Karar Bülteni
AYM Mehmet Bozan Karayılan BN. 2021/55075
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/55075 |
| Karar Tarihi | 23.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığı sorgulama imkânı adil yargılanmanın temel şartıdır.
- Belirleyici tanık beyanına karşı dengeleyici güvenceler sağlanmalıdır.
- Sanığın aleyhine olan tanıkla yüzleşme hakkı vardır.
- Duruşmada dinlenmeyen tanık beyanı tek başına yetersizdir.
Bu karar, ceza yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan ve hükme esas teşkil eden tanık beyanlarının sanık tarafından bizzat sorgulanabilmesi hususunda son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine olan bir tanığı sorgulama imkânından mahrum bırakılmasının, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan savunma hakkını telafisi imkânsız şekilde zedeleyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, özellikle soruşturma veya kovuşturma aşamasında istinabe yoluyla dinlenen ve mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici ölçüde rol oynayan tanık beyanlarına karşı sanığa karşı dengeleyici güvenceler sunulması gerektiğinin altını çizmektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi açısından bakıldığında karar, yerel mahkemelerin tanıkları mahkemede hazır etmeden veya teknolojik iletişim imkânlarını kullanmadan doğrudan eski beyanları üzerinden hüküm kurma pratiklerinin hukuka aykırılığını vurgulamaktadır. Yargılama makamlarının, tanığın duruşmada dinlenmemesi için geçerli bir neden sunması ve şayet bu tanık beyanı belirleyici ise sanığın dezavantajlı konumunu telafi edecek adımları atması zorunlu tutulmaktadır. Dolayısıyla bu içtihat, ceza davalarında sadece yazılı tutanakların okunmasıyla yetinilemeyeceğini, doğrudan doğruyalık ilkesi ile çelişmeli yargılama ilkelerinin fiilen hayata geçirilmesi gerektiğini güçlü bir şekilde göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, yasa dışı yollarla Türkiye'ye giren bir kişinin, kolluk kuvvetlerine verdiği ifadede kendisine Mehmet Bozan Karayılan'ın yardım ettiğini öne sürmesiyle başlamıştır. Bu ifadenin ardından başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış ve sonrasında Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Yargılama aşamasında başvurucu aleyhine ifade veren bu kilit kişi, istinabe yoluyla başka bir mahkeme tarafından dinlenmiş; ancak başvurucu veya avukatı bu sırada hazır bulunmamıştır. Başvurucunun, mahkûmiyetine temel oluşturan bu ana tanığı duruşmada bizzat sorgulama talebi yerine getirilmemiştir. Yerel mahkemece hapis cezasına çarptırılan başvurucu, aleyhine ifade veren tanığa soru sorma ve yüzleşme imkânı verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının zedelendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve yeniden yargılama talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın güvence altına aldığı adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en önemli bileşenlerinden olan tanık sorgulama hakkına odaklanmıştır. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin temel bir gereğidir. Sanığın hakkında yürütülen yargılama sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından şarttır.
Yerleşik içtihatlara göre, bir mahkûmiyet tek veya belirleyici ölçüde sanığın soruşturma veya kovuşturma evresinde sorgulama ya da sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmışsa, sanığın hakları önemli ölçüde kısıtlanmış olur. Bu gibi durumlarda Anayasa Mahkemesi üç aşamalı bir test uygulamaktadır. İlk olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesinde geçerli ve haklı bir nedenin varlığı araştırılır. İkinci olarak, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü aşamada ise, eğer tanık beyanı tek veya belirleyici delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediğine bakılır. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 ve ilgili maddeleri gereği, doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi veya en azından SEGBİS gibi vasıtalarla savunmanın onlara soru sormasına imkân sağlayacak yöntemlerin devreye sokulması elzemdir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, başvurucu hakkında açılan davanın temel dayanağının, yasa dışı yollarla ülkeye giren tanık G.P.'nin kolluk ve sonrasındaki istinabe sırasındaki beyanları olduğunu tespit etmiştir. Yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi, tanık G.P.'yi mahkeme huzuruna getirmemiş ve istinabe yoluyla alınan beyanları duruşmada okumakla yetinmiştir. Üstelik mahkeme, tanığın duruşmada neden hazır edilemediği veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi iletişim araçları kullanılarak neden dinlenilmediğine dair herhangi bir geçerli neden ve açıklama sunmamıştır.
Kararda, tanık G.P.'nin teşhis tutanağındaki ve istinabedeki beyanlarının, başvurucunun örgüt içindeki konumunun belirlenmesinde ve mahkûmiyet hükmünün kurulmasında belirleyici nitelikte delil olarak kullanıldığı açıkça vurgulanmıştır. Diğer yandan dinlenen bir gizli tanığın ifadelerinin sonradan değiştiği, dijital materyallerdeki yazışmaların ise tek başına mahkûmiyet için yeterli bir ağırlık oluşturmadığı dikkate alındığında, sorgulanmayan tanık beyanının hükme giden yoldaki ağırlığı çok daha belirgin hâle gelmiştir.
Başvurucuya, aleyhindeki tanığı doğrudan sorgulama, ona soru yöneltme veya beyanlarının güvenilirliğini test etme fırsatı verilmemiştir. Dahası, ilk derece mahkemesi, başvurucunun maruz kaldığı bu savunma kısıtlılığını telafi edecek karşı dengeleyici hiçbir güvence sağlamamıştır. Mahkemenin tanığın tavır ve tepkilerini gözlemleyememesi ve savunma makamının tanığa soru yöneltme hakkından fiilen mahrum bırakılması, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir. Doğruluğu ve güvenilirliği test edilmemiş bir tanık beyanının belirleyici ölçüde hükme esas alınması, adil yargılanma hakkının çekirdek unsurlarının göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.