Karar Bülteni
AYM F.Ç. BN. 2021/65299
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/65299 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanı mutlaka denetime tabi olmalıdır.
- Sanığa tanığı sorgulama imkânı mutlaka verilmelidir.
- Yüzleşme olmadan verilen hüküm adil yargılanmayı zedeler.
Bu karar, ceza yargılamasında mahkûmiyetin tek veya belirleyici ölçüde tanık beyanına dayandığı durumlarda, sanığa söz konusu tanığı sorgulama imkânının tanınmasının adil yargılanma hakkının vazgeçilmez ve en temel bir unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, tanığın mahkeme huzurunda veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla sanıkla yüzleştirilmeden, yalnızca istinabe yoluyla uzaktan alınan ifadesiyle yetinilmesini hukuka ve anayasal güvencelere aykırı bulmuştur. Mahkeme, tanığın duruşmada hazır edilmemesi için yargı mercilerince geçerli bir neden gösterilmemesi ve sanığa karşı dengeleyici usuli güvencelerin sağlanmaması hâlinde ceza yargılamasının temel taşı olan doğrudan doğruyalık ilkesinin zedeleneceğine işaret etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle terör örgütü üyeliği gibi ciddi suçlamaların bulunduğu yargılamalarda sıklıkla başvurulan itirafçı, şüpheli veya gizli tanık beyanlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli ve şüpheden uzak bir zemin oluşturamayacağını, sanığın savunma hakkının etkin bir şekilde kullandırılması gerektiğini göstermektedir. Uygulamada yerel mahkemelerin, belirleyici nitelikteki tanıkları mutlak surette duruşmada dinlemeleri veya en azından sanığın bizzat soru sormasına olanak tanıyacak teknik altyapıyı sağlamaları gerektiği bir kez daha kesin bir dille teyit edilmiştir. Karar, yargılamanın hakkaniyetini korumak adına mahkemelere tanık sorgulama hakkının keyfi olarak sınırlandırılamayacağı yönünde son derece güçlü bir hukuki çerçeve ve emsal standart çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, bir devlet hastanesinde doktor olarak görev yapan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla başlatılan soruşturmaya ve ardından açılan ceza davasına dayanmaktadır. İddianamede, bir başka soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade veren bir şahsın başvurucu aleyhine verdiği beyanlara ve bazı sabit hatlardan yapıldığı ileri sürülen aramalara yer verilmiştir. Yargılama sırasında, aleyhteki beyanları mahkûmiyet kararına temel teşkil eden ana tanık, başvurucunun hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemiş; ifadesi istinabe (talimat) yoluyla başka bir mahkemece alınmıştır. Başvurucu, bu tanığı sorgulama ve beyanlarının doğruluğunu test etme imkânından mahrum bırakıldığını belirterek bu duruma itiraz etmiş, ancak yerel mahkeme tarafından hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvurucu, aleyhindeki tanığı sorgulama hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkını temel almıştır. Ceza yargılamasında hakkaniyete uygun yargılanmanın en önemli unsurlarından biri olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca, hükme esas alınacak delillerin mutlaka hâkim huzurunda tartışılması gerekmektedir. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 hükmü uyarınca, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi yasal bir zorunluluktur. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması, tanığın bizzat dinlenmesi yerine geçemez. Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.217 gereğince, hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği üç aşamalı bir test ile belirlenir. Birinci aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise sorgulama imkânı tanınmaması nedeniyle savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajları telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği incelenir. Bu kurallar bütünü, sanığın aleyhindeki tanıklarla yüzleşmesini ve beyanların güvenilirliğini test edebilmesini güvence altına almaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda yerel mahkemenin tanığı duruşmada dinlememesini ve sadece istinabe yoluyla başka bir şehirde alınan beyanını duruşmada okumakla yetinmesini detaylı şekilde incelemiştir. Yargılamada, aleyhte beyanlarda bulunan ana tanığın mahkeme huzurunda hazır edilmemesi veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla dinlenmemesi hususunda herhangi bir geçerli veya zorlayıcı neden derece mahkemelerince ortaya konulmamıştır.
İkinci olarak, mahkûmiyet gerekçesine bakıldığında, ankesörlü veya sabit hat aramalarının yanı sıra esas olarak söz konusu tanığın istinabe yoluyla alınan kısıtlı beyanlarına dayanıldığı görülmektedir. Yargıtay uygulamaları ve delillerin niteliği gözetildiğinde, sorgulama imkânı tanınmayan bu tanığın ifadelerinin mahkûmiyet kararına götüren tek delil olmasa da kesinlikle belirleyici nitelikte delil olduğu Anayasa Mahkemesince saptanmıştır. Mahkemenin, başvurucunun ankesörlü hatlardan ardışık arandığı iddiasına ilişkin uzman bilirkişi raporu alınması yönündeki ara kararından, dosyanın tekemmül ettiği gerekçesiyle vazgeçerek doğrudan bu tanık beyanına ağırlık vermesi, ifadenin belirleyiciliğini daha da artırmıştır.
Üçüncü aşama olan karşı dengeleyici güvenceler yönünden yapılan değerlendirmede ise, başvurucunun tanığın beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığı için onu doğrudan sorgulayamadığı ve sorulan sorulara verilen anlık tepkileri gözlemleme fırsatı bulamadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin de tanığı bizzat dinlememesi sebebiyle tanığın güvenilirliğini ve samimiyetini test etme imkânı tamamen ortadan kalkmıştır. Bu eksikliği telafi edecek, savunma tarafının maruz kaldığı kısıtlamayı dengeleyecek yeterli usule ilişkin hiçbir güvence yargılama sürecinde sağlanmamıştır. Sonuç olarak, güvenilirliği test edilmemiş tanık beyanının hükme temel teşkil etmesi, yargılamanın bütünü bakımından hakkaniyeti ciddi şekilde zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.