Karar Bülteni
AYM 2022/92242 BN.
Anayasa Mahkemesi | İsmail Genç | 2022/92242 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/92242 |
| Karar Tarihi | 03.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süresinde verilen dilekçeler dikkate alınmalıdır.
- Hatalı süre hesabı mahkemeye erişimi engeller.
- Aşırı şekilci yorumlar hak ihlaline yol açar.
- İdare kaynaklı gecikmeler başvurucuya yüklenemez.
Bu karar, mahkemelere yapılan başvurularda yasal sürelerin hesaplanması ve kanun yolu incelemelerinde sunulan dilekçelerin dikkate alınması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, süresi içinde idareye teslim edilen ancak idarenin kusuru veya teknik aksaklıklar sebebiyle sisteme okunamayacak şekilde yüklenen dilekçelerin yok sayılarak, sırf eksikliği gidermek amacıyla daha sonra sunulan açıklayıcı dilekçelerin esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargı mercilerinin, başvurucuların iradesini ve kanuni süreler içinde fiilen yaptıkları işlemleri göz ardı ederek davanın reddine karar vermesi, hak arama hürriyetinin özüne yapılmış ağır ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, özellikle ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin mahkemeye erişim haklarının korunması açısından oldukça güçlü bir emsal teşkil edecektir. Tutuklu ve hükümlülerin dilekçelerinin kurumlardan mahkemelere sevki aşamasında yaşanan teknik hataların faturasının mahpuslara kesilemeyeceği prensibi bir kez daha pekiştirilmiştir. Uygulamada, yargı mercilerinin süre aşımı değerlendirmesi yaparken aşırı şekilcilikten mutlak surette kaçınmaları, dosyaya giren ilk dilekçenin havale tarihini esas almaları ve maddi gerçeği yansıtmayan usul hesaplamalarıyla kişileri hak arama yolundan mahrum bırakmamaları gerektiği vurgulanmış, böylece hukuki güvenlik ilkesinin altı çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan İsmail Genç, cezaevinde çıkan bir tartışma sırasında sarf ettiği iddia edilen sözler nedeniyle disiplin kurulunca bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasına çarptırılmıştır. Başvurucu, bu cezaya itiraz etmiş ancak infaz hâkimliği itirazı reddetmiştir. Ret kararının kendisine tebliğ edilmesinin hemen ertesi günü başvurucu, karara karşı ağır ceza mahkemesine itiraz dilekçesi sunmuştur. Ancak cezaevi idaresi bu dilekçeyi mahkemeye okunamayacak şekilde tarayarak göndermiştir. Mahkemenin okunabilir bir dilekçe istemesi üzerine başvurucu yeni bir dilekçe daha yazmıştır. Ağır ceza mahkemesi ise süresinde verilen ilk dilekçeyi hiç dikkate almayıp, mahkemenin talebi üzerine yazılan ikinci dilekçenin tarihini esas alarak itirazı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, süresinde başvuru yapmasına rağmen idarenin teknik hatası yüzünden dilekçesinin dikkate alınmadığını ve hakkını aramasının engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkına dayanmıştır. Bu madde uyarınca herkes, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, hak arama hürriyetinin temel unsuru olup uyuşmazlığın esastan karara bağlanmasını güvence altına alır. Bu hak, yalnızca ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil, kanunlarda öngörülmüş olan itiraz, istinaf veya temyiz gibi yollara başvurma imkânını da kapsar.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkemeye erişim hakkı mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilir niteliktedir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa m. 13 uyarınca mutlaka kanunla yapılması, meşru bir amaca dayanması ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması zorunludur. Başvuru süreleri, hukuki belirlilik ve istikrarı sağlamak amacıyla öngörülen meşru kurallardır. Fakat yargı makamlarının, usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek katı ve aşırı şekilci yorumlardan kaçınmaları şarttır.
Ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin yargı mercilerine iletilmek üzere kurum idaresine verdikleri dilekçelerin, idareye teslim edildiği tarihte mahkemeye sunulmuş sayılacağı yerleşik bir usul kuralıdır. Mahkemelerin, kanunla öngörülen başvuru sürelerini hukuka aykırı veya keyfî şekilde hatalı hesaplaması, bireylerin iddialarının incelenmesine engel teşkil ediyorsa, bu durum hak arama hürriyetine yönelik orantısız bir müdahale oluşturur. Yargı organlarının, süresinde yapılmış bir başvuruyu salt usuli ve sistemsel hatalar sebebiyle süre aşımından reddetmesi, kanunilik ve orantılılık unsurlarını zedeleyerek mahkemeye erişim hakkını açıkça ihlal eder.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun infaz hâkimliği kararına karşı süresi içinde itiraz edip etmediğini ve ağır ceza mahkemesinin süre ret kararının mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturup oluşturmadığını detaylı bir şekilde incelemiştir. Yapılan tespitlerde, infaz hâkimliği kararının başvurucuya 8.09.2022 tarihinde tebliğ edildiği, başvurucunun ise yasal süresi içinde kalarak hemen ertesi gün olan 9.09.2022 tarihinde itiraz dilekçesini kaleme aldığı ve bu dilekçenin aynı gün kurum ikinci müdürü tarafından havale edilerek işleme konulduğu açıkça görülmüştür.
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan detaylı incelemelerde, cezaevi idaresinin bu yasal dilekçeyi mahkemeye okunamayacak derecede bozuk bir şekilde tarayarak gönderdiği, bunun üzerine mahkemenin doğal olarak dilekçenin okunaklı hâlini yazılı bir müzekkere ile talep ettiği saptanmıştır. Cezaevi idaresinin mahkemenin bu talebi üzerine aynı dilekçeyi 16.09.2022 tarihinde yeniden tarayarak mahkemeye ilettiği, bu süreçte kendisine de mahkeme müzekkeresi tebliğ edilen başvurucunun, yaşadığı mağduriyeti ve durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla 22.09.2022 tarihinde ek bir dilekçe daha yazarak süreci hızlandırmak istediği belirlenmiştir.
Ağır ceza mahkemesi ise nihai kararını verirken başvurucunun süresi içinde, yani 9.09.2022 tarihinde kuruma fiilen teslim ettiği ve kayıt altına alınan ilk yasal dilekçeyi bütünüyle dikkate almamış; idarenin teknik hatasını düzeltmek ve durumu netleştirmek amacıyla mahkemeye sunulan 22.09.2022 tarihli ikinci dilekçeyi asıl başvuru tarihi olarak esas almıştır. Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemesinin bu tutumunun usul kurallarının açıkça ve bariz bir şekilde hatalı uygulanması anlamına geldiğini, bunun da kanunda öngörülen itiraz süresinin yanlış hesaplanmasına doğrudan yol açtığını tespit etmiştir.
Süresinde sunulan meşru bir itirazın, tamamen mahkemenin ve infaz kurumunun kendi arasındaki teknik iletişim aksaklıkları ile başvuru sahibine hiçbir şekilde isnat edilemeyecek maddi nedenlerle göz ardı edilmesi, hakkın özünü zedeleyen aşırı şekilci bir yaklaşımdır. Bu durum, başvurucunun usul kurallarından yararlanarak uyuşmazlığı bir üst yargı merciinin önüne taşımasını bütünüyle imkânsız hâle getirmiştir. Dolayısıyla, başvurucunun hak arama hürriyetine yapılan bu kısıtlayıcı müdahalenin ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı ve mahkemeye erişim hakkının özüne dokunulduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.