Anasayfa Karar Bülteni AYM | Özgür Aras | BN. 2022/50991

Karar Bülteni

AYM Özgür Aras BN. 2022/50991

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/50991
Karar Tarihi 04.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshi somut, ciddi vakıalarla desteklenmelidir.
  • Salt eski tarihli beraat kararı feshe gerekçe yapılamaz.
  • İşverenin güven kaybı şüphesi kişiselleştirilmiş gerekçelere dayanmalıdır.
  • Özel hayata saygı hakkı iş ilişkilerinde de gözetilir.

Bu karar, iş hukukunda sıkça karşılaşılan "şüphe feshi" (verdachtskündigung) kurumunun Anayasal temel haklar, özellikle özel hayata saygı hakkı bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair oldukça önemli bir hukuki zemin sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, işverenin işçiyle olan güven ilişkisinin sarsıldığı gerekçesine dayanarak yaptığı fesihlerin basit bir şüpheye veya soyut iddialara dayanamayacağını vurgulamaktadır. Kararda, işçinin geçmişte beraat ettiği eski tarihli ceza yargılamalarının veya ifa edilen işin niteliği ile doğrudan bağlantısı kurulamayan olayların, güven ilişkisini zedeleyen somut olgular olarak kabul edilemeyeceği net bir şekilde ortaya konmuştur. Bu durum, şüphe feshinin sınırlarının keyfîliğe mahal vermeyecek şekilde çizilmesi gerektiğini göstermektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle kamu kurumlarında veya kamuya hizmet veren taşeron şirketlerde çalışan işçilerin iş akitlerinin soyut şüpheler ya da doğrudan işle alakası kurulamayan geçmiş yargılamalar öne sürülerek feshedildiği davalar bakımından büyüktür. Mahkemelerin, işverenin şüphesinin haklılığını denetlerken, salt istihbari nitelikteki duyumları veya beraatle sonuçlanmış çok eski tarihli yargı kayıtlarını yeterli görmemesi, şüphenin ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olaylarla desteklenip desteklenmediğini araştırması gerekmektedir. Uygulamada iş mahkemelerinin ve istinaf dairelerinin fesih gerekçelerini daha sıkı bir anayasal denetime tabi tutmasını zorunlu kılan bu karar, işçilerin özel hayata saygı hakkının çalışma hayatında da güçlü bir şekilde korunması gerektiğini teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Özgür Aras, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi (DİSKİ) bünyesinde sayaç okuma personeli olarak bir taşeron şirket nezdinde çalışmaktadır. DİSKİ tarafından şirkete gönderilen bir yazıda, başvurucunun terör örgütü mensubu bir kişinin cenazesine katıldığı iddia edilerek işine son verilmesi için bildirimde bulunulmuştur. Bunun üzerine işveren şirket, başvurucunun iş sözleşmesini güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle feshetmiştir.

Başvurucu, feshin haksız olduğunu belirterek Diyarbakır 3. İş Mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi ve ardından istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun çok geçmiş yıllarda aldığı taksirle ölüme neden olma cezası ve delil yetersizliğinden beraat ettiği bir terör davasını gerekçe göstererek güven ilişkisinin zedelendiğini kabul etmiş ve davayı reddetmiştir. Uyuşmazlık, uygulanan bu fesih işleminin ve yargılama sürecinde alınan kararların başvurucunun özel hayata saygı hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında koruma altına alınan özel hayata saygı hakkını ve 4857 sayılı İş Kanunu m. 25 düzenlemelerini merkeze almıştır.

İş sözleşmesinin işveren tarafından tek taraflı olarak feshedilmesi, özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamamakla birlikte, mesleki hayata yönelik müdahalelerin kişinin özel hayatını ciddi şekilde etkilediği durumlarda Anayasal denetim devreye girmektedir. İş hukukunda yerleşik bir kurum olan "şüphe feshi", işçinin sadakat yükümlülüğüne veya işverenin beklentilerine aykırı davrandığına dair güçlü bir şüphenin varlığı hâlinde uygulanır. Ancak Yargıtay içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, şüphe feshinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için şüphenin basit, sıradan bir iddiaya değil; işçinin kişiliğinden kaynaklanan, ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenen nedenlere dayanması zorunludur.

Kamu hizmeti sunan veya birtakım kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış kuruluşlarda görev yapan personelden beklenen güven ve sadakat yükümlülüğü daha geniş yorumlanabilir. Ne var ki bu durum, hukuk devletinin gereği olan hukuki güvenlik ilkesini bertaraf edecek keyfî uygulamalara cevaz vermez. İşveren veya yargı organları tarafından açıklanan nedenlerin, güven ilişkisinin zedelendiğini açıkça ortaya koyacak, kişiselleştirilmiş ve ikna edici düzeyde olması gereklidir. Aksi hâlde en ağır tedbir olan işten çıkarma, ölçülülük ilkesiyle bağdaşmaz ve anayasal hakların ihlaline vücut verir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, başvurucunun iş sözleşmesinin feshinin ve bu feshe karşı açılan işe iade davasının reddedilmesinin özel hayata saygı hakkına etkisini detaylıca değerlendirmiştir. Olayda feshin temel gerekçesi olarak, başvurucunun terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu yönünde duyulan şüphe neticesinde güven ilişkisinin ortadan kalkması gösterilmiştir. Ancak işe iade davasını gören derece mahkemelerinin bu güven kaybını temellendirme biçimi anayasal güvencelere aykırı bulunmuştur.

Yargılama makamlarının, feshin asıl nedeni olan "terör örgütü mensubunun cenazesine katılma" iddiasını somut delillerle, tanıklarla araştırmadan; başvurucu hakkındaki çok eski tarihli taksirle adam öldürme suçu ile delil yetersizliğinden beraat kararı verilen başka bir terör suçunu karara dayanak yaptığı saptanmıştır. Mahkemeler, bu eski tarihli yargılamaların, başvurucunun sayaç okuma personeli olarak yürüttüğü mevcut görevi dikkate alındığında neden ciddi, güçlü ve objektif bir şüphe oluşturduğunu bireyselleştirerek açıklamamıştır. İkna edici, somut ve işin mahiyeti ile bağlantılı gerekçelerin yokluğunda, sırf beraatle sonuçlanmış geçmiş kayıtlara dayanılarak feshin onanması hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Bunun yanı sıra Bölge Adliye Mahkemesi, idarece ileri sürülmemesine rağmen eski yargılama dosyalarına dayanarak "sebep ikamesi" yoluna gitmiştir. Üst mahkemelerin yeni bir durumu taraflara bildirerek görüş alması, çelişmeli yargılama ilkesinin bir gereğiyken bu olayda başvurucuya böyle bir itiraz hakkı tanınmamıştır. Mahkemenin, başvurucunun çalıştığı pozisyonun niteliğini göz ardı ederek şüphenin göreve somut olumsuz etkisini değerlendirmemesi de savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, terör örgütü ile irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan şüphe duyulmasını gerektiren ilgili ve yeterli gerekçenin bulunmadığına ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: