Anasayfa Karar Bülteni AYM | Asım Şahin | BN. 2021/54442

Karar Bülteni

AYM Asım Şahin BN. 2021/54442

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/54442
Karar Tarihi 17.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri özgürlük kısıtlamasıdır.
  • Haksız tedbirlere karşı tazminat hakkı güvence altındadır.
  • Hükmedilen tazminat miktarı hakkın özünü zayıflatmamalıdır.
  • Kuvvetli şüphe olmadan adli kontrol uygulanamaz.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde haksız yere uygulanan koruma tedbirlerine karşı bireylerin sahip olduğu tazminat hakkının anayasal sınırlarını ve temel prensiplerini net bir biçimde çizmesi açısından büyük hukuki önem taşımaktadır. Özellikle ceza adalet sisteminde ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan konutu terk etmeme, diğer bir ifadeyle ev hapsi şeklindeki adli kontrol tedbirinin, yalnızca basit bir seyahat özgürlüğü kısıtlaması olmadığı, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik çok ağır bir müdahale olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir. Karar, bireylerin haksız koruma tedbirleri nedeniyle uğradıkları ağır manevi zararların sembolik veya cüzi rakamlarla geçiştirilemeyeceğini, hükmedilecek tazminat tutarlarının mutlaka ihlalin ağırlığıyla ve hakkaniyetle orantılı olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu değerli karar, haksız tutuklama, gözaltı ve ev hapsi gibi hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere maruz kalan kişilerin açacakları tazminat davalarında yerel mahkemelere yol gösterici bir kılavuz niteliğindedir. Derece mahkemelerinin tazminat miktarlarını belirlerken Anayasa Mahkemesinin güncel içtihatlarını dikkate almak zorunda oldukları, aksi takdirde bu durumun tazminat hakkının özünü derinden zedeleyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca, kanuni düzenlemelerdeki dönemsel boşlukların veya eksikliklerin bireylerin temel haklarını ihlal edecek şekilde aleyhe yorumlanamayacağı ilkesi pekiştirilmiş, uygulamadaki hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik standartları ciddi anlamda güçlendirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştır. İtiraz üzerine başvurucu tahliye edilmiş ancak hakkında "yurt dışına çıkamama" ve "konutu terk etmeme" şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmıştır. Soruşturma neticesinde delil yetersizliğinden dolayı kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haksız yere gözaltında tutulduğu ve konutu terk etmeme tedbirine maruz kaldığı gerekçesiyle devlet aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, gözaltı süresi için oldukça düşük bir tazminata hükmederken, konutu terk etmeme tedbiri için kanunda açık düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle bu yöndeki talebi reddetmiş; istinaf mahkemesi ise hükmedilen tazminat miktarını daha da düşürmüştür. Başvurucu, ödenen tazminatın yetersizliği ve ev hapsi için tazminat verilmemesi nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı çerçevesinde ele alarak değerlendirmiştir. Bu son derece önemli temel hakkın dokuzuncu fıkrası, anayasal esaslara aykırı bir idari işleme veya yargısal tedbire tabi tutulan kişilerin uğradıkları tüm zararların, genel tazminat hukuku prensiplerine uygun olarak devlet tarafından ödeneceğini kesin bir biçimde güvence altına almaktadır.

Kararda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükmü çerçevesinde haksız koruma tedbirlerine karşı açılacak tazminat davalarının anayasal dayanağı ve sınırları titizlikle incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, haklarında yürütülen soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilen kişilerin haksız yakalama ve haksız gözaltı iddiaları için bu kanun yolunun kural olarak etkili bir başvuru mekanizması olduğunu belirtmiştir. Ancak, derece mahkemeleri ve yargı mercilerince takdir edilecek olan tazminat miktarının, somut olayın nesnel koşullarıyla ve ihlalin yarattığı tahribatın ağırlığıyla tam orantılı olması gerektiği, çok düşük veya sembolik miktarların doğrudan Anayasa'nın 19. maddesine aykırılık teşkil edeceği vurgulanmıştır.

Bunların yanı sıra, yerleşik içtihatlara ve ilkesel kararlara atıf yapılarak, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kişinin hareket serbestisi üzerindeki kısıtlayıcı etkisinin yoğunluğu nedeniyle doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu ifade edilmiştir. Olay tarihinde 5271 sayılı Kanun m. 141 kapsamında özel olarak bu tedbir nedeniyle tazminat talep edilebilecek açık bir hukuki yol bulunmadığından, bu durumun anayasal güvenceleri ihlal edip etmediğinin mahkemece doğrudan incelenmesi gerektiği temel kuralı da hatırlatılmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuya karşı uygulanan haksız gözaltı tedbiri nedeniyle derece mahkemelerince hükmedilen tazminatın yeterliliğini ve hukuki uygunluğunu öncelikli olarak detaylı biçimde değerlendirmiştir. Yargılama sürecinde başvurucu lehine ilk derece mahkemesince 2.000 TL gibi bir tutara, istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince ise miktar daha da düşürülerek sadece 700 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Yüksek Mahkeme, hükmedilen bu 700 TL'lik tutarın, benzer nitelikteki haksız tutma durumlarında öngörülen asgari tazminat miktarlarına ve emsal içtihatlara kıyasla son derece düşük olduğunu tespit etmiştir. Kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması karşılığında bu kadar cüzi ve sembolik bir tutarın ödenmesine karar verilmesinin, anayasal güvence altındaki tazminat hakkının özünü ciddi şekilde zayıflattığı ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını uygulamada adeta anlamsız hâle getirdiği net bir şekilde değerlendirilmiştir.

İkinci olarak, başvurucu hakkında uzun süre uygulanan "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuki temelleri titizlikle incelenmiştir. Soruşturma makamının dosya sonunda verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucu hakkında yalnızca "teyide muhtaç bilgi" olduğu ve kamu davası açmaya yetecek seviyede, yeterli şüphe oluşturacak herhangi bir somut delil elde edilemediği idare tarafından açıkça belirtilmiştir. Bu vahim durum, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli bir belirti veya haklı bir neden bulunmadan oldukça ağır bir kısıtlama olan ev hapsi tedbirine maruz bırakıldığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermektedir. Olay tarihinde yürürlükte olan ilgili mevzuatın bu haksız ve dayanaksız kısıtlamaya karşı etkili bir tazminat yolu öngörmemesi nedeniyle, devletin mağdurun uğradığı zararı karşılama yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği kesin sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, haksız yakalama ve gözaltı tedbirine dayalı olarak hükmedilen tazminat miktarının yetersizliği ile konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri sebebiyle uğranan zararların tazmin edilmemesi nedenleriyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: