Karar Bülteni
AYM Ayşe Cengiz ve Mehmet Aydın BN. 2021/2548
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/2548 |
| Karar Tarihi | 21.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zarar tarihi kesin belirlenemez.
- Süreler müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlatılmalıdır.
- Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
- Kanuni tazminat imkanından yararlanma fiilen zorlaştırılamaz.
Bu karar, idarenin veya yargı mercilerinin kanuni başvuru sürelerini hesaplarken daraltıcı ve aşırı şekilci yorumlardan kaçınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyan önemli bir içtihattır. Özellikle mülkiyet hakkına yönelik süregelen, yani devamlılık arz eden müdahalelerde, zararın doğduğu net bir başlangıç tarihinin belirlenmesinin imkânsızlığı yargısal bir gerçeklik olarak kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, dava ve başvuru sürelerinin müdahalenin tamamen sona erdiği veya eylemin kesildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiğine hükmederek, vatandaşların hak arama hürriyetini güçlü bir koruma kalkanı altına almıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Mülklerine ulaşamayan vatandaşların zararlarının tazmini amacıyla komisyonlara yapacakları başvurularda, idarelerin salt süre üzerinden ret kararı vermesinin önüne geçilmiştir. Hukuk uygulamasında, süregelen zararlara ilişkin başvuru sürelerinin katı bir şekilde yorumlanarak davaların reddedilmesi pratiği, bu karar ve atıf yapılan yerleşik emsal içtihatlar ışığında terk edilmelidir. Karar, idarenin vatandaşı sürekli başvuru yapmaya zorlayan şekilci yaklaşımını hukuka aykırı bularak, mülkiyet hakkı bağlamında etkili başvuru hakkının usule ilişkin güvencelerini büyük ölçüde pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Ayşe Cengiz ve Mehmet Aydın, sahip oldukları mülklerine ulaşamamaları sebebiyle ciddi bir mağduriyet yaşamış ve bu kapsamda uğradıkları zararın tazmini amacıyla ilgili idareye başvuruda bulunmuşlardır. Ancak, idari makamlara yaptıkları bu tazminat başvurusu, zararın gerçekleştiği tarihin üzerinden yasal başvuru süresinin geçtiği ileri sürülerek esastan incelenmeden reddedilmiştir.
Başvurucular, mülklerine erişim engellerinin geçmişte yaşanıp biten tek ve anlık bir olay olmadığını, aksine mülklerinden faydalanamadıkları her gün bu mağduriyetin ve zararın kesintisiz olarak devam ettiğini ifade etmişlerdir. Derece mahkemelerinin ve idari mercilerin başvuru süresini hesaplarken söz konusu süregelen ihlali göz ardı etmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu durumun hak arama yollarını fiilen işlevsiz hâle getirdiğini savunan başvurucular, yaşanan bu adaletsizliğin giderilmesi talebiyle bireysel başvuru yoluna gitmişlerdir. İhtilafın temeli, süregelen eylemlerde başvuru süresinin başlangıç anının nasıl tespit edilmesi gerektiği noktasında kilitlenmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki zemininde, terör olayları veya idari tedbirler nedeniyle mağdur olan vatandaşların zararlarının giderilmesini amaçlayan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri yer almaktadır. Bu kanunun 6. maddesi, zararın öğrenilmesinden itibaren belirli bir yasal süre içerisinde ilgili Zarar Tespit Komisyonuna başvuru yapılmasını emretmektedir.
Anayasa Mahkemesi, bu kanuni süre şartının uygulanmasında hak arama özgürlüğünü merkeze alan yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda hareket etmiştir. Mahkemenin temel aldığı en önemli hukuki kural, mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin anlık bir eylemden ibaret olmadığı, mülke ulaşamama hâlinin devam ettiği süregelen (mütemadi) durumlarda zararın doğduğu net bir tarihin tespit edilemeyeceği kuralıdır.
Hukuk doktrininde ve yerleşik yüksek mahkeme içtihatlarında, süregelen ihlallerde idari başvuru veya dava açma sürelerinin, müdahalenin fiilen sona erdiği, eylemin bittiği veya engelin kesildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiği tereddütsüz şekilde kabul edilmektedir. İdare ve yargı mercilerinin, kanundaki süre sınırını süregelen eylemlerde katı ve daraltıcı bir biçimde yorumlaması, bireylerin adalete erişimini imkânsız kılmaktadır. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı birlikte değerlendirildiğinde, yasal yolların aşırı şekilci yorumlarla sonuç alınamaz hâle getirilmemesi anayasal bir emirdir. Hukuk devleti ilkesi, kurulan hukuki koruma mekanizmalarının sadece kâğıt üzerinde değil, pratikte de erişilebilir ve sonuç doğurucu şekilde işlemesini zorunlu kılar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülklerine ulaşamamaktan kaynaklı tazminat taleplerinin, yargı mercileri ve idare tarafından başvuru sürelerinin dolduğu gerekçesiyle esastan incelenmemesini anayasal güvenceler ışığında titizlikle değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, somut uyuşmazlıkta zararı doğuran eylemin bir defaya mahsus gerçekleşip tamamlanan bir eylem olmadığını, aksine mülke erişim engelinin devam etmesi sebebiyle zararın her gün yenilenerek süregelen bir müdahale karakteri taşıdığını açıkça tespit etmiştir.
Mahkemenin ulaştığı hukuki kanaate göre, bu tür devam eden ihlallerde zarar konusu olayın başlangıcı için kesin ve tek bir tarih belirlemek fiilen ve hukuken olanaksızdır. Bu temel gerçeklik nedeniyle, ilgili kanunlarda öngörülen idari başvuru ve dava açma sürelerinin, ancak mülke erişim engelinin tamamen ortadan kalktığı veya müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlatılması gerekmektedir. Aksi yöndeki daraltıcı bir yorumun, başvurucuları zarar süreci devam ederken sürekli olarak yeni idari başvurular yapmaya zorlayacağı ve idari mekanizmaları tıkayacağı vurgulanmıştır.
Yargı mercilerinin ve idarenin, başvuru süresini hesaplarken sergilediği katı tutumun; zarar konusu olayın âdeta her yıl kesintiye uğrayarak yeniden tekrarlandığını varsayan, makul olmaktan uzak ve aşırı şekilci bir yaklaşım olduğu ortaya konulmuştur. İdarenin bu yöndeki hatalı tatbikatı, başvurucuların kanunla kendilerine tanınan meşru tazminat imkânından faydalanmalarını doğrudan doğruya engellemiştir. Hak arama yolunun usul kurallarının katı yorumuyla bu şekilde fiilen kapatılması, teorikte var olan bir hukuki yolun pratikte tamamen etkisizleşmesi anlamını taşımaktadır. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılması için davanın yeniden görülmesi zorunluluğu doğmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.