Karar Bülteni
AYM Eşref Erdoğan BN. 2021/19225
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/19225 |
| Karar Tarihi | 01.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süresinde açılmayan davanın reddi ölçülü bir müdahaledir.
- Yeni başvuru yapmak dava açma süresini ihya etmez.
- Kanuni sürelerin katı uygulanması mahkemeye erişimi engellemez.
- İdari istikrarın sağlanması meşru bir amaca hizmet eder.
Bu karar, idari yargıda dava açma sürelerinin kesinliği ve idareye yapılan mükerrer başvuruların dava açma süresine etkisi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kanunla belirlenen kesin hak düşürücü süreler geçtikten sonra idareye yapılan yeni bir başvurunun, daha önce kaçırılmış olan dava açma hakkını canlandırmayacağını, yani ihya etmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Kararda, sürekli işçi kadrosuna geçiş gibi spesifik ve geçici hukuki düzenlemelerde öngörülen sıkı usul kurallarının ve süre sınırlamalarının, kamu düzenini ve idari istikrarı sağlama şeklindeki meşru amaca hizmet ettiği özellikle vurgulanmıştır.
Ayrıca bu karar, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve mahkemelerin gereksiz başvurularla meşgul edilmesini önlemek amacıyla kanun koyucu tarafından makul süre sınırları öngörülebileceğini göstermesi açısından emsal niteliğindedir. Uygulamada sıkça karşılaşılan, idarenin suskunluğu veya tebligat eksikliği iddialarına sığınılarak yıllar sonra yeni bir başvuru ile dava süresi yaratma çabalarının hukuken korunamayacağı netleştirilmiştir. Benzer uyuşmazlıklarda Danıştay ve bölge idare mahkemelerinin süre aşımı nedeniyle verdiği ret kararlarının, bireylerin mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı ve orantısız bir külfet oluşturmadığı tasdik edilerek, idari yargı pratiğindeki süre koşullarının katı ancak adil doğası bir kez daha teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde taşeron işçi olarak çalışan başvurucu, sürekli işçi kadrosuna geçmek için 2018 yılında kurumuna başvurmuştur. Yapılan incelemeler neticesinde başvurusu ve itirazı tespit komisyonu tarafından reddedilmiştir. Aradan iki yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra, başvurucu 2020 yılında aynı kadroya geçiş talebiyle idareye ikinci kez bir başvuru daha yapmıştır. İdarenin bu ikinci başvuruya yasal süresi içinde herhangi bir cevap vermemesi (zımni ret) üzerine başvurucu, idare mahkemesinde iptal davası açmıştır.
İdare mahkemesi, sürekli işçi kadrosuna geçiş başvuruları için kanunla öngörülen sürenin çoktan dolduğunu, ikinci kez yapılan başvurunun yeni bir dava açma hakkı doğurmayacağını ve kaçırılan süreyi canlandırmayacağını belirterek davayı süre aşımından reddetmiştir. Başvurucu, ilk ret kararının kendisine hiçbir zaman tebliğ edilmediğini, bu yüzden dava açma süresinin esasen hiç başlamadığını ve davasının reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını elinden aldığını iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve hak arama hürriyeti ilkelerine dayanmıştır. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıkları yargı mercileri önüne taşıyabilmesini ifade etmekle birlikte mutlak bir hak değildir ve anayasal sınırlar çerçevesinde ölçülü bir biçimde sınırlandırılabilir.
Uyuşmazlığın temelinde 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve bu kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 23. ve 24. maddeler yer almaktadır. Anılan 375 sayılı KHK'nın geçici 23. maddesi uyarınca, sürekli işçi kadrosuna geçirilme taleplerinin maddenin yürürlüğe girdiği 2 Ocak 2018 tarihinden itibaren on gün içinde idareye yapılması gerekmektedir. Aynı mevzuata göre idarenin bu talepleri değerlendirmesi, itirazları karara bağlaması ve sınav süreçlerini tamamlaması için öngörülen toplam süre doksan gün ile sınırlandırılmıştır.
İlgili usul ve esasları düzenleyen mevzuat hükümlerine göre, Tespit Komisyonunun aldığı kararların ilgililere tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiş olsa da, kanun koyucu başvuru ve sonuçlandırma işlemlerine katı süre sınırları getirmiştir. İdari yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında şekillenen idari dava açma süreleri, kamu düzenini ilgilendiren ve idari istikrarı sağlama amacı güden kesin kurallardır. Süresi içinde dava konusu edilmeyerek kesinleşen işlemlere karşı, aylar veya yıllar sonra aynı idareye yapılan mükerrer başvuruların reddedilmesi üzerine açılan davalarda, sürenin ihya edilemeyeceği ve yeniden bir dava hakkı doğmayacağı ilkesi yerleşik içtihatların temelini oluşturmaktadır. Bu kuralların sıkı şekilde uygulanması, idari işlemlerde hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin vazgeçilmez bir gereği olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun açtığı iptal davasının idare mahkemesi tarafından süre aşımı nedeniyle reddedilmesi işleminin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiğini açıkça tespit etmiştir. Ancak temel haklara yapılan bu müdahalenin kanuni bir dayanağının olup olmadığı, meşru bir amaca hizmet edip etmediği ve en önemlisi ölçülülük ilkesine uyup uymadığı adım adım incelenmiştir.
Öncelikle, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu sınırlandırmanın 375 sayılı KHK'nın geçici 23. maddesi ile getirilen on günlük başvuru ve doksan günlük sonuçlandırma sürelerine dayandığı, bu nedenle kanunilik unsurunu taşıdığı belirlenmiştir. Ayrıca, dava açma sürelerine getirilen bu tür sıkı sınırlandırmaların idari istikrarın sağlanması, hukuki güvenliğin tesisi ve mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi gibi kamu yararına dayanan çok güçlü meşru amaçları bulunduğu vurgulanmıştır.
Ölçülülük ilkesi bağlamında yapılan incelemede ise başvurucunun ilk başvurusunu kanuni süre içinde idareye sunduğu, bu başvuruya ilişkin sürecin de kanunda öngörülen doksan günlük süre zarfında ilgili tespit komisyonu tarafından ret ile sonuçlandırıldığı saptanmıştır. Başvurucu, komisyonun bu ret kararının kendisine tebliğ edilmediğini iddia etse de, Anayasa Mahkemesi mevzuattaki kesin süreleri dikkate alarak, sürecin en geç 2 Nisan 2018 tarihinde sonuçlandığının başvurucu tarafından bilinebilir durumda olduğuna dikkat çekmiştir. Başvurucunun bu tarihten itibaren derhal dava açmak yerine iki yıldan fazla bir süre sessiz kalıp beklediği ve 2020 yılında idareye yeniden aynı taleple başvurmasının, kaçırılan dava açma süresini yeniden başlatmayacağı tespiti haklı bulunmuştur. Ayrıca, idare mahkemesinin ve istinaf merciinin benzer davalardaki farklı kararları olduğuna dair eşitlik iddiaları incelenmiş, bariz bir içtihat farklılığı veya keyfîlik bulunmadığı, Danıştay'ın da benzer dosyalarda süre aşımından verilen ret kararlarını onadığı ifade edilmiştir. Yargı mercilerince uygulanan kuralların başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklemediği tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.