Karar Bülteni
AYM Ali Atabak ve Diğerleri BN. 2022/89525
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/89525 |
| Karar Tarihi | 23.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde somut bir tarih belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten başlar.
- Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
- Tazminat imkanını zorlaştıran katı yorumlar anayasaya aykırıdır.
Bu karar, mülkiyet hakkına yönelik süregelen müdahalelerde idari başvuru sürelerinin nasıl hesaplanması gerektiği konusunda son derece kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında mülke ulaşılamamasından kaynaklanan zararların tazmini için idareye yapılacak başvurularda, sürenin müdahalenin başladığı tarihten itibaren işletilmesinin ve bu yorumda ısrarcı olunmasının aşırı şekilci olduğuna hükmetmiştir. Süregelen bir ihlal veya müdahale durumunda zararın doğduğu somut bir tarihin tek bir güne indirgenemeyeceği, aksi takdirde hak sahiplerinin her gün yeniden başvuru yapmak gibi makul olmayan bir külfetle karşı karşıya kalacağı açıkça vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle idare mahkemelerinin ve komisyonların süreye ilişkin itirazları değerlendirirken benimsemesi gereken esnek ve hak eksenli yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin mevzuattaki süre şartlarını yorumlarken hakkın özünü zedeleyecek ve tazminat imkânını ortadan kaldıracak katı yorumlardan kaçınması gerektiği net bir biçimde ortaya konmuştur. Uygulamada, güvenlik gerekçesiyle taşınmazlarına ulaşamayan vatandaşların tazminat haklarını aramalarında idari mercilerin şekilci süre retleri ile karşılaşmalarının önüne geçilecek ve bireylerin mülkiyet hakkı temelindeki giderim mekanizmalarına erişimleri anayasal güvence ile çok daha korunaklı hâle gelecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, yaşanılan güvenlik olayları ve terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle kendilerine ait mülklere uzun süre boyunca ulaşamamışlardır. Mülklerine erişememelerinden kaynaklanan zararlarının karşılanması amacıyla ilgili idari merci olan Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idari makamlar, başvurucuların tazminat taleplerini kanunda öngörülen idari başvuru süresinin kaçırıldığı gerekçesiyle süresinde görmeyerek reddetmiştir. Başvurucular, devam eden bir engelleme ve mülke ulaşamama durumu olmasına rağmen sürenin en başından itibaren hesaplanarak başvurularının şeklen reddedilmesinin haksız olduğunu, bu durumun mülkiyet haklarını ve hak arama hürriyetlerini kısıtladığını ileri sürerek hukuki yollara müracaat etmişlerdir. Açılan davaların makul sürede tamamlanmaması ve idari başvurularının süre yönünden reddedilmesi üzerine uyuşmazlık bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35'te düzenlenen mülkiyet hakkı ile bu hakla bağlantılı olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.40'ta yer alan etkili başvuru hakkını merkeze almıştır. Uyuşmazlığın kanuni dayanağını ise 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun oluşturmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, idari makamlar ve derece mahkemeleri kanunlarda yer alan başvuru sürelerini yorumlarken bireylerin adalete ve giderim mekanizmalarına erişimini aşırı zorlaştıran şekilci yaklaşımlardan kaçınmak zorundadır. 5233 sayılı Kanun m.6 uyarınca zararın öğrenilmesinden itibaren başlayan başvuru süresi, ihlalin veya müdahalenin devam ettiği süregelen müdahale durumlarında farklı yorumlanmalıdır. Süregelen müdahalelerde zarar konusu olay için tek ve somut bir tarih belirlenemez. Bu nedenle, kanunda belirtilen idari başvuru sürelerinin ancak müdahalenin veya mülke ulaşamama hâlinin kesin olarak kesildiği tarihten itibaren başlatılması gerekmektedir.
Doktrin ve anayasal yargı pratiğinde etkili başvuru hakkı, bireylere ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli bir yol sunulmasını ve bu yola erişimin fiilen mümkün kılınmasını ifade eder. Başvuru süresine ilişkin aşırı katı ve şekilci bir yorum benimsemek, mülkiyet hakkının ihlalinden doğan zararların tazmini için öngörülen yasal başvuru yolunu anlamsız ve işlevsiz hâle getirmekte, böylece bireylerin temel hak arama hürriyetlerini zedelemektedir. Ayrıca yargılamaların uzaması hususunda ise 6384 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan komisyona başvuru yolu, ikincillik ilkesi gereği tüketilmesi gereken zorunlu bir adım olarak değerlendirilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların mülklerine ulaşamamalarından kaynaklanan zararların tazmini için yaptıkları idari başvuruların süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmesini titizlikle incelemiştir. Mahkeme, daha önceki emsal içtihatlarında belirlediği ilkeleri somut olaya uygulayarak süregelen müdahalelerde zararın tek bir tarihte gerçekleşmiş gibi değerlendirilemeyeceğini tespit etmiştir.
Yapılan değerlendirmede, mülke ulaşamama durumunun devam ettiği hâllerde başvuru süresinin müdahalenin başlangıcından itibaren işletilmesinin, kişileri altmışıncı günden sonra her gün Zarar Tespit Komisyonuna başvurmak zorunda bırakacağı, bunun ise hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına aykırı olduğu vurgulanmıştır. Bu aşırı şekilci yorumun, mağdurların kanunla getirilen tazminat imkânından yararlanmasını olanaksız hâle getirdiği tespit edilmiştir. Mahkeme, bu tür bir yaklaşımın mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkını doğrudan zedelediğini saptamıştır. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın ilgili mahkemelere gönderilerek yeniden yargılama yapılması gerektiği karara bağlanmıştır.
Öte yandan, bir kısım başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri yönünden yapılan incelemede, mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler dikkate alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, devam eden yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları için Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ihdas edildiğini, bu yolun ilk bakışta ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olduğunu belirterek, bu yol tüketilmeden yapılan başvuruların ikincillik ilkesiyle bağdaşmadığına kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.