Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2024/404 E. | 2024/5600 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2024/404 E. 2024/5600 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2024/404
Karar No 2024/5600
Karar Tarihi 25.10.2024
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Taahhüt ve kefalet senedi uyuşmazlıkları özel hukuka tabidir.
  • Senet kaynaklı alacak davaları adli yargıda görülür.
  • Borç bildirim işlemi idari yargının görevinde değildir.
  • Kefalet ilişkisi borçlar hukuku kurallarına göre çözümlenir.

Bu karar, kamu idareleri ile vatandaşlar arasında akdedilen taahhüt ve kefalet senetlerinden kaynaklanan alacak ve borç ilişkilerinde yargı yollarının görev sınırlarını net bir biçimde belirlemektedir. İdarenin tek yanlı ve üstün kamu gücünü kullanarak tesis ettiği işlemler idari yargının denetimine tabidir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurt dışı eğitim programları, yüksek lisans ve doktora bursları süreçlerinde alınan kefalet senetlerine dayalı olarak kişilere gönderilen borç bildirimleri, idare hukukunun üstün kamu gücü ayrıcalıklarına dayanmamaktadır. Aksine, bu ilişkiler tarafların serbest iradeleriyle akdettikleri özel hukuk sözleşmeleri niteliğinde kabul edilmektedir. Bu bağlamda, idarenin alacaklı sıfatıyla gönderdiği ödeme çağrıları borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde değerlendirilmekte ve çözümünde yalnızca adli yargı mercileri görevli sayılmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi, vatandaşların hak arama özgürlüğü açısından büyük bir öneme sahiptir. Kamu personeli veya öğrencilerin yurt dışı eğitimlerinden döndükten sonra mecburi hizmet yükümlülüklerini ihlal etmeleri durumunda başlatılan borç tahsil süreçlerinde, davaların idari yargıda açılması zaman ve hak kayıplarına yol açmaktadır. İşbu Danıştay kararı, bu uyuşmazlıklarda idari yargıda görev yönünden ret kararı verileceğini bir kez daha teyit etmiştir. Uygulamada, avukatların ve hak arayan vatandaşların usuli mağduriyetler yaşamamaları adına, davalarını doğrudan adli yargı mercilerinde özel hukuk hükümlerine göre açmaları gerektiği kesin biçimde vurgulanmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, Milli Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen akademik eğitim programı kapsamında, eğitimini yarıda bırakan bir vatandaşa idare tarafından gönderilen borç bildirimine itiraz edilmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Davacı, yüksek lisans ve doktora eğitim süreçlerini uzun süre başarıyla sürdürdüğünü ancak çalışma ortamında kendisine uygulanan ağır psikolojik baskı ve mobbing sebebiyle doktora tezini bitiremediğini ileri sürmektedir. Başarısızlık durumunun kendi kusurundan değil, maruz kaldığı idari baskılardan kaynaklandığını iddia etmektedir. Bu mağduriyetine dayanarak, eğitim sürecinde devlet tarafından yapılan harcamalar dolayısıyla kendisinden ve kefillerinden tahsil edilmek istenen borç bildiriminin iptalini talep etmiştir. Bakanlık ise, davacının imzaladığı taahhüt ve kefalet senedi uyarınca, eğitimini tamamlayamaması durumunda kuruma olan borcunu ödemekle yükümlü olduğunu savunmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken temel aldığı kural, anayasal sistemde yer alan yargı yollarının ayrılığı ilkesi ve sözleşmeler hukukunun genel prensipleridir. Bir işlemin idari yargının görev ve denetim alanına girebilmesi için idarenin kamu gücünü kullanarak, tek yanlı ve icrai nitelikte bir idari tasarrufta bulunmuş olması şarttır. Ancak idarenin, tıpkı bir özel hukuk kişisi gibi eşit hak ve yükümlülüklerle taraf olduğu rızai sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, idari yargının değil adli yargının görev alanına girmektedir.

Uyuşmazlıkta idarenin ve vatandaşın haklarını belirleyen kilit yasal düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleridir. Kişilerin yurt dışı eğitime, yüksek lisans veya doktora programlarına gönderilirken imzaladıkları taahhüt ve kefalet senetleri, idari bir karar niteliği taşımayıp tamamen medeni hukuk ve borçlar hukuku prensiplerine tabi özel hukuk sözleşmeleridir.

İdarenin, bu senetlerin içeriğine dayanarak eğitimini yarıda bırakan kişilerden yaptığı eğitim masraflarının tahsili amacıyla gönderdiği borç bildirim yazıları da idari bir işlem sayılmamaktadır. Bu tür borç bildirimleri, alacaklı sıfatını haiz bir özel hukuk kişisinin borçlusuna yaptığı ödeme çağrısı yahut temerrüde düşürme ihtarı mahiyetindedir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, taraflar arasında tek taraflı idari bir yaptırım değil, karşılıklı rızaya dayalı bir sözleşme ve alacak-borç ilişkisi bulunduğundan, uyuşmazlığın esasının inceleneceği çözüm yeri idari mahkemeler değil, asliye hukuk mahkemeleri gibi genel mahkemelerdir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dava dosyası incelendiğinde, davacının Milli Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen özel bir akademik eğitim programı kapsamında lisansüstü eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Davacı ve kefilleri, eğitim programına dâhil olurken devletin yapacağı masrafların belirli şartların ihlali halinde geri ödeneceğini kabul eden bir taahhüt ve kefalet senedini imzalayarak mali yükümlülükler altına girmiştir. Davacı, doktora sürecinde karşılaştığı idari zorluklar ile kendisine uygulanan sistematik mobbing eylemleri nedeniyle tezini tamamlayamadığını, başarısızlığının kendi kişisel kusurundan kaynaklanmadığını belirterek tarafına çıkarılan borç faturasının haksız olduğunu ileri sürüp iptalini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, davanın esasına girmeden önce yargı yolunun caiz olup olmadığını incelemiş ve uyuşmazlığın temelinin davacı ile kefilleri tarafından tek taraflı olarak imzalanarak idareye sunulan taahhüt ve kefalet senedine dayandığını tespit etmiştir. Mahkeme, idare ile davacı arasındaki ilişkinin kamu gücüne dayanan bir üstünlük veya ayrıcalık ilişkisi olmadığını, eşitler arası borçlar hukuku kapsamında doğan tipik bir alacak-borç ilişkisi olduğunu vurgulamıştır. Bakanlık tarafından iletilen borç bildirimi işlemi, icrai bir idari işlem veya idari yaptırım değil; bir alacaklının borçlusundan alacağını talep etmesi eylemidir. Bu sebeple, kefalet senedinden kaynaklanan ihtilafın genel mahkemelerde adli yargı mercilerinde çözümlenmesi gerektiği belirtilerek davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Davacı taraf, mobbing iddialarının idari bir eylem niteliğinde olduğunu iddia ederek istinaf kanun yoluna başvurmuşsa da, Bölge İdare Mahkemesi ilk derece mahkemesinin yargı yolu ayrımına ilişkin değerlendirmesini hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir. Danıştay 8. Dairesi nezdinde yapılan nihai temyiz incelemesinde de, alt derece mahkemelerinin yargı yolu kurallarını isabetli bir şekilde uyguladığı, borç senedine dayanan bu tür davaların idari yargının görev alanında görülmesinin mümkün olmadığı saptanmıştır. İdarenin borç tahsilat işleminde kamu gücü ayrıcalığı kullanmadığı ve sözleşmesel alacak-borç ilişkisinin kesinlikle adli yargının görev alanında kaldığı hususu net biçimde ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 8. Daire, davanın adli yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ilişkin kararı onama yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: