Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2023/4176 BN.

Karar Bülteni

AYM 2023/4176 BN.

Anayasa Mahkemesi | Özcan Gültekin | 2023/4176 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/4176
Karar Tarihi 02.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
  • Belirleyici tanık beyanında sanığa sorgulama imkanı tanınmalıdır.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı dengeleyici güvencelerle desteklenmelidir.
  • Doğrudan doğruyalık ilkesi gereği deliller huzurda tartışılmalıdır.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri olan tanık sorgulama hakkının ve doğrudan doğruyalık ilkesinin önemini bir kez daha kesin bir dille hukuken tescil etmektedir. Karar, sanığın aleyhine ifade veren ve beyanları mahkûmiyet hükmüne esas alınan veya davanın seyrine belirleyici ölçüde etki eden tanıkların, bizzat duruşmada sanık tarafından sorgulanabilmesi gerektiğini emredici bir tutumla vurgulamaktadır. Mahkemenin, yargılama esnasında tanıkları duruşmada hazır etmemesi ve sanığa aleyhindeki iddiaları sınaması için soru sorma imkânı tanımaması, ancak yeterli dengeleyici güvencelerin sunulması veya yargılamanın o aşamasında geçerli ve makul bir nedenin varlığı hâlinde hukuka uygun kabul edilebilir.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu yargı kararı, ilk derece mahkemelerinin basit yargılama usulü sonrasında itiraz üzerine duruşma açtıklarında, sadece dosya üzerinden veya daha önceki aşamalarda kollukta alınan yazılı ifadelere dayanarak karar vermelerinin önüne geçecek güçlü bir niteliktedir. Yargıçların, tanıkların olay karşısındaki tepkilerini ve güvenilirliğini bizzat gözlemleyerek test etmeleri ve savunma makamının çelişmeli yargılama ilkesinden etkin bir biçimde yararlanmasını sağlamaları gerektiği çok net bir şekilde ortaya konulmuştur. Böylece, sırf soruşturma evresindeki ifadelere dayalı olarak, tanıkların mahkeme huzuruna çağrılmaksızın ve sanıkla yüzleştirilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmesi uygulamasının anayasal boyutta ağır bir hak ihlali doğuracağı somut biçimde emsal altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, başvurucu ile kendisinin eski avukatı olan müşteki arasında geçen bir telefon görüşmesine dayanmaktadır. Müşteki, avukatlıktan çekilme süreciyle ilgili yaptıkları bu telefon görüşmesi sırasında başvurucunun kendisine yönelik tehdit ve hakaret içeren sözler sarf ettiğini ileri sürerek şikâyetçi olmuştur. Görüşme sırasında telefonun hoparlörünün açık olması nedeniyle müştekinin yanında bulunan iki kişi de bu konuşmalara şahit olmuştur.

Savcılık, başvurucu hakkında hakaret ve tehdit suçlarından dava açmıştır. Yerel mahkeme, basit yargılama usulüyle verdiği para cezasının ardından başvurucunun itirazı üzerine duruşma açmış, ancak müştekiyi ve olaya tanık olan kişileri duruşmaya çağırmadan, yalnızca soruşturma aşamasındaki ifadelere dayanarak başvurucuya tehdit suçundan yeniden ceza vermiştir. Başvurucu ise, kendisine ceza verilmesine temel oluşturan bu tanıkların mahkemede dinlenmediğini, onlara soru soramadığını ve bu yolla savunma hakkının haksız bir biçimde kısıtlandığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken ceza yargılamasının temelini oluşturan tanık sorgulama hakkı ve doğrudan doğruyalık ilkesine özel bir odaklanma göstermiştir. Bu kapsamda, bir sanığın kendisine isnat edilen fiil hakkında bilgi veren aleyhte tanıkları bizzat sorguya çekme veya mahkeme vasıtasıyla çektirme hakkı, adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve dokunulmaz bir parçasıdır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereği, yargılamanın adilliğini zedeleyip zedelemediğini tespit etmek için Anayasa Mahkemesi tarafından üç aşamalı sıkı bir test uygulanmaktadır. Birinci aşama, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin veya dinlenememesinin mantıklı ve hukuken geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. İkinci aşama, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının, sanığı doğrudan mahkûmiyete götüren tek veya belirleyici ana delil olup olmadığı hususunun dikkatlice değerlendirilmesidir. Üçüncü ve son aşama ise, sorgulama imkânı verilmemesi nedeniyle savunma makamının muhakeme sırasında karşılaştığı bu ciddi dezavantajlı durumu telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici yargısal güvencelerin mahkeme tarafından sağlanıp sağlanmadığıdır.

Bununla birlikte, hukukun evrensel kaidelerinden olan doğrudan doğruyalık ilkesinin bir gereği olarak, olayın sübuta ermesini sağlayan delil yalnızca bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanığın bizzat duruşma salonunda dinlenmesi emredici bir kural olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 uyarınca, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş yazılı tutanağın okunması tek başına dinleme yerine geçemez. Bu kanuni düzenleme, yargılamayı yapan hâkimin, tanığın beyanını, ses tonunu ve duruşmadaki tepkilerini bizzat gözlemleyerek şüpheden uzak vicdani kanaatini oluşturması gerektiğini emretmektedir. Dolayısıyla, soruşturma aşamasında elde edilen tek taraflı ifadelerin duruşmada sadece evrak olarak okunması, taraflara soru sorma hakkı ve itiraz şansı tanınmadığı sürece çelişmeli yargılama ilkesini ağır biçimde zedeler.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk olarak derece mahkemesinin aleyhte beyan veren tanıkları duruşmada neden dinlemediğini irdelemiştir. Mahkemenin, soruşturma aşamasında dinlenen tanıkları kovuşturma aşamasında duruşmaya getirmeye yönelik herhangi bir işlem yapmadığı, adresleri yargı çevresi içinde olan bu kişilerin duruşmada hazır edilmesinin zorluğu hakkında hiçbir makul ve geçerli neden göstermediği tespit edilmiştir. Kamu makamları, sanığı tanık sorgulama imkânından yararlandırmamanın gerekçesini somut olayda ortaya koyamamıştır.

İkinci aşamada, dinlenmeyen tanık beyanlarının mahkûmiyet kararındaki ağırlığı değerlendirilmiştir. Mahkeme, müştekinin soyut beyanına itibar etme gerekçesi olarak doğrudan yanında bulunan iki tanığın ifadelerinin destekleyici olmasını göstermiştir. Müştekinin de mahkeme huzurunda dinlenmemesi ve tanıkların anlatımlarının suçun sabit görülmesinde büyük bir ağırlık taşıması karşısında, sorgulama imkânı tanınmayan tanık beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren belirleyici nitelikte delil olduğu açıkça anlaşılmıştır.

Son olarak, savunma tarafının karşılaştığı bu dezavantajlı durumu telafi edecek güvencelerin bulunup bulunmadığı incelenmiştir. Başvurucu, yargılama boyunca aleyhindeki iddialara kendi bakış açısından cevap verebilmiş olsa da, tanıkların görüntülü veya sesli iletişim sistemleri vasıtasıyla dahi dinlenmemesi nedeniyle onların beyanlarının doğruluğunu test etme fırsatı bulamamıştır. Soru sorulamayan tanıkların tepkileri mahkeme tarafından gözlemlenememiş ve beyanların güvenilirliği tartışılamamıştır. Tek veya belirleyici delil konumundaki ifadeler, sanıkla yüzleştirilmeden doğrudan hükme esas alınmış ve bu ağır sınırlamayı telafi edecek hiçbir karşı dengeleyici mekanizma sunulmamıştır. Bu durum, bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini onarılamaz biçimde zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, sanığın tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği ve yargılamanın yeniden yapılması gerektiği yönünde karar vermiştir ve ihlal iddiasına ilişkin başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: