Karar Bülteni
AYM İhsan Bakar BN. 2022/61996
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/61996 |
| Karar Tarihi | 03.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Radyo ve televizyon izleme hakkı ifade özgürlüğüdür.
- Tehlikeli hükümlü kısıtlaması öngörülebilir kriterlere dayanmalıdır.
- Cezaevi idarelerinin kararları keyfî ve sınırsız olamaz.
- Hak kısıtlamalarının süresi ve kapsamı açıkça belirlenmelidir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin haberleşme ile haber ve fikir alma özgürlükleri bağlamında, radyo ve televizyon imkânlarından yararlandırılmamalarına ilişkin idari ve yargısal pratikleri hukuki bir zemine oturtması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, hükümlünün sırf işlediği suçun niteliği veya geçmişteki mesleki statüsü gerekçe gösterilerek tehlikeli hükümlü statüsüne alınmasını ve bu statünün doğal bir sonucu gibi sunularak sınırsız, süresiz ve keyfî bir radyo-televizyon yasağı uygulanmasını anayasal güvencelere aykırı bulmuştur. Karar, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin sadece şeklî bir kanun maddesine dayanmasını yeterli görmemekte, kanunun aynı zamanda vatandaşlar ve idare için öngörülebilir ve belirli olmasını zorunlu kılmaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar cezaevi idareleri ve infaz hâkimlikleri için belirleyici ve bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. İnfaz kurumları artık tehlikeli hükümlü veya örgüt mensubu kavramlarını, mahpusları dış dünyadan tamamen koparacak genel geçer ve soyut bir kısıtlama aracı olarak kullanamayacaktır. Radyo, televizyon veya benzeri kitle iletişim araçlarına getirilecek her türlü yasaklamanın hangi somut durumlarda, hangi sebeplerle, ne kadar süreyle ve nasıl uygulanacağına dair objektif, ölçülebilir ve denetlenebilir kanuni kriterler ortaya konmak zorundadır. Bu içtihat, uygulamada cezaevi kurullarının sınırsız takdir yetkisini daraltarak, mahpusların bilgiye erişim hakkının korunması yönünde hukuki güvenliği ciddi biçimde tahkim edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ceza alan ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, odasında radyo ve televizyon bulundurma kısıtlamasının kaldırılması talebiyle yetkili makamlara başvurmuştur. İnfaz hâkimliği, başvurucunun talebini cezaevi idare ve gözlem kurulunun kararına dayanarak incelemiş; başvurucunun eski askerî rütbesi, işlediği suçun toplumsal etkisi ve kurum güvenliği gerekçeleriyle tehlikeli hükümlü sayıldığını belirterek bu kısıtlamanın yasalara uygun olduğuna karar vermiştir. İlgili ağır ceza mahkemesinin de bu karara yapılan itirazı reddetmesi üzerine iç hukuk yolları tükenmiştir. Başvurucu, kendisine uygulanan bu sınırsız ve süresiz televizyon ile radyo kısıtlamasının güvenlik tedbiri olmaktan çıkıp ek bir cezalandırma niteliği taşıdığını, keyfî olarak uygulandığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ilkelerine dayanmıştır. İfade özgürlüğü, yalnızca kişinin kendi düşüncelerini ve kanaatlerini yayma hakkını değil, aynı zamanda dışarıdaki haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme hakkını da güvence altına almaktadır. Mahkeme, daha önceki içtihatlarında da açıkça vurguladığı üzere, ceza infaz kurumlarında mahpusların radyo ve televizyon yayınlarından yararlandırılmamasını doğrudan haber ve fikir alma özgürlüğüne, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yapılmış bir müdahale olarak değerlendirmektedir.
Söz konusu müdahalenin yasal dayanağı olarak derece mahkemelerince ileri sürülen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.67 hükmü, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu olan mahpusların televizyon yayınlarından yararlanma imkânının sınırlandırılabileceğini düzenlemektedir. Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılacak bir müdahalenin kanuniliğinden söz edilebilmesi için yalnızca şeklî anlamda bir kanunun var olması yeterli görülmemektedir; kanunun aynı zamanda belirli, ulaşılabilir ve uygulanabilir nitelikte öngörülebilir olması şarttır.
Kanuniliğin belirlilik ve öngörülebilirlik alt ilkeleri gereğince, uygulanan kısıtlamanın hangi somut koşulların varlığı hâlinde devreye sokulacağının, ne kadar süreyle devam edeceğinin ve hangi usullerle tatbik edileceğinin kanun metninde açıkça düzenlenmiş olması gerekmektedir. İdareye veya mahkemelere sınırları çizilmemiş bir takdir yetkisi tanıyan, keyfî uygulamalara açık kapı bırakan yasal düzenlemeler, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında ceza infaz kurumunda uygulanan radyo ve televizyondan yararlandırmama işlemini, doğrudan başvurucunun ifade özgürlüğüne ve bilgiye erişim hakkına yönelik bir müdahale olarak tespit etmiştir. Mahkeme, bu müdahalenin meşruluğunu denetlerken, her türlü hak kısıtlamasının önkoşulu olan kanunilik şartının somut olayda sağlanıp sağlanmadığını derinlemesine incelemiştir.
Somut olayda, infaz hâkimliği ve cezaevi idaresi tarafından radyo ve televizyon kısıtlamasının yasal dayanağı olarak 5275 sayılı Kanun m.67/4 hükmü gösterilmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, daha önce verdiği emsal kararlardaki tespitlere atıf yaparak, anılan kanun hükmünde sadece tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu olan mahpuslar yönünden televizyon yayınlarından yararlanma imkânının kısıtlanabileceğinin belirtilmekle yetinildiğini saptamıştır. Anılan kanunda, bu kısıtlamanın hangi somut ve objektif koşulların varlığı hâlinde devreye gireceğine, ne kadar süreyle uygulanacağına, hangi koşullarda kaldırılacağına ve nasıl bir denetim mekanizmasına tabi olacağına dair hiçbir öngörülebilir kıstas ya da ölçüte yer verilmediği vurgulanmıştır.
Başvurucunun geçmişteki amiral rütbesi ve işlediği ağır cezalık suçun niteliği gibi unsurlar, idare ve derece mahkemelerince kısıtlamanın temel nedeni olarak sunulmuş ve başvurucunun tehlikeli hükümlü statüsünde olduğu ifade edilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesine göre bu durum, uygulanan yasağın sınırsız, belirsiz ve keyfî idari pratiklere açık yapısını hukuka uygun hâle getirmemektedir. Zira öngörülebilirlik güvencesinden tamamen yoksun bir yasal düzenlemeye dayanılarak kişinin temel haber alma araçlarından belirsiz bir süreyle mahrum bırakılması, ifade özgürlüğünün özüne dokunan niteliktedir. İdarenin, başvurucunun durumunda bir değişiklik olup olmadığını değerlendirebileceği nesnel yasal ölçütlerin bulunmaması, müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunilik şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.