Karar Bülteni
AYM B.E. BN. 2022/6873
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/6873 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Çocukla şahsi ilişkide çocuğun üstün yararı gözetilir.
- Aile ilişkilerinde devletin pozitif tedbir alma yükümlülüğü vardır.
- Şahsi ilişki kararları uzman bilirkişi raporlarına dayandırılmalıdır.
- Kişisel ilişkinin kesilmesi ebeveynin ihmaline dayandırılabilir.
- Makul süre şikayetlerinde tazminat komisyonuna başvuru zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, boşanma ve velayet çekişmelerinde ebeveynlerin çocuklarıyla kişisel ilişki kurma hakkının sınırlarını ve devletin bu konudaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın sürdürülmesinin anayasal bir hak olduğunu teyit etmekle birlikte, bu hakkın mutlak olmadığını ve her koşulda "çocuğun üstün yararı" ilkesine tabi olduğunu göstermektedir. Özellikle ebeveynlerden birinin psikolojik rahatsızlık iddiaları veya aile içi şiddet öyküsü bulunduğu durumlarda, mahkemelerin tıbbi ve pedagojik raporlara dayanarak tedbir alması hukuka uygun ve elzem kabul edilmektedir. Mahkemenin belirlediği uzman incelemelerine katılmaktan imtina eden veya hakkındaki uzaklaştırma kararları nedeniyle şahsi ilişkisi kesintiye uğrayan ebeveynin, devletin yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri süremeyeceği vurgulanmıştır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, aile mahkemesi hakimlerine şahsi ilişki tesisinde izlenmesi gereken bilimsel ve hukuki adımlar konusunda yol göstericidir. Yargı mercilerinin, tarafların psikolojik durumlarını titizlikle araştırması ve doğabilecek riskleri bertaraf edecek şekilde kademeli (örneğin yatılı yerine gündüzlü) görüşme planları yapması gerektiği teyit edilmiştir. Ayrıca usul hukuku açısından, yargılamanın uzun sürmesine yönelik makul süre şikayetlerinde Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvurunun zorunlu bir ön şart olduğu, bu yol tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı ilkesi kati bir dille yinelenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuya karşı eşi tarafından psikolojik sorunları olduğu ve kendisine kötü muamelede bulunduğu iddialarıyla boşanma, velayet, nafaka ve tazminat talepli bir dava açılmıştır. Yargılama sürecinde başvurucu, eşine kötü muamelede bulunmadığını, çocuğunun ABD'de doğup orada eğitime başladığını belirterek velayetin kendisine verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, tahkikat aşamasına geçilmesiyle birlikte başvurucu baba ile çocuk arasında yatılı şahsi ilişki tesisine karar vermiştir.
Ancak annenin şiddet iddialarıyla aldığı koruma kararları ve babanın çocuğa zarar verebileceğine yönelik hastane raporları üzerine mahkeme, şahsi ilişkiyi yeniden düzenlemiş ve yatılı görüşmeyi kaldırmıştır. İlerleyen süreçte başvurucunun çelişkili raporların giderilmesi için istenilen hastane muayenelerine gitmemesi ve hakkında verilen uzaklaştırma kararları sebebiyle çocukla olan şahsi ilişkisi uzun süre kesintiye uğramıştır. Başvurucu, mahkemenin şahsi ilişkiyi tesis etmemesi ve davanın uzun yıllar sürmesi nedenleriyle aile hayatına saygı hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Anayasa'nın aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 20. ve ailenin korunmasını ile çocuk haklarını güvence altına alan 41. maddelerine dayanmıştır. Aile hayatına saygı hakkı, devletin ebeveyn ile çocuğun bütünleşmesini ve bağlarını sürdürmesini sağlama yönünde pozitif tedbirler almasını zorunlu kılar. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile hayatı, boşanma sürecinde ve sonrasında da devam eder. Ancak bu pozitif yükümlülükler mutlak olmayıp, her zaman çocuğun üstün yararı ile sınırlıdır.
Kamusal makamlar, velayet kendisine verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki tesis ederken, kurulması öngörülen ilişkinin uygulanabilir ve çocuk için güvenli olmasını temin etmelidir. Kişisel ilişki düzenlemelerinde zorlayıcı tedbirlere başvurulması, başta çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığı olmak üzere tüm tarafların menfaati gözetilerek sınırlandırılabilir. Yargı mercilerinin çocukla ebeveyn arasındaki ilişkileri düzenleyen kararları, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı gibi uzmanlardan alınacak yeterli açıklıktaki bilimsel görüşlere ve sağlık kurulu raporlarına dayandırılmalıdır. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararları da şahsi ilişki tesisi süreçlerinde mahkemelerce dikkate alınması gereken yasal ve fiili durumlardır.
Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetler yönünden ise, 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun ve bu kanunu güncelleyen 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri uygulanmıştır. Bu yasal düzenlemeler uyarınca, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları için doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı, öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvurulmasının tüketilmesi gereken zorunlu bir olağan başvuru yolu olduğu kurala bağlanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin yargılama boyunca çocuğun üstün yararını korumak ve aile bağlarını sürdürmek adına gerekli özeni gösterdiğini saptamıştır. Mahkeme, tahkikat aşamasına geçilmesiyle birlikte başvurucu ile çocuk arasında derhal yatılı şahsi ilişki kurulmasına karar vermiştir. Ancak babanın psikolojik rahatsızlıkları olduğuna ve çocuğa zarar verebileceğine dair iddiaların ciddiyeti üzerine uzman raporlarına başvurulması gerekmiştir.
Dosyaya giren üniversite hastanesi raporlarında, başvurucuda bipolar tanısı olduğu, hezeyanlar yaşadığı ve çocuğun babadan korktuğu yönünde somut tespitler yer almıştır. Bu bilimsel veriler ışığında mahkeme, çocuğun babanın yanında yatılı kalmasının uygun olmadığına hükmederek tedbiren gündüz saatlerinde ve belirli hafta sonlarında şahsi ilişki tesisi yoluna gitmiştir. Süreç içerisinde alınan raporlar arasında çelişkiler doğması üzerine, mahkeme gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve şahsi ilişkinin çocuğa zarar vermeden yürütülebilmesi için başvurucunun yeniden üniversite hastanesine müracaat etmesini istemiştir.
Ancak başvurucunun, çelişkinin giderilmesi için üzerine düşen bu hastane muayenesi yükümlülüğünü uzun süre yerine getirmediği belirlenmiştir. Bu ihmalkar davranış nedeniyle mahkeme, istenen rapor alınana kadar şahsi ilişkiyi haklı olarak askıya almıştır. Buna ek olarak, annenin şikayeti üzerine başvurucu hakkında şiddet ve tehdit iddialarıyla altı aylık uzaklaştırma kararı verilmiş, bu durum da şahsi ilişkinin kurulamamasında bizzat başvurucunun eylemlerinden kaynaklanan yasal bir engel teşkil etmiştir. Anayasa Mahkemesi, şahsi ilişkinin kesintiye uğramasının yargı makamlarının özensizliğinden veya keyfi bir uygulamasından değil, tamamen başvurucunun kendi ihmali davranışlarından ve hakkında verilen tedbir kararlarından kaynaklandığını tespit etmiştir. Derece mahkemelerinin aile ilişkilerinin devamını sağlamaya yönelik ivedi adımlar attığı, uzman görüşlerinden faydalandığı ve devletin pozitif yükümlülüklerine uygun bir yargılama yürüttüğü anlaşılmıştır.
Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayet yönünden ise, yasal mevzuatta yapılan güncel değişiklikler doğrultusunda başvurucunun öncelikle Tazminat Komisyonuna müracaat etmesi gerektiği tespit edilmiştir. İkincillik ilkesi gereği, bu olağan başvuru yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesi tarafından esas yönünden bir inceleme yapılma olanağı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine ve makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.