Karar Bülteni
AYM Yunus Vural ve Diğerleri BN. 2019/36767
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/36767 |
| Karar Tarihi | 12.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süreli yayınlara erişimin engellenmesi keyfî olamaz.
- Yayınların engellenmesi somut ve objektif gerekçelere dayanmalıdır.
- Kötü muamele şikâyetlerinde infaz hâkimliği esasa girmelidir.
- Etkili başvuru hakkı uygulamada da başarı sunmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların süreli ve süresiz yayınlara erişim hakkı ile cezaevi koşullarına dair şikâyetlerinin incelenmesi usullerine ilişkin temel anayasal standartları belirlemektedir. Yüksek Mahkeme, mahpusların kendi maddi imkânlarıyla dışarıdan temin etmek istedikleri basılı eserlerin, sırf yabancı dilde olması veya belirli bir yayınevine ait olması gibi kategorik ve soyut gerekçelerle engellenemeyeceğine hükmetmiştir. Cezaevi idaresinin kurum güvenliğini öne sürerek yayınları reddetmesi durumunda, bu tehlikenin somut olgularla ve kişiselleştirilmiş bir incelemeyle kanıtlanması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca, ceza infaz kurumlarındaki fiziki tutulma koşullarına yönelik şikâyetlerin, idarenin henüz bir karar almadığı gerekçesiyle infaz hâkimliklerince şeklen ve esasa girilmeden reddedilmesinin etkili başvuru hakkını zedelediği açıkça ortaya konulmuştur.
Emsal niteliğindeki bu içtihat, infaz kurumları ve infaz hâkimlikleri için yayın yasaklarında daha şeffaf, ölçülü ve denetlenebilir bir mekanizmanın zorunluluğunu vurgulamaktadır. Mahpusların ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği arasında adil bir denge kurulması gerektiği, yasaklamaların ancak istisnai ve somut tehlike hâllerinde uygulanabileceği ilkesi pekiştirilmiştir. Öte yandan, tutulma koşullarıyla ilgili şikâyetlerde infaz hâkimliklerinin oldukça aktif bir rol oynaması gerektiği, sadece şeklî bir denetim yapmak yerine idareden bilgi ve belge talep ederek iddiaların esasına girmelerinin anayasal bir şart olduğu belirtilmiştir. Bu durum, uygulamadaki infaz hâkimliği denetiminin sınırlarını genişleterek mahpus haklarının korunmasında çok daha etkin ve sonuç alıcı bir hukuki yol oluşturulmasını sağlayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuru, ceza infaz kurumlarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklu olarak bulunan bir grup mahpusun, kurum idaresi aracılığıyla satın almak istedikleri "Time" ve "Newsweek" gibi yabancı dildeki güncel dergiler ile belirli bir yayınevine ait kitapların kendilerine teslim edilmemesi üzerine ortaya çıkmıştır. Kurum idaresi ve infaz hâkimlikleri, yabancı dildeki dergileri tercüme edip denetleyecek personel bulunmaması ve ilgili yayınevinin eserlerinin örgütsel iletişimi canlı tutacağı gerekçesiyle kurum güvenliği açısından sakıncalı görülmesi gibi nedenlerle talepleri reddetmiştir. Öte yandan başvuruculardan biri, bulunduğu cezaevinin kapasitesinin üzerinde aşırı kalabalık olması, hijyen sorunları, sıcak su eksikliği ve kişi başına düşen yemek miktarının azlığı gibi insan onuruna aykırı kötü tutulma koşulları nedeniyle infaz hâkimliğine resmî şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği ise kurum idaresinin bu konuda alınmış yazılı bir kararı olmadığı gerekçesiyle iddiaları incelemeden şikâyeti usulden reddetmiştir. Başvurucular, yayınlara erişimlerinin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüklerinin, cezaevi koşullarına ilişkin şikâyetlerinin incelenmemesi nedeniyle de kötü muamele yasağı ile bağlantılı etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesi, kötü muamele yasağını düzenleyen 17. maddesi ve etkili başvuru hakkını güvence altına alan 40. maddesini temel dayanak olarak almıştır. Ayrıca ceza infaz kurumlarındaki süreli ve süresiz yayınlara erişim ile disiplin uygulamaları bakımından 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.62 hükümleri titizlikle değerlendirilmiştir.
Temel hukuk kurallarına göre, hürriyeti bağlayıcı ceza veya tutuklama tedbiri altındaki mahpuslar da herkes gibi haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğüne sahiptir. İfade özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir amaca hizmet etmesi ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, aynı zamanda ölçülü olması zorunludur. Süreli ve süresiz yayınların cezaevine girişinin engellenmesi, kurum disiplini ve güvenliği meşru amacına dayandırılabilse de, bu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması şarttır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, hakkında adli makamlarca verilmiş herhangi bir toplatma veya yasaklama kararı bulunmayan yayınların, sırf yabancı dilde olmaları veya belirli bir yayınevinden çıkmaları nedeniyle detaylı incelenmeksizin kategorik olarak yasaklanması ifade özgürlüğünün özünü doğrudan zedeler.
Diğer yandan, mahpusların cezaevindeki tutulma koşullarına ve temel yaşamsal ihtiyaçlarına ilişkin şikâyetleri 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu m.4 kapsamında doğrudan infaz hâkimliklerinin görev ve denetim alanındadır. Devletin, egemenliği altındaki kurumlarda barındırılan mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlığını koruma yönünde sarsılmaz bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı uyarınca, ihlal iddialarını inceleyecek makamların sadece hukuken kâğıt üzerinde var olması kesinlikle yetmez; aynı zamanda uygulamada da mağdurlara başarı şansı sunması ve şikâyetlerin esasına yönelik derinlemesine bir inceleme yapması gerekmektedir. İnfaz hâkimliklerinin, ortada yazılı idari bir işlem olmadığı gerekçesiyle şikâyetleri şeklen reddetmesi, kötü muamele iddialarına karşı mahpuslara sunulan başvuru yollarını tamamen etkisiz hâle getirmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların kendi imkânlarıyla satın almak istediği süreli ve süresiz yayınlara erişimlerinin infaz kurumu tarafından engellenmesini ifade özgürlüğüne yönelik açık bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Yapılan detaylı incelemede, talep edilen söz konusu dergi ve kitaplar hakkında ulusal yargı mercilerince verilmiş herhangi bir toplatma veya yasaklama kararının bulunmadığı tereddütsüz şekilde tespit edilmiştir. İdare ve yargı mercilerinin, dergilerin yabancı dilde olması nedeniyle tercüme edecek ve denetleyecek uzman personel bulunmamasını ve belirli bir yayınevine ait kitapların kuruma girmesinin mahpuslar arasındaki örgütsel faaliyetleri canlı tutacağı şeklindeki soyut, genel geçer ve varsayımsal gerekçelerini yetersiz bulmuştur. Yüksek Mahkeme, basılı eserlerin içeriğinin kurum güvenliğini tam olarak ne şekilde tehlikeye düşüreceği yönünde somut, kişiselleştirilmiş ve objektif bir inceleme yapılmadan yayınlara erişimin kategorik olarak yasaklanmasının, bireyin ifade özgürlüğü ile cezaevi güvenliğinin sağlanması arasındaki adil dengeyi başvurucular aleyhine bozduğunu ve bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını kesin olarak belirlemiştir.
Kötü muamele yasağıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden yapılan hukuki değerlendirmede ise, başvurucu Ceyhan Kıvrak'ın cezaevi koşullarının aşırı kalabalık olması, hijyen sorunlarının yaşanması, yeterli sıcak su bulunmaması ve yetersiz beslenme gibi ciddi şikâyetlerle infaz hâkimliğine resmi yollardan başvurduğu anlaşılmıştır. İnfaz hâkimliği, ceza infaz kurumunun bu konularda verdiği hususi ve yazılı bir kararı olmadığı gerekçesiyle şikâyetin esasını hiç incelemeden doğrudan usulden reddetmiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi, infaz hâkimliğinin şikâyet dilekçesinin bir örneğini derhâl cezaevi idaresine göndererek konu hakkında cevap isteyebileceğini, gerekirse yerinde inceleme yaparak iddiaların esasına girmek suretiyle detaylı bir değerlendirme yapması gerektiğini vurgulamıştır. Hâkimliğin bu son derece şekilci ve dar yorumlayıcı yaklaşımının, hukuken var olan bir başvuru yolunu uygulamada tamamen etkisiz kıldığı, böylece tutulma koşullarının kötü muamele seviyesine ulaşıp ulaşmadığının tespit edilmesini ve eğer varsa olası bir ihlalin derhâl sona erdirilmesini doğrudan engellediği saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yayınlara erişimin engellenmesi nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ve cezaevi koşullarına yönelik şikâyetlerin esastan incelenmemesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına ve başvuruculara mağduriyetlerine göre 10.000 TL ile 100.000 TL arasında değişen miktarlarda manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.