Anasayfa Karar Bülteni AYM | Arif Bekler | BN. 2022/2112

Karar Bülteni

AYM Arif Bekler BN. 2022/2112

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/2112
Karar Tarihi 17.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
  • Duruşmada dinlenmeyen tanık beyanı tek delil olmamalıdır.
  • Belirleyici olmayan tanık beyanı ihlal sonucunu doğurmaz.
  • Tanığın duruşmada hazır edilmemesi makul gerekçelendirilmelidir.

Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve ihlal şartlarını belirlemesi açısından hukuken büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, duruşmada bizzat dinlenmeyen veya sanığın soru sorma imkânı bulamadığı tanıkların beyanlarının, verilecek olan mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olup olmadığını titizlikle değerlendirmiştir. Karar, tanığın duruşmaya getirilmemesi veya teknolojik imkânlarla bağlanmaması için geçerli bir neden gösterilmese dahi, bu durumun doğrudan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını net bir biçimde hukuken ortaya koymaktadır.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, ceza mahkemelerinin sıklıkla başvurduğu istinabe (talimatla ifade alma) kurumunun hukuki çerçevesini çizmektedir. Mahkemelerin yargı çevresi dışındaki tanıkları dinlerken Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi iletişim araçlarını kullanmaması usul eksikliği olarak görülse de, eğer bu tanıkların beyanları mahkûmiyete giden yolda "belirleyici" bir ağırlığa sahip değilse, yargılamanın bütünü adil kabul edilmektedir. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin mahkûmiyet hükmünü kurarken birden fazla ve birbirini destekleyen çeşitli delillere dayanması, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesini önleyen en önemli hukuki kalkan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu içtihat, benzer davalarda mahkemelerin delil değerlendirme ve tanık dinleme süreçlerine doğrudan ışık tutacak niteliktedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlık, eski bir Yargıtay üyesi olan başvurucunun silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçlamasıyla yargılanıp sekiz yıl hapis cezasına çarptırılması sürecinde yaşanmıştır. Başvurucu, aleyhinde ifade veren ve mahkûmiyetine dayanak yapılan bazı tanıkların duruşmada bizzat dinlenmediğini, bu kişilerin ifadelerinin başka şehirlerdeki mahkemelerce istinabe (talimat) yoluyla alındığını belirtmiştir. Mahkeme salonunda hazır edilmeyen veya görüntülü sistemle (SEGBİS) duruşmaya dâhil edilmeyen bu tanıklara soru sorma ve onlarla yüzleşme fırsatı bulamadığını ifade eden başvurucu, savunma hakkının ağır bir şekilde kısıtlandığını savunmuştur. Bu iddialar temelinde başvurucu, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve ihlalin tespit edilerek mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili iddiaları incelerken evrensel hukuk prensipleri ve yerleşik içtihatları doğrultusunda üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkına sahip olması temel bir usul güvencesidir. Bu güvence, sanığın tanıklarla yüzleşmesini ve beyanlarının doğruluğunu sınamasını sağlar.

Uygulanan testin ilk aşamasında, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin bulunup bulunmadığına bakılır. Tanıkların mahkemeye getirilmemesi veya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik imkânlarla dinlenmemesi için derece mahkemesinin haklı ve geçerli bir gerekçe sunması şarttır. Ancak sadece bu gerekçenin sunulmamış olması, tek başına tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği anlamına gelmez.

İkinci aşamada, sanığın doğrudan veya dolaylı olarak sorgulama imkânı bulamadığı tanığın verdiği beyanın, mahkûmiyetin dayandığı "tek" veya "belirleyici" delil olup olmadığı hukuken değerlendirilir. Eğer mahkûmiyet kararı tamamen veya ağırlıklı olarak sorgulanamayan bu tanığın ifadelerine dayanıyorsa, savunma tarafı dezavantajlı duruma düşmüş kabul edilir.

Üçüncü ve son aşamada ise, eğer ulaşılan beyan tek veya belirleyici delil niteliğindeyse, sanığın maruz kaldığı bu usuli zorluğu telafi edecek "karşı dengeleyici güvencelerin" yargılama makamlarınca sağlanıp sağlanmadığına bakılır. Sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma fırsatı verilmesi, tanık beyanını destekleyen başka bağımsız delillerin dosyada bulunması veya SEGBİS imkânının sonradan sağlanması bu telafi edici güvenceler arasında sayılmaktadır. Bu kurallar bütünü, ceza yargılamasının hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini temin etmeyi amaçlamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin, aleyhe beyanda bulunan iki tanığı yargı çevresi dışında olmaları sebebiyle istinabe (talimat) yoluyla dinlediğini tespit etmiştir. Mahkemenin, bu tanıkların duruşmada bizzat veya SEGBİS aracılığıyla hazır edilmemesi için geçerli bir zorlayıcı neden göstermediği görülmüştür. Tanığın konutunun yargı çevresi dışında olmasını doğrudan yeterli bir mazeret sayan mahkemenin, sanığın soru sormasına imkân sağlayacak teknolojik vasıtaları neden kullanmadığını açıklamaması, gerekçelendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği şeklinde değerlendirilmiştir.

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin uyguladığı üç aşamalı testin ikinci basamağına geçildiğinde hukuki durumun farklılaştığı görülmüştür. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı incelendiğinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesinin sadece duruşmada sorgulanamayan bu iki tanığın beyanlarına dayanmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme, başvurucunun örgüte mensubiyeti, örgütün mahrem yargı yapılanması içindeki konumu, örgüt mensuplarıyla birlikte hareket etmesi ve Yargıtay üyeliğine seçilme süreci gibi kritik konularda diğer pek çok tanığın birbiriyle uyumlu ve detaylı beyanlarını asıl belirleyici delil olarak kabul etmiştir.

Bu kapsamda, duruşmada bizzat sorgulanamayan söz konusu iki tanığın beyanlarının, mahkûmiyet kararına götüren tek veya belirleyici nitelikte delil olmadığı sonucuna varılmıştır. İkinci aşamadaki "belirleyici delil" şartının gerçekleşmemesi nedeniyle, üç aşamalı testin son basamağı olan savunmaya yönelik telafi edici dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı hususunda ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Dolayısıyla, başvurucunun söz konusu iki tanığa soru sorma imkânından mahrum bırakılması, dosyada bulunan diğer kuvvetli deliller ışığında yargılamanın bütününün adilliğini zedeleyecek bir boyuta ulaşmamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: