Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mualla Gürsoy | BN. 2020/35121

Karar Bülteni

AYM Mualla Gürsoy BN. 2020/35121

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/35121
Karar Tarihi 07.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süre belirtilmeyen idari işlemlerde genel süre uygulanır.
  • İdare başvuru süresini işlemde açıkça göstermek zorundadır.
  • Katı usul yorumu adalete erişim hakkını engeller.
  • Hukuki belirsizlik vatandaşın aleyhine kesinlikle yorumlanamaz.

Bu karar, kamu gücünü kullanan idari makamların tesis ettikleri işlemlerde, vatandaşların hangi mercilere ne kadar süre içinde başvurabileceğini açıkça gösterme anayasal yükümlülüğünün ne derece kritik olduğunu hukuken teyit etmektedir. İdare, özel dava açma süresine tabi bir yıkım veya riskli yapı tespit işlemi tesis ettiğinde bu süreyi ilgili belgede belirtmezse, vatandaşın idari yargıdaki genel dava açma süresi olan altmış günlük süreye güvenerek hareket etmesi son derece meşru ve hukuka uygun kabul edilmektedir. Karar, idarenin kendi eksikliğinden ve hatasından kaynaklanan bir durumun vatandaşın sırtına yüklenemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun benimsediği hak eksenli yaklaşımı anayasal güvence altına almaktadır. İdari yargılamada sıkça karşılaşılan ve vatandaşın hak arama hürriyetini kısıtlayan süre aşımı retlerinin, idarenin süreyi bildirmeme hatasından kaynaklandığı durumlarda iptal edilmesi gerektiği artık tartışmasız hâle gelmiştir. Bu karar, idare mahkemelerine ve üst derece mahkemelerine usul kurallarını uygularken vatandaşın mahkemeye erişim hakkını zedeleyecek, adalete ulaşmayı imkânsız kılacak aşırı şekilci ve katı yorumlardan kaçınmaları yönünde kesin bir içtihat sunmaktadır. Bu yönüyle karar, idareyi daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya zorlarken, idari yargıda hukuki güvenliği temin eden güçlü bir emsal oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Mualla Gürsoy, Giresun ilinin Bulancak ilçesinde bulunan bir binada bağımsız bölüm sahibidir. İlgili bina, idare tarafından yapılan incelemeler sonucunda riskli yapı olarak tespit edilmiştir. Başvurucu bu riskli yapı tespit kararına itiraz etmiş, ancak itirazı ilgili kurul tarafından reddedilmiştir. Ardından idare, binanın altmış gün içinde tahliye edilerek yıkılması yönünde bir karar almıştır.

Ancak idarenin başvurucuya gönderdiği itirazın reddi kararında, bu idari işleme karşı hangi yasal yollara başvurulabileceği ve davanın kaç gün içinde açılabileceği belirtilmemiştir. Başvurucu, kararın tebliğinden itibaren altmış günlük genel idari dava açma süresi içinde idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. Yerel mahkeme önce başvurucuyu haklı bularak iptal kararı vermiş, fakat Danıştay bu işlemin özel bir kanuna tabi olduğunu ve otuz günlük dava açma süresi içinde davanın açılmadığını belirterek kararı bozmuştur. Yerel mahkemenin bozmaya uyarak davayı süre aşımından reddetmesi üzerine başvurucu, idarenin süreyi belirtmemesi sebebiyle davasının reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde bir inceleme yürütmüştür. Anayasa m.36 hükmünde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı, kişilerin iddialarını bir yargı merciine taşıyabilmesini ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmesini ifade etmektedir. Bununla doğrudan bağlantılı olarak Anayasa m.40 metninde yer alan "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." kuralı, devletin vatandaşlarına karşı sahip olduğu anayasal aydınlatma yükümlülüğünü düzenlemektedir.

Riskli yapıların tespit ve yıkım süreçlerini düzenleyen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun m.6 hükmü, bu kanun uyarınca tesis edilen işlemlere karşı otuz günlük özel dava açma süresi öngörmektedir. Öte yandan, idari yargılamanın temel usul yasası olan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.7 uyarınca, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gündür.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun konuya ilişkin güncel kararlarına göre, özel dava açma süresine tabi olan bir idari işlemde bu sürenin idare tarafından açıkça belirtilmemesi hâlinde, vatandaşların bu özel ve kısa süreyi bilmeleri beklenemez. Bu tür eksik bildirimlerde, Anayasa'nın 40. maddesi gereğince muhatabın yanıltılmasını önlemek amacıyla idari işlemin tebliğinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması zorunludur. Dava açma sürelerini düzenleyen dağınık ve karmaşık mevzuatın aşırı şekilci ve katı yorumlanması, kişilerin adalete erişimini imkânsız kılacak sonuçlar doğurduğundan evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun riskli yapı tespiti ve yıkım kararına karşı açtığı iptal davasının idare mahkemesi tarafından süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesini mahkemeye erişim hakkı bağlamında detaylı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme, idari yargıda genel dava açma süresinden daha kısa olan özel dava açma sürelerinin mevzuatta oldukça dağınık ve karmaşık bir yapıda bulunduğunu tespit etmiştir. Bu dağınıklık sebebiyle, idare tarafından tesis edilen işlemlerde başvuru yolu ve süresi açıkça belirtilmediği takdirde, vatandaşların bu süreleri tam ve eksiksiz olarak bilmesinin ve buna göre hareket etmesinin makul olarak beklenemeyeceği vurgulanmıştır.

Olayda, idarenin başvurucuya gönderdiği itirazın reddi kararında 6306 sayılı Kanun kapsamında öngörülen otuz günlük özel dava açma süresi gösterilmemiştir. Başvurucu, idari işlemlerdeki genel kurala güvenerek altmış günlük dava açma süresi içinde davasını açmıştır. Derece mahkemeleri ise, işlemi tesis eden idarenin Anayasa'dan kaynaklanan başvuru yolunu ve süresini gösterme yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiğini göz ardı etmiştir. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun süresi belirtilmeyen işlemlerde altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiğine dair açık içtihadı bulunmasına rağmen, yerel mahkeme ve Danıştay daireleri bu olayda katı bir usul yorumu benimseyerek davayı süre aşımından reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerine ilişkin usul kurallarının, yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek ve adalete erişimi fiilen imkânsız kılacak derecede katı yorumlanmaması gerektiğini belirtmiştir. Başvuru yolu ve süresi gösterilmeyen bir işlemde, idarenin kendi hatasına rağmen özel sürenin katı bir şekilde vatandaşa uygulanması, bireylere aşırı ve orantısız bir külfet yüklemekte olup demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Bu tür bir yaklaşımın, bireylerin hak arama özgürlüğünün özünü zedelediği ve mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirdiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: