Karar Bülteni
AYM Gülşen Kılıcarslan ve Rojin Yural BN. 2023/89247
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/89247 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal ve İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Terör örgütü propagandası somut tehlike yaratmalıdır.
- Sloganların şiddete teşvik edip etmediği incelenmelidir.
- Sadece marş söylemek propagandaya vücut vermez.
- İfade özgürlüğü şok edici söylemleri de korur.
- Cezalandırma zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşılamalıdır.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında atılan sloganlar ile söylenen marşların ifade özgürlüğü bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli bir hukuki sınır çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, terör örgütü liderini açıkça öven, şiddeti ve silahlı mücadeleyi teşvik eden net sloganların atılmasını ifade özgürlüğünün sınırları dışında kabul etmiştir. Ancak şiddete çağrı barındırmayan, yalnızca bir marşın kalabalıkla birlikte söylenmesi eylemini doğrudan terör örgütü propagandası olarak nitelendirmemiştir. Mahkemelerin, ifade edilen sözlerin şiddete teşvik edip etmediğini, olayın bağlamını ve muhtemel etkilerini detaylıca tartışması gerektiği vurgulanmıştır.
Uygulamada, terörle mücadele mevzuatının sıklıkla geniş yorumlanarak toplantılarda atılan her türlü slogan veya söylenen marşın propaganda suçu kapsamında cezalandırıldığı görülmektedir. Bu karar, mahkemelere propaganda suçunun oluşabilmesi için eylemin somut bir tehlike yaratması ve şiddeti teşvik etmesi şartını aramaları gerektiğini kesin bir dille hatırlatmaktadır. Benzer davalarda emsal teşkil edecek bu yaklaşım, yargı mercilerinin kişileri mahkûm etmeden önce söylenen marşın bağlamını ve terör örgütünün şiddet yöntemlerini meşru gösterip göstermediğini somut delillerle ortaya koymalarını zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay tarihinde Mersin Üniversitesinde öğrenci olan başvurucular, Suriye'de yaşanan çatışmalarda ölen örgüt mensuplarını anmak amacıyla düzenlenen gösteri yürüyüşlerine katılmışlardır. Güvenlik güçlerinin tespitlerine göre, birinci başvurucu Rojin Yural eylemlerde pankart taşımış ve terör örgütü liderini öven sloganlar atmıştır. İkinci başvurucu Gülşen Kılıcarslan ise kalabalıkla birlikte Kürtçe bir marş söylemiştir.
Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi, her iki öğrencinin eylemlerinin de silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğuna kanaat getirerek başvurucuları ikişer yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Verilen mahkûmiyet kararlarının istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleşmesi üzerine başvurucular, eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, atılan sloganların ve söylenen marşların propaganda suçunu oluşturmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m. 7 hükümleri çerçevesinde değerlendirmiştir. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temel taşlarından biri olup, sadece lehte olan veya zararsız görülen fikirleri değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini rahatsız eden, şok edici ve kışkırtıcı düşünce açıklamalarını da koruma altına almaktadır.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve milli güvenlik ile kamu düzeninin korunması amacıyla sınırlandırılabilir. 3713 sayılı Kanun m. 7 uyarınca, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının yapılması suç olarak düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak yorumlanması ifade özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle bir düşünce açıklamasının cezalandırılabilmesi için eylemin somut şartlarda belirli oranda tehlikeye neden olduğunun mahkemelerce gösterilmesi şarttır.
Terör bağlamında yapılan açıklamaların şiddete teşvik mahiyetinde olup olmadığı değerlendirilirken; açıklamanın yapıldığı bağlam, kişinin kimliği, zamanlama ve muhtemel etkiler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Salt bir marşın söylenmesi, içeriğindeki ifadelerin şiddeti açıkça teşvik ettiği veya terör örgütünün cebir içeren yöntemlerini meşru kıldığı somut bir şekilde gerekçelendirilmeden propaganda suçu kapsamında cezalandırılamaz. Yargı mercileri, kişilerin ifadelerinin demokratik toplum düzeninde zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını ve uygulanan yaptırımın orantılı olup olmadığını göstermekle yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, her iki başvurucunun durumunu kendi eylemleri çerçevesinde ayrı ayrı incelemiştir. Birinci başvurucu Rojin Yural yönünden yapılan değerlendirmede; başvurucunun katıldığı gösterilerde terör örgütü elebaşını açıkça öven ve yücelten yüksek sesle sloganlar attığı, ayrıca çeşitli pankartlar açtığı tespit edilmiştir. Mahkeme, bu sloganların terör örgütünün yarattığı şiddetin övülmesi ve terörizme destek anlamına geldiğini, kışkırtıcı ve şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelik taşıdığını vurgulamıştır. Bu bağlamda, birinci başvurucuya verilen hapis cezasının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği, uygulanan yaptırımın orantılı olduğu ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
İkinci başvurucu Gülşen Kılıcarslan yönünden ise durum daha farklı değerlendirilmiştir. Bu başvurucunun eyleminin, yalnızca kalabalıkla birlikte bir marş söylemekten ibaret olduğu görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin mahkûmiyet gerekçesinde söz konusu marşın içeriğinde yer alan hangi ifadelerin şiddete teşvik anlamına geldiğini açıklamadığını, okunan marş ile toplantı bağlamı arasındaki ilişkiyi kurmadığını belirlemiştir. Yargı mercileri, başvurucunun bu marşı söylemek suretiyle terör örgütünün şiddet yöntemlerini nasıl meşru gösterdiğini veya teşvik ettiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır.
Öznel değerlendirmeler ve varsayımlar üzerinden kişilerin cezalandırılması ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale teşkil etmektedir. İlk derece mahkemesinin, salt marş söylenmesini şiddete çağrı olarak kabul eden soyut yaklaşımı demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Mevcut olayın şartlarında, söz konusu eylemin açık bir şiddet çağrısı taşıdığı kanıtlanamamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ikinci başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.