Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2022/22165 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/22165 BN.

Anayasa Mahkemesi | Şaban Koşan | 2022/22165 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/22165
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçe bulunmalıdır.
  • Belirleyici delil gizli tanıksa dengeleyici güvence şarttır.
  • Sanığın tanığı doğrudan sorgulayamaması adil yargılanmayı zedeler.
  • Yeterli gerekçe gösterilmeden gizli tanık uygulamasına başvurulamaz.

Bu karar, ceza yargılamalarında gizli tanık uygulamasının hukuki sınırlarını ve sanığın adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama güvencesini net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, sanığın veya müdafiinin aktif katılımı olmaksızın dinlenen bir gizli tanığın beyanlarının, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılması durumunda yargılamanın adil olmaktan çıkacağını açıkça vurgulamıştır. Mahkeme, gizli tanık beyanlarının sadece duruşma tutanağına geçirilip sonradan sanığa okunmasının, sanığın o tanığı doğrudan sorgulama ve sorulara vereceği tepkileri gözlemleyerek güvenilirliğini test etme hakkının yerini asla tutamayacağına kesin olarak hükmetmiştir.

Benzer davalar ve uygulamadaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar yerel mahkemelerin gizli tanık dinleme usullerine çok ciddi bir standart getirmektedir. Örgütlü suçlarla mücadelede tanıkların kimliğinin gizli tutulması ihtiyacı meşru ve hukuka uygun kabul edilse de, bu istisnai durumun sanık aleyhine ölçüsüz bir dezavantaj yaratmaması gerektiğinin altı çizilmektedir. Artık yerel mahkemeler ve istinaf mercileri, gizli tanık beyanına dayanarak mahkûmiyet kuracaklarsa, bu durumun neden zorunlu olduğunu detaylıca ve inandırıcı bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Daha da önemlisi, savunma tarafına mutlaka bu dezavantajı dengeleyici usuli güvenceler sunmak zorundadırlar. Aksi hâlde, sanığın çelişmeli yargılama ilkesinden mahrum bırakılması ve silahların eşitliği ilkesinin zedelenmesi, doğrudan ve telafisi imkansız bir hak ihlali sebebi sayılacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Şaban Koşan isimli başvurucu, olayların yaşandığı tarihte Kırşehir İl Millî Eğitim Müdürlüğünde maarif müfettişi olarak görev yaparken, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle hakkında ceza soruşturması başlatılarak kamu davası açılmıştır. Yargılama süreci devam ederken yerel mahkeme, "Sızıntı" kod adlı bir gizli tanığı, başvurucunun ve avukatının bulunmadığı bir celsede istinabe yoluyla dinlemiştir. Başvurucu, aleyhinde ifade veren bu gizli tanıkla yüzleşmek, iddiaları çürütmek ve kendisine doğrudan soru sormak istediğini mahkemeye dilekçeyle bildirmesine rağmen bu kritik talebi mahkeme heyeti tarafından karşılanmamış ve sadece gizli tanığın daha önce alınan ifadeleri duruşmada okunarak yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme, eldeki diğer delillerle birlikte büyük ölçüde bu gizli tanığın ifadelerine dayanarak başvurucuya silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası vermiştir. Başvurucu, aleyhine tanıklık eden kişiyi doğrudan sorgulama ve beyanlarındaki muhtemel çelişkileri mahkeme huzurunda ortaya çıkarma hakkının elinden alındığını, bu sebeple çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ve adil bir şekilde yargılanmadığını belirterek temel haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan çelişmeli yargılama ile silahların eşitliği ilkelerine dayanmaktadır. Ceza muhakemesi hukukumuzda, yargılamanın yüz yüze ve sözlü olarak yapılması esastır. Bu ilkelerin bir yansıması olarak, sanığın kendisi aleyhine delil niteliği taşıyan her türlü beyana itiraz edebilmesi, tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil yargılanmanın en temel hukuki şartlarındandır.

Yüksek Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, örgütlü suçlarla mücadelede tanıkların kimliğinin gizli tutulması gibi istisnai tedbirlere başvurulması meşru görülebilir. Ancak bu durum, savunma tarafı için normal şartlarda bulunmayan ciddi zorluklar yarattığından yargılama aşamasında belirli kuralların titizlikle uygulanması gerekir. Bu kapsamda mahkemeler, ilk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul ve haklı gerekçelerin olup olmadığını değerlendirmelidir. İkinci olarak, gizli tanık ifadesinin verilecek mahkûmiyet hükmünün dayandığı "tek veya belirleyici delil" olup olmadığı saptanmalıdır.

Eğer hüküm büyük ölçüde veya tamamen, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir gizli tanığın beyanlarına dayanıyorsa, üçüncü adım olarak savunma tarafının yaşadığı bu dezavantajı giderecek dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılır. Sanık veya müdafii tarafından güvenilirliği test edilmemiş bir tanık beyanı belirleyici delil yapılmış ve buna karşılık savunmaya yeterli usuli güvenceler sunulmamışsa, Anayasa m. 36 kapsamındaki adil yargılanma hakkının doğrudan ihlal edildiği kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken ilk derece mahkemesinin "Sızıntı" kod adlı gizli tanığı, başvurucu sanığın ve onun savunmasını üstlenen müdafiinin hazır bulunmadığı bir ara celsede Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden istinabe yoluyla dinlediğini tespit etmiştir. Duruşma tutanakları ve mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde, söz konusu tanığın kimliğinin neden gizlendiğine veya neden savunma makamının katılamadığı, soru soramadığı bir celsede dinlendiğine dair hiçbir geçerli ve ikna edici bir hukuki gerekçe sunulmadığı görülmüştür. Dosya kapsamında, başvurucunun açıkça gizli tanıkla yüzleşmek ve çelişkileri gidermek adına soru sormak istediğini talep etmesine rağmen bu en temel savunma hakkından mahrum bırakıldığı tereddütsüz bir biçimde anlaşılmıştır.

Yüksek Mahkeme, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının temel dayanaklarını irdelediğinde; dosyada bulunan bazı dijital materyal kalıntıları ve banka hesap hareketleri gibi delillerin Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre tek başına silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet için yeterli ve kesin delil olarak kabul edilmediğini vurgulamıştır. Bu hukuki bağlamda, gizli tanığın başvurucunun örgüt içindeki konumuna, atamalarına ve para alışverişine ilişkin verdiği aleyhe beyanların, yerel mahkemenin mahkûmiyet kararında açıkça belirleyici delil niteliği taşıdığı saptanmıştır.

Kararda, mahkûmiyete giden yolda belirleyici nitelikteki bu gizli tanık beyanına karşı savunma tarafına yeterli ve adil dengeleyici güvencelerin sunulmadığı bilhassa vurgulanmıştır. Gizli tanığın ara celsede alınan beyanlarının sonradan dosya arasına konularak duruşmada okunması ve savunma tarafının denetimine bu şekilde sunulması, sanığın veya avukatının tanığı doğrudan sorgulama ve sorulan sorulara anlık verdiği tepkiler üzerinden güvenilirliğini test etme imkânının yerini hiçbir şekilde tutamaz. Savunma makamının tanığa sesli veya görüntülü bağlantı yoluyla dahi olsa doğrudan soru soramaması, anlatımlardaki olası çelişkileri ortaya çıkarma fırsatını tamamen engellemiştir. İlk derece mahkemesinin, tanığın kimliğini gizleme ve koruma menfaatleri ile sanığın adil yargılanma ölçütleri içinde yer alan hakları arasındaki adil dengeyi sağlayamadığı, dolayısıyla gerçekleştirilen yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı hâle geldiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: