine etki eden en önemli bulgular, duruşmada sorgulanmayan bu tanıkların anlatımlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla, sorgulama imkânı tanınmayan tanıkların ifadelerinin, söz konusu mahkûmiyet kararında belirleyici ve tayin edici nitelikte bir delil olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortadadır.
Testin son aşamasında ise savunma tarafına sunulan telafi edici güvenceler incelenmiştir. Mahkemenin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180 hükmü gereğince SEGBİS yöntemini kullanma imkânı varken neden bu etkili yola başvurmadığına dair dosya kapsamında hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Savunma tarafına, karşılaştığı bu ağır zorlukları telafi edecek yeterli dengeleyici güvencelerin tanınmadığı ve güvenilirliği hiçbir şekilde çapraz sorguyla test edilmemiş tanık beyanlarının belirleyici ölçüde hükme esas alındığı anlaşılmıştır. Bu durum, başvurucuyu iddia makamı karşısında zayıf düşürmüş ve bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini derinden zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.