Anasayfa Karar Bülteni AYM | Z.G.K. | BN. 2020/17392

Karar Bülteni

AYM Z.G.K. BN. 2020/17392

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/17392
Karar Tarihi 18.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshi somut olgularla desteklenmelidir.
  • Güven sarsılması basit şüpheye dayandırılamaz.
  • Özel hayata saygı hakkı keyfiliğe karşı korur.
  • Mesleki hayata müdahale özel hayatı etkileyebilir.
  • İkna edici olmayan fesih anayasaya aykırıdır.

Bu karar, işverenlerin "şüphe feshi" yoluna başvurarak iş sözleşmelerini sonlandırmaları durumunda, sadece soyut iddiaların ve basit şüphelerin hiçbir şekilde yeterli olmayacağını tüm hukuk camiasına açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçi ile işveren arasındaki sadakat ve güven ilişkisinin bozulduğuna dair ileri sürülen iddiaların her zaman objektif, ciddi ve somut olgulara dayanması gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. Özellikle olağanüstü hâl (OHAL) dönemlerinde dahi, kişilerin mesleki hayatlarına yönelik olarak idareler ve mahkemeler tarafından alınan tedbirlerin keyfilikten uzak olması gerektiği, aksi takdirde bu durumun doğrudan kişinin özel hayata saygı hakkını derinden zedeleyeceği hukuken kesin bir dille teyit edilmiştir.

Benzer iş hukukuna ilişkin davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür; zira yargı organları ve işverenler, yalnızca işçi hakkındaki bir ceza soruşturması veya "kovuşturmaya yer olmadığına" dair karara dayanarak sözleşmeyi kolayca fesh edemeyeceklerini anlamış durumdadır. Bu kararın uygulamadaki en büyük önemi, terör örgütü iltisakı gibi ağır iddialarla yapılan şüphe fesihlerinde dahi devletin mahkemelerinden beklenen temel denetim yükümlülüklerinin altını kalın çizgilerle çizmesidir. İkna edici, açık ve güçlü gerekçeler sunulmadan gerçekleştirilen işten çıkarmaların özel hayata saygı hakkını ihlal edeceği yönündeki bu emsal niteliğindeki içtihat, işe iade davalarında çalışanlar için hukuki güvenliği sağlayan ciddi bir anayasal koruma kalkanı oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Z. G.K., Vakıflar Bankası bünyesinde işçi statüsünde çalışmaktayken, işveren banka tarafından Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu ve aralarındaki güven ilişkisinin zedelendiği ileri sürülerek işten çıkarılmıştır. Başvurucu, kurumu tarafından hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır. Yargılama sürecinde başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında silahlı terör örgütü üyeliğinden "kovuşturmaya yer olmadığına" dair karar verilmesine rağmen, iş mahkemesi şüphe feshinin şartlarının oluştuğunu ve güven ilişkisinin bozulduğunu belirterek davayı reddetmiştir. İstinaf mahkemesinin de kararı esastan onaması üzerine başvurucu; haksız işten çıkarma ve derece mahkemelerinin yetersiz gerekçelerle davasını reddetmesi sebepleriyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü noktasında Anayasa Mahkemesi, öncelikle Anayasa m. 20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile Anayasa m. 15 kapsamında olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin durdurulması prensiplerini merkeze alarak geniş çaplı bir inceleme yapmıştır. İş sözleşmesinin feshedilmesine yönelik idari ve yargısal işlemler her zaman otomatik olarak özel hayata saygı hakkını gündeme getirmese de mesleki hayata yönelik yapılan müdahalenin kişinin geleceğini ve itibarını ciddi şekilde etkilemesi hâlinde, etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması sebebiyle bu hak doğrudan devreye girmektedir.

Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken dayandığı en temel kurallardan biri yerleşik Yargıtay içtihatlarında da şekillenen iş hukukundaki "şüphe feshi" kurumudur. Şüphe feshinin hukuki doğası gereği kesin bir matematiksel ispat beklenmese bile, şüphenin doğrudan işçinin kişiliğinden kaynaklanması ve bu şüphenin mutlaka ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmesi katı bir hukuki zorunluluktur. Sadece basit, havada kalan bir şüpheye dayanılarak işçinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ve karşılıklı güven ilişkisinin geri dönülmez şekilde bozulduğu iddia edilemez. Hukuk devleti olmanın ve hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak, keyfî uygulamaların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

Bunlara ek olarak karar, Anayasa m. 15 bağlamında alınan olağanüstü hâl tedbirlerinin ölçülülük ilkesi ekseninde sıkı bir denetimini yapmıştır. Bu madde uyarınca yapılacak inceleme; müdahalenin tamamen durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Mahkemelerin ve işverenlerin takdir yetkisinin yasal sınırlar dâhilinde kullanılması, alınan önlemlerin nedenlerinin ikna edici ve rasyonel bir şekilde ortaya konulması temel bir yükümlülüktür. Mahkeme, terör örgütleriyle irtibat duyulan şüphenin mutlaka güçlü, ciddi ve tarafsız verilere dayanması gerektiğini, aksi yöndeki bir tutumun kişilerin sosyal ve mesleki itibarlarını zedeleyen keyfî bir müdahale olacağını altını çizerek belirtmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun durumunu incelerken öncelikle mesleki hayata yapılan sert müdahalenin doğrudan doğruya özel hayata saygı hakkı üzerindeki olumsuz etkisini detaylıca değerlendirmiştir. Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu şeklindeki ağır bir şüpheyle işten çıkarılması sürecinde, hakkında yürütülen ceza soruşturmasında "kovuşturmaya yer olmadığına" dair hukuki bir karar verildiği tespiti yargılama açısından büyük bir önem taşımaktadır. Derece mahkemelerinin söz konusu aklayıcı karara rağmen, sadece bankanın finansal bir kuruluş olarak stratejik önemine vurgu yaparak ve şüphe feshinin soyut şartlarının oluştuğuna kanaat getirerek davayı tümden reddetmesi, anayasal temel hak güvenceleri ışığında eksik ve yetersiz bulunmuştur.

Kararda, işverenle işçi arasındaki güven ilişkisinin telafisi imkansız şekilde bozulduğu savının; başvurucunun uzun yıllara dayanan meslek safahatı, sicili ve yürüttüğü görevin niteliği gibi lehe olan unsurlar hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın kurulduğu tespit edilmiştir. Güven ilişkisinin bozulduğu savı, somut ve objektif olgularla desteklenmekten oldukça uzaktır. İşçinin salt geçmişinde yer alan bir ceza soruşturmasına dayanılarak ve söz konusu takipsizlik kararına rağmen ikna edici makul ek gerekçeler sunulmadan işten atılması, hukuk devletinin gerektirdiği asgari ispat ve gerekçelendirme yükümlülüklerine doğrudan aykırı görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı inceleyen derece mahkemelerinin OHAL dönemi koşulları içinde dahi olsa hukuk devletinden her zaman beklenen temel yasal güvenceleri sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini sarih bir dille ifade etmiştir.

Yüksek Mahkeme, darbe teşebbüsü ve benzeri terör eylemleri sonrası devletin ve kamunun güvenliği adına alınan önlemlerin gerçek bir toplumsal ihtiyaca dayandığını ilkesel olarak kabul etmekle birlikte, muhatap kişilerin ölçüsüz veya keyfî müdahalelere karşı mutlaka usule ilişkin sıkı güvencelerden yararlandırılması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda salt takipsizlik kararına dayanılarak, terör örgütü iltisakına dair duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif temellere dayandığını gösteren yeterli ve tatmin edici bir yargısal gerekçe ortaya konulamadığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: