Karar Bülteni
AYM Abdulhabip Peker ve Diğerleri BN. 2021/11642
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/11642 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde olay için somut tarih belirlenemez.
- Süreler müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlatılmalıdır.
- Aşırı şekilci süre yorumu hak arama hürriyetini kısıtlar.
- Mülkiyet hakkı etkili başvuru yolu ile korunmalıdır.
Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu karar, terör olayları veya güvenlik gerekçesiyle mülküne ulaşamayan vatandaşların tazminat taleplerinde idare ve derece mahkemelerinin süre hesabına dair katı ve şekilci yaklaşımlarını hukuka aykırı bulması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Mülke ulaşılamaması gibi süregelen ve devam eden ihlallerde, zararın doğduğu anın tespiti oldukça zor olduğundan, başvuru sürelerinin klasik bir idari eylem gibi hesaplanması vatandaşları imkânsız bir döngüye sokmaktadır. Bu karar, söz konusu süregelen müdahalelerde başvuru sürelerinin ancak müdahalenin tamamen sona erdiği, yani kesildiği tarihten itibaren başlayabileceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Emsal etkisi bakımından bu karar, idari komisyonlara ve yargı mercilerine açık bir kılavuz niteliğindedir. Mahkemelerin, vatandaşın kanunla getirilen tazminat imkânından yararlanmasını aşırı şekilci yorumlarla zorlaştırmasının önüne geçilmiştir. Benzer şekilde arazilerine giremeyen ve zararları her geçen gün artan pek çok vatandaşın zarar tazmin başvurularının haksız bir süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi engellenmiş olacak, hak arama hürriyeti ile mülkiyet hakkı arasındaki kopmaz bağ güçlenecektir. İdarenin ve yargının başvuru sürelerini dar yorumlaması uygulaması, anayasal güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ruhuna aykırı bulunarak hukuk sistemimizdeki koruyucu standartlar en üst seviyeye taşınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, yaşanan güvenlik olayları nedeniyle kendi mülklerine uzun bir süre boyunca ulaşamamış ve bu durumdan dolayı maddi zarara uğramışlardır. Mülklerine erişememelerinden kaynaklanan bu zararın devlet tarafından karşılanması amacıyla, ilgili kanun kapsamında kurulan Zarar Tespit Komisyonuna tazminat talebiyle idari başvuruda bulunmuşlardır. Ancak, idari makamlar ve mahkemeler, başvurucuların mülklerine ulaşamadıkları ve zararın hâlen devam ettiği gerçeğini göz ardı ederek, kanunda öngörülen başvuru süresinin geçtiğini iddia etmiş ve talebi süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucular, devam eden bir mağduriyet varken sürenin kaçırıldığının iddia edilmesinin aşırı şekilci olduğunu ve devletin zararlarını karşılaması için sunduğu yola erişimlerinin engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Temel uyuşmazlık, süregelen bir müdahalede başvuru süresinin ne zaman işlemeye başlayacağı üzerinedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın mülkiyet hakkını güvence altına alan 35. maddesi ile temel hak ve hürriyetlerin ihlal edildiği iddiasıyla yetkili makamlara başvurma hakkını düzenleyen 40. maddesini dikkate almıştır. Olayın temel yasal çerçevesini ise 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun oluşturmaktadır.
Bu bağlamda uyuşmazlığın merkezinde yer alan 5233 sayılı Kanun m. 6, zararların karşılanması amacıyla komisyona yapılacak başvuruların yasal süresini düzenlemektedir. Kanuna göre mağdurların, olayı veya zararı öğrenmelerinden itibaren belli bir süre içinde başvuru yapmaları gerekmektedir. Ancak, mülke erişimin engellenmesi gibi "süregelen" (mütemadi) müdahalelerde zararın öğrenildiği tek bir anı veya olayın gerçekleştiği somut ve kesin bir tarihi takvim üzerinde belirlemek hukuken ve fiilen mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik bir içtihadı olan Osman Kızılcan kararında da belirtildiği üzere, müdahalenin kesintisiz devam ettiği durumlarda kanuni sürelerin en baştan işlemeye başlaması hak arama hürriyetini işlevsiz kılar. Etkili başvuru hakkı, kişilere sadece kâğıt üzerinde bir başvuru yolu sunulmasını değil, bu yolun pratikte de ulaşılabilir ve somut bir başarı şansı sunan bir yol olmasını gerektirir. Süregelen bir eylem varken kanuni başvuru sürelerinin dar ve şekilci bir şekilde yorumlanması, bireyin 5233 sayılı Kanun ile getirilen tazminat mekanizmasından yararlanmasını imkânsız hâle getirir. Bu nedenle, süregelen ihlallerde başvuru süreleri ancak idarenin eyleminin, yani mülke erişim engelinin tamamen ortadan kalktığı (kesildiği) tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülklerine ulaşamamalarından kaynaklanan zararların tazmini için yaptıkları idari başvurunun süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi olayını mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı bağlamında detaylıca incelemiştir. Mahkeme, öncelikle başvurucuların mülklerine erişim engelinin tek seferlik, anlık bir olay olmadığını, aksine zaman içinde kesintisiz devam eden ve süregelen bir müdahale niteliği taşıdığını tespit etmiştir.
Süregelen bu tür idari eylem veya güvenlik tedbirleri söz konusu olduğunda, zarar konusu olay için somut ve kesin bir başlangıç tarihi belirlenemeyeceği gayet açıktır. Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuru için öngörülen yasal sürelerin, ancak mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin tamamen kesildiği, diğer bir deyişle mülke erişim engelinin fiilen ortadan kalktığı tarihten itibaren başlatılması gerektiğinin altını çizmiştir. İdare ve derece mahkemeleri tarafından benimsenen ve süreyi ihlalin başladığı ilk andan itibaren başlatan yorum, başvurucuların zarar her gün devam ederken kanuni sürenin dolduğu andan itibaren âdeta her gün komisyona yeni bir başvuruda bulunmasını zorunlu kılan, hayatın olağan akışına aykırı bir sonuç doğurmaktadır.
Mahkeme, derece mahkemelerinin başvuru süresine ilişkin bu katı yaklaşımının makul olmadığını, zarar verici olayın sanki her yıl kesintiye uğrayıp yeniden başladığını varsayan aşırı şekilci bir yorum olduğunu belirtmiştir. Bu hukuka aykırı tutum, başvurucuların 5233 sayılı Kanun ile getirilen mağduriyet giderici tazminat imkânından yararlanmalarını ciddi şekilde zorlaştırmış ve kanun koyucunun asıl amacını boşa çıkarmıştır. Söz konusu şekilci yaklaşım, devletin temel hak ihlallerini telafi etmek üzere kurduğu başvuru yollarının etkililiğini zedelemiş ve bireyleri hakkını arama noktasında korumasız bırakmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.