Karar Bülteni
AYM Ozan Terziler ve Diğerleri BN. 2024/33747
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2024/33747 |
| Karar Tarihi | 02.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- HAGB kararının denetimi etkili ve kapsamlı olmalıdır.
- İtiraz mercileri kararları soyut gerekçelerle reddedemez.
- Sanığın mahkûmiyetten önce kanun yolundan feragati geçersizdir.
- HAGB sürecinde usuli güvenceler bütünüyle sağlanmalıdır.
Anayasa Mahkemesi bu kararında, ceza yargılamalarında sıklıkla uygulanan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun uygulamadaki kronik usul sorunlarını adil yargılanma hakkı kapsamında son derece kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Karar, sanıkların haklarında henüz mahkûmiyet hükmü dahi kurulmadan önce yargılamanın başında HAGB'yi kabul etmelerinin, anayasal bir hak olan istinaf kanun yoluna başvuru hakkından peşinen feragat anlamına geldiğini ve bu durumun usuli temel güvenceleri tamamen ortadan kaldırdığını hukuken tescil etmektedir. İtiraz mercilerinin HAGB kararlarını incelerken dosyanın esasına girmeyip sadece şekli şartlar yönünden şablon değerlendirmeler yapmasının hak arama hürriyetini işlevsiz kıldığı çok net bir dille ortaya konulmuştur.
Bu karar, HAGB kararlarına karşı yapılan itirazların matbu ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesi devrine hukuken son verildiğini gösteren güçlü bir içtihattır. Kararın uygulamadaki en önemli ve sarsıcı etkisi, HAGB kurumu tatbik edilirken ilk derece mahkemelerinin ve itiraz mercilerinin sanığın savunma haklarını hiçbir surette kısıtlamaması, toplanmasını istediği delilleri mutlak surette değerlendirmesi ve ret kararlarını doyurucu gerekçelerle yazması zorunluluğunu pekiştirmesidir. Eski yasal düzenlemeler döneminde verilen HAGB kararları nedeniyle hak ihlaline uğradığını iddia eden sanıklar için son derece güçlü bir emsal teşkil eden bu karar, geçmiş ihlallerin giderilmesi adına yeniden yargılama yolunu açarak adil yargılanma hakkının teminatı niteliğinde yeni bir uygulama standardı yaratmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında çeşitli suçlardan açılan ceza davalarında yerel mahkemelerce mahkûmiyetlerine karar verilip bu hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) hükmedilmesi üzerine yargısal süreci Anayasa Mahkemesine taşımışlardır. Başvurucular; mahkemelerin kendilerine yüklenen suçların sabit olup olmadığını yeterince araştırmadığını, varsayımlar üzerine cezalandırıldıklarını ve adil yargılanmadıklarını ileri sürmüşlerdir.
Dava süreçlerinde dosyaya sunulan bilgi, belge veya raporların dikkate alınmadığı, davanın sonucunu doğrudan etkileyecek tanık dinletme ve delil toplatma taleplerinin ilk derece mahkemelerince hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği iddia edilmiştir. Ayrıca, aleyhlerine verilen HAGB kararlarına karşı yaptıkları itirazların, itiraz mercileri tarafından dosyanın esasına girilmeksizin ve sadece şekli şartların oluşup oluşmadığı yönünden matbu gerekçelerle reddedildiği belirtilmiştir. Başvurucular, bu uygulamalar nedeniyle adil yargılanma haklarının, kanun yolu şikâyeti haklarının ve hak arama hürriyetlerinin ihlal edildiğini belirterek ihlalin tespiti ile yeniden yargılama talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken özellikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 çerçevesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumuna ilişkin anayasal ilkeleri temel almıştır. HAGB kurumu, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ile cezalandırılan sanıklar hakkında, şartların varlığı hâlinde kurulan mahkûmiyet hükmünün belirli bir denetim süresi boyunca hukuki bir sonuç doğurmamasına olanak tanıyan bir ceza muhakemesi kurumudur.
Anayasa Mahkemesi bu bağlamda daha önce verdiği Atilla Yazar ve diğerleri kararına atıf yapmış, sanıkların yargılamanın başında HAGB kararını kabule dair irade beyanlarının alınmasının, mahkûmiyet hükmü kurulmadan önce kanun yolundan peşinen feragat anlamına geldiğini ve bunun anayasal geçerlilik koşullarını sağlamadığını vurgulamıştır. Mahkeme, 5271 sayılı Kanun kapsamında itiraz mercilerinin HAGB kararlarını incelerken yalnızca şekli şartlarla sınırlı bir denetim yapmaması, sanıkların iddia ve delillerini mutlaka dikkate alarak çatışan menfaatleri dengelemesi gerektiği prensibine dayanmıştır.
Ayrıca, HAGB kurumuna ilişkin 5271 sayılı Kanun m.231'de yer alan düzenlemelerin, itiraz kanun yolunda etkili bir denetim öngörmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesinin 2022 ve 2023 yıllarında verdiği iptal kararları kararın temelini oluşturmuştur. İptal kararları sonrasında yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile HAGB kurumuna ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiş, sanığın rızası şartı kaldırılarak HAGB kararlarına karşı doğrudan istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabileceği kuralı getirilmiştir. Bu yasal değişiklik, uyuşmazlık konusu eski düzenlemelerdeki usuli eksikliklerin kanun koyucu tarafından da benimsenerek düzeltildiğini gösteren en temel hukuki referanslardan biri olarak değerlendirilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruları incelerken başvurucular hakkındaki ceza yargılamalarının adil yargılanma hakkının sağladığı usuli güvencelere uygun şekilde yürütülmediğine dair çok net tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, HAGB kararını kabule ilişkin irade beyanlarının yargılamanın henüz başında alınması usulündeki sorunlara dikkat çekilmiş; mahkûmiyet hükmünün kurulmasından önceki bir aşamada açıklandığı için sanığın istinaf yolundan feragat iradesinin anayasal geçerlilik koşullarını taşımadığı saptanmıştır. Bu durumun, yargılamanın sonraki aşamalarında adil yargılanma hakkı güvencelerinin ilk derece mahkemesince sağlanıp sağlanmadığının etkili şekilde denetlenmesini imkânsız kıldığı vurgulanmıştır.
Bunun yanı sıra, yargılamaların bir kısmında sanıkların davanın seyrini değiştirebilecek delil toplatma ve inceletme taleplerinin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine tamamen aykırı olarak ilk derece mahkemelerince reddedildiği belirlenmiştir. Mahkemelerin gerekçeli kararlarında, başvurucuların esasa etkili iddia ve savunmalarının karşılanmadığı, teknik bilgi gerektiren ve uzmanlık isteyen konulardaki taleplerin yetersiz gerekçelerle geçiştirildiği ve böylece savunma makamının iddia makamına nazaran dezavantajlı bir konuma düşürüldüğü tespit edilmiştir.
İtiraz mercilerinin yaklaşımı da mahkemenin temel tespitleri arasında yer almıştır. HAGB kararlarına karşı itiraz yolunun mevzuatta bulunmasına rağmen, somut dosyalarda itiraz mercilerinin sadece şekli şartlar yönünden dosya üzerinden yeknesak ve matbu gerekçelerle itirazları reddettikleri görülmüştür. İtiraz mercilerinin, davayla doğrudan ilgili olan itiraz noktalarını ayrı ayrı değerlendirerek yeterli bir gerekçeyle cevap verme yükümlülüklerini yerine getirmedikleri saptanmıştır. Bu sistemsel eksiklik nedeniyle HAGB kararlarına karşı öngörülen itiraz yolunun, başvuruculara iddiaları hakkında başarı şansı sunmayan, etkisiz bir hak arama yolu hâline geldiği ifade edilmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırı hareket edildiği gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.