Karar Bülteni
AYM Uğur Özçiftçi BN. 2021/43521
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/43521 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık mahkeme huzurunda bizzat sorgulanabilmelidir.
- Belirleyici tanık beyanı duruşmada doğrudan dinlenmelidir.
- Salt tutanak okunması tanık dinleme yerine geçemez.
- Denkleştirici güvenceler sunulmadan mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Bu karar, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının en önemli ve vazgeçilmez unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki anayasal yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve bu beyanı mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde etki eden bir tanığın, sanığa doğrudan soru sorma imkânı tanınmadan sadece yazılı ifadesinin duruşmada okunmasıyla yetinilmesini açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Özellikle ilgili tanığın mahkemede fiziken hazır edilmemesi veya teknolojik yöntemlerle eş zamanlı ve doğrudan dinlenmemesi durumunda, bu eksikliğin yargılamanın hakkaniyetini ciddi şekilde zedelediği açıkça vurgulanmıştır. Yargılamada yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerinin ihlali anlamına gelen bu durumun, adaletin tecellisine gölge düşüreceği ifade edilmiştir.
Benzer ceza davalarındaki emsal etkisi bakımından bu karar, derece mahkemelerinin başka soruşturma veya dosyalardan elde edilen, yazılı veya gıyapta alınmış tanık beyanlarını doğrudan hükme esas alamayacaklarını göstermesi açısından oldukça kritik bir öneme sahiptir. İstisnai ve zorunlu durumlar haricinde, olayın aydınlatılmasında rol oynayan tanığın mutlaka sanığın da katıldığı bir celsede dinlenmesi ve savunma makamı tarafından çapraz sorguya tabi tutulması gerektiği, aksi takdirde sanığa bu ciddi dezavantajı telafi edecek çok güçlü denkleştirici güvenceler sunulması zorunluluğu yerleşik bir içtihat hâline gelmektedir. Uygulamada mahkemelerce sıkça rastlanan ve sadece önceden alınmış ifade tutanağının duruşmada sanığın yüzüne karşı okunmasıyla yetinilen işlemlerin, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi denetiminden geçemeyeceği ve doğrudan bir hak ihlali sebebi sayılacağı bu kararla bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla açılan ceza davasında, mahkûmiyetine temel teşkil eden en önemli delillerden biri olan tanık beyanının alınış şekli ve yargılamadaki usul eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda başvurucu hakkında örgüt üyeliği iddiasıyla ceza davası açılmış ve yargılama süreci başlamıştır.
Yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine daha önceden ifade veren M.F.Y. İsimli bir şahsın başka bir ilde ve tamamen başka bir soruşturma kapsamında yetkili makamlar huzurunda alınan yazılı beyanı delil olarak dosyaya getirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, bu tanığı bizzat duruşmaya çağırmadan veya eş zamanlı ses ve görüntü nakli yoluyla başvurucuyla yüzleştirmeden, sadece daha önceki yazılı ifade tutanağını okuyarak mahkûmiyet kararı vermiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren tanığa doğrudan soru sorma ve onun beyanlarının güvenilirliğini sorgulama imkânından mahrum bırakıldığı için adil yargılanma hakkının zedelendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının merkezinde Anayasa'nın 36. maddesinde tüm vatandaşlar için güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en temel ayrılmaz uzantısı olan tanık sorgulama hakkı yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik insan hakları içtihatlarına göre, bir ceza yargılamasında sanığın doğrudan doğruya aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vazgeçilmez bir hukuki güvencedir.
Bu bağlamda ceza muhakemesi sistemimizin omurgasını oluşturan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 hükmü somut uyuşmazlıkta kritik bir önem taşımaktadır. Anılan kanun maddesinin birinci fıkrası, olayın delili sadece bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesini emretmekte; daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın duruşmada okunmasının dinleme yerine kesinlikle geçemeyeceğini açık bir dille kurala bağlamaktadır. Aynı Kanun'un ruhuna hâkim olan doğrudan doğruyalık ve sözlülük ilkeleri uyarınca, davanın hâkiminin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve herkesin huzurunda açıkça tartışılmış delillere dayandırabileceği kabul edilmektedir.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi, sanık tarafından bizzat sorgulanmayan tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulup kurulamayacağını adil yargılanma standartları gereği üç aşamalı sıkı bir test ile değerlendirmektedir. Öncelikle, ilgili tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesinin veya teknik yollarla dinlenmemesinin hukuken geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığına bakılır. İkinci olarak, sanık tarafından sorgulanma imkânı bulunmayan tanığın beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya sonucu belirleyici ağırlıktaki delil olup olmadığı incelenir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer bu tanık beyanı karar için belirleyici ise, savunma tarafının yargılamada maruz kaldığı bu ciddi dezavantajlı durumu telafi edecek yeterli düzeyde dengeleyici usuli güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı titizlikle araştırılır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edildiği ceza yargılamasını, tanık sorgulama hakkına ilişkin oturmuş içtihatlarındaki üç aşamalı test kriterleri ışığında detaylı bir biçimde incelemiştir. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılama esnasında başvurucu aleyhine yürütülen ayrı ve bağımsız bir soruşturma sırasında ifade veren M.F.Y. İsimli tanığın yazılı beyan tutanağını duruşmada okumakla yetinmiş; bu tanığı başvurucunun da bizzat hazır bulunduğu bir celsede veya teknolojik vasıtalarla eş zamanlı olarak dinlemek için hiçbir çaba göstermemiştir. Derece mahkemesinin gerekçeli kararında ve duruşma tutanaklarında tanığın mahkeme huzurunda neden hazır edilemediğine veya canlı bağlantı kurulamadığına ilişkin geçerli, makul hiçbir neden veya ikna edici bir açıklama ortaya konulmamıştır.
Mahkeme, kararında başkaca yan deliller bulunduğunu belirtse de Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre salt ByLock IP bağlantı (CGNAT) kayıtlarının veya bir dijital materyal içerisinde örgüt liderine ait ses ve videoların bulunmasının tek başına silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet için kesinlikle yeterli delil olarak kabul edilmediği açıktır. Bu bağlamda, başvurucunun iddia edilen örgüt toplantılarına bizzat katıldığına dair M.F.Y. İsimli tanığın vermiş olduğu aleyhe beyan, mahkûmiyet hükmünün kurulmasında ağır basan ve sonucu doğrudan doğruya belirleyen en temel kanıtlardan biri hâline gelmiştir. Başka bir deyişle, duruşmada sorgulama imkânı tanınmayan tanığın tek taraflı ifadesi belirleyici nitelikte bir delildir.
Belirleyici delil niteliğindeki bu beyanın duruşmada açıkça tartışılmaması, başvurucunun tanığa doğrudan doğruya soru sorma, onun ifadelerinin doğruluğunu ve itibar edilebilirliğini sorgulama ve olası çelişkilerini mahkeme heyetinin dikkatine sunma imkânını tamamen ortadan kaldırmıştır. Sadece kollukta veya savcılıkta alınmış yazılı tutanağın okunması, savunma makamının karşılaştığı bu ağır dezavantajı giderecek yeterli bir denkleştirici usuli güvence olarak hiçbir şekilde kabul edilemez.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanığın beyanlarının belirleyici ölçüde hükme esas alınması ve savunmaya dengeleyici güvencelerin sağlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.