Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mesut Koç | BN. 2021/48545

Karar Bülteni

AYM Mesut Koç BN. 2021/48545

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/48545
Karar Tarihi 07.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gizli tanık beyanı tek belirleyici delil olamaz.
  • Savunmaya dengeleyici usuli güvenceler sağlanmalıdır.
  • Tanığı sorgulama imkânı verilmemesi hakkaniyeti zedeler.
  • Kimliği gizlenen tanık ses ve görüntüyle dinlenmelidir.

Bu karar, ceza yargılamalarında gizli tanık beyanlarına dayanılarak verilen mahkûmiyet hükümlerinde adil yargılanma hakkının sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, gizli tanıkların duruşmada veya ses ve görüntü nakli yoluyla savunma makamının huzurunda sorgulanamamasının, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsan bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Karar, sanığın aleyhine ifade veren tanıklarla yüzleşme ve onların güvenilirliğini test etme hakkının, savunma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu hukuken bir kez daha teyit etmektedir.

Uygulamada ceza mahkemelerinin terör ve örgütlü suç davalarında sıklıkla başvurduğu gizli tanık uygulamasının, sanık haklarını ihlal etmeden nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda bu karar kritik bir emsal teşkil etmektedir. Mahkemelerin sadece kanuni düzenlemelere dayanarak tanık kimliğini gizlemesi ve sanığın gıyabında ifade alması yeterli görülmemiş; hükmün belirleyici ölçüde bu beyanlara dayanması hâlinde savunmaya dengeleyici güvencelerin muhakkak sağlanması gerektiği içtihat edilmiştir. Emsal etki itibarıyla, bundan sonraki yargılamalarda mahkemelerin gizli tanıkları en azından ses ve görüntü bilişim sistemleri aracılığıyla savunmanın sorularına tabi tutması zorunluluğu pekişmiş olup, sırf dosya üzerinden okunan ifadelere dayalı mahkûmiyetlerin ihlal sebebi sayılacağı ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üniversite öğrencisi olan başvurucu hakkında, yasa dışı bir terör örgütünün gençlik yapılanması içinde faaliyet gösterdiği iddiasıyla ceza davası açılmıştır. İddianamede, başvurucunun yasal bir öğrenci derneğini kullanarak örgüt propagandası yaptığı, izinsiz gösteriler organize ettiği ve diğer öğrencilere baskı kurduğu ileri sürülmüştür. Yargılamayı yürüten ağır ceza mahkemesi, başvurucunun aleyhine ifade veren yedi farklı gizli tanığı duruşmada dinlememiş, sanığın ve avukatının bulunmadığı ara celselerde bu kişilerin ifadelerini almıştır. Başvurucu ve avukatı, bu tanıklara doğrudan soru sormak ve beyanlarındaki çelişkileri ortaya çıkarmak için ses ve görüntü bağlantısı yoluyla yüzleştirilme talep etmiş ancak mahkeme bu talebi reddetmiştir. Verilen hapis cezası kesinleşince başvurucu, gizli tanıkları sorgulayamadığı ve savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın temel unsurlarından olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Bu kapsamda, bir sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorguya çekme, onlarla yüzleşme ve beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması, çelişmeli yargılama ilkesinin bir gereğidir.

Mahkemenin değerlendirmesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümleri uyarınca, tanıkların kimliğinin gizli tutulmasının ve sanığın yokluğunda dinlenmelerinin belirli ağır tehlike şartları altında hukuka uygun olduğu kabul edilmektedir. Ancak, bir mahkûmiyet hükmü tek başına veya belirleyici ölçüde, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı gizli tanık ifadelerine dayanıyorsa, savunma tarafının karşılaştığı zorlukları telafi edecek yeterli dengeleyici güvencelerin sağlanması zorunludur.

Anayasa Mahkemesi, gizli tanık dinlenmesi durumunda üç aşamalı bir test uygulamaktadır: İlk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul ve geçerli gerekçelerin bulunup bulunmadığına bakılır. İkinci olarak, gizli tanık ifadesinin verilecek mahkûmiyet hükmünün dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü aşamada ise, hükmün büyük ölçüde bu ifadelere dayanması durumunda, savunma makamına dengeleyici güvenceler (örneğin yazılı soru sorma veya ses ve görüntü nakli yoluyla eş zamanlı sorgulama hakkı) sağlanıp sağlanmadığı incelenir. Dengeleyici güvenceler sağlanmadan sadece celse arasında alınan gizli tanık beyanlarına dayanılarak ceza verilmesi, hakkaniyete aykırı bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ağır ceza mahkemesi tarafından başvurucunun yokluğunda ve celse arasında yedi farklı gizli tanığın dinlendiğini tespit etmiştir. Mahkeme, gizli tanıkların kimliklerinin gizlenmesi ve sanığın bulunmadığı oturumlarda dinlenmeleri için 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında haklı nedenler bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak yargılamanın ilerleyen aşamalarında, başvurucu ve müdafiinin gizli tanıklara doğrudan soru sormak amacıyla ses ve görüntü bağlantısı yapılması yönündeki talepleri reddedilmiştir.

Yapılan incelemede, mahkûmiyet hükmünün büyük ölçüde gizli tanıkların beyanlarına dayandırıldığı, başvurucunun telefon mesajları ve dernek faaliyeti kapsamındaki görüşmelerinin tek başına suçlamayı kanıtlamaya yeterli olmadığı, bu delillerin ancak gizli tanık beyanlarını destekleyici nitelikte olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla gizli tanık anlatımlarının mahkûmiyet kararında açıkça belirleyici delil konumunda olduğu görülmüştür.

Belirleyici nitelikteki bu delillerin güvenilirliğinin sınanması için savunma tarafına yeterli imkân tanınıp tanınmadığı incelendiğinde; mahkemenin gizli tanıklara sorulacak soruları yazılı olarak istemesi ve daha sonra alınan beyanların dosya arasına konulması, sanığın adil yargılanma hakkını telafi etmeye yeterli görülmemiştir. Başvurucu ve müdafii, gizli tanıkların beyan verirken gösterdikleri tepkileri izleme ve sorulara verdikleri cevapları doğrudan gözlemleme şansından mahrum bırakılmış, bu durum çelişmeli yargılama ilkesini zedelemiştir. Savunma tarafı, gizli tanıkların güvenilirliğini test etme olanağı bulamamış, yargılama makamınca da bu yönde yeterli dengeleyici güvenceler sağlanmamıştır.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, gizli tanık beyanlarının hükme belirleyici ölçüde esas alınmasına rağmen, sanığın bu tanıkları etkili şekilde sorgulama hakkından mahrum bırakılmasının yargılamanın genel hakkaniyetini bozduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: