Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ayten Karadağ | BN. 2021/57189

Karar Bülteni

AYM Ayten Karadağ BN. 2021/57189

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/57189
Karar Tarihi 16.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi esastır.
  • Yargısal yorumlar her zaman öngörülebilir olmak zorundadır.
  • Sanık aleyhine genişletici yorum yapılması hukuka aykırıdır.
  • Örgüt niteliğinin bilinirliği ceza sorumluluğunda şarttır.

Bu karar, ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulamadaki sınırlarını son derece net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin işledikleri bir eylem tarihinde o eylemin suç teşkil ettiğini veya övülen, sempati duyulan bir yapılanmanın terör örgütü olarak kabul edildiğini makul ölçülerde öngörebilmeleri gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Yargı mercilerinin, suçun maddi veya manevi unsurlarını sonradan gelişen olaylara, yeni tespitlere veya güncel içtihatlara dayanarak geçmişe dönük ve sanık aleyhine genişletici şekilde yorumlaması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Karar, bir fiilin işlendiği tarihteki hukuki statüsünün ve bilinirliğinin, bireylerin cezai sorumluluğunun belirlenmesinde yegane temel alınması gerektiğini çok açık bir şekilde göstermektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksek ve belirleyicidir. Zira özellikle terör örgütü propagandası veya silahlı örgüte üyelik gibi ağır sonuçları olan suçlamalarda, ilgili yapının tam olarak ne zaman terör örgütü olarak tescil edildiği ve bu durumun kamuoyu tarafından ne zaman şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilinir hale geldiği en kritik savunma aracı haline gelmektedir. Karar, uygulamada yerel mahkemelerin, suç isnadı altındaki kişilerin kastını ve suç teşkil eden durumu eylem anında bilme imkanlarını soyut varsayımlarla değil, somut, mantıksal ve tatmin edici gerekçelerle ortaya koyma zorunluluğunu pekiştirmektedir. Yargı organları, kişilerin öngöremeyeceği sonradan netleşen olguları geçmişteki eylemlere uygularken artık çok daha katı bir gerekçelendirme yükümlülüğü altındadır ve bu durum keyfi cezalandırmaların önlenmesinde güçlü bir kalkan olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Ayten Karadağ hakkında kamu makamları tarafından açılan ceza davasına ve bu dava sonucunda haksız yere hapis cezası verildiği iddiasına dayanmaktadır. Olayın kısa hikayesi, 9 Mart 2015 tarihinde bir üniversite kampüsünde düzenlenen gösteri yürüyüşüne kadar uzanmaktadır. O tarihte, Suriye'de yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bazı örgüt mensuplarını anmak ve basına yönelik operasyonları protesto etmek amacıyla toplanan bir grubun eyleminde, başvurucunun yasa dışı kabul edilen bir örgütü simgeleyen bayrak ve poster astığı öne sürülmüştür. Yerel mahkeme, eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen başvurucunun bu davranışını doğrudan terör örgütü propagandası yapmak olarak değerlendirmiş ve kendisini hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu ise yargılama boyunca söz konusu eylemi kendisinin gerçekleştirmediğini, ayrıca eylem tarihinde bahsi geçen yapının devlet tarafından henüz resmi olarak bir terör örgütü şeklinde kabul edilmediğini belirterek verilen cezanın baştan aşağı hukuka aykırı olduğunu savunmuştur. İtirazları olağan kanun yollarında reddedilip cezası kesinleşen başvurucu, haksız ve öngörülemez bir şekilde cezalandırıldığını talep ederek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38 hükmünde çok güçlü bir şekilde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesine dayanmıştır. Bu anayasal ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu eylemlere karşılık olarak verilecek cezaların hiçbir kuşkuya, belirsizliğe veya tereddüde yer bırakmayacak biçimde kanunda açıkça gösterilmesini emreder. Aynı hukuki koruma kalkanı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 2 kapsamında da vücut bulmuş olup, kişilerin kanunen yasaklanmamış bir fiilden dolayı keyfi olarak suçlanmaları ve cezalandırılmaları engellenmekte; ayrıca kişilerin aleyhine olan cezai düzenlemelerin veya yorumların geçmişe yürümezliği güvence altına alınmaktadır.

Kişilerin yasak eylemleri ve bunların sonuçlarını önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu temel ilkeyle, hukuk devletinin bir gereği olarak temel hak ve özgürlükler güvenceye alınmıştır. Yargı organlarınca cezai hükümler uygulanırken yapılacak yorumların, ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve bireyler açısından tamamen öngörülebilir olması zorunludur. Terör suçlarında da mahkemelerin fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken, kanunilik ilkesini anlamsız kılacak ve vatandaşları devlete karşı güvensizliğe itecek şekilde öngörülemez genişletici yaklaşımlardan kaçınması şarttır.

Özellikle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m. 7/2 kapsamında düzenlenen terör örgütü propagandası yapma suçunun değerlendirilmesinde, propagandası yapıldığı iddia edilen yapının yargı kararlarıyla ne zaman kesin olarak bir terör örgütü şeklinde tescillendiği büyük önem taşımaktadır. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararı, o yapının kamuoyunda terör örgütü olarak açıkça bilinir hale gelmesinin ana vasıtasıdır. Bu tespitten önceki tarihlerde gerçekleştirilen eylemler açısından kişilerin cezai sorumluluk altına sokulabilmesi için, söz konusu yapının terör örgütü niteliğini ve karanlık amaçlarını eylem anında bildiklerinin mahkemelerce şüpheye yer bırakmayacak somut delillerle ispatlanması anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mahkûmiyetine konu edilen eylemlerini ve bu eylemlere uygulanan hukuki normları somut olayın kendine özgü koşullarına göre titizlikle incelemiştir. Başvurucunun cezalandırılmasına yol açan kampüsteki gösteri yürüyüşü ve pankart asma fiili 9 Mart 2015 tarihinde icra edilmiştir. Ancak, propagandası yapıldığı ileri sürülen PYD/YPG yapılanmasının bir terör örgütü olduğunun yargı kararıyla kesin olarak tespit edilerek kamuoyu nezdinde tartışmasız bir biçimde bilinir hale gelmesi, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21 Mayıs 2015 tarihli kararı ile gerçekleşmiştir. Ortadaki takvime bakıldığında, başvurucunun suçlanan eyleminin, bu emsal yargısal tespitten aylar önce yapıldığı açıkça görülmektedir.

Yüksek Mahkemenin değerlendirmelerine göre, eylem tarihi itibarıyla anılan yapının bir terör örgütü olduğunu başvurucunun doğrudan doğruya öngörmesi ve sırf bu nedenle cezai bir sorumluluk altına girebileceğini hesaplaması kendisinden makul olarak beklenemez. İlk derece mahkemesi, başvurucunun söz konusu eylem tarihinde bu yapının tehlikeli bir terör örgütü olduğunu bilebilecek hukuki veya fiili durumda bulunduğunu gösterebilecek somut ve yeterli hiçbir gerekçe ortaya koyamamıştır. Yerel mahkeme kararında yalnızca bazı yasa dışı silahlı örgütler ve uzantıları hakkında genel ve soyut bilgilere yer verilmiş, başvurucunun bu örgütlerin nihai amacını veya terör faaliyetlerini önceden bildiğine dair sanığı bağlayıcı ve kişiselleştirilmiş bir irdeleme katiyen yapılmamıştır.

Başvurucunun eylemlerinin gerçekleştiği o dönem itibarıyla, bahsi geçen davranışların tek başına şiddete teşvik olarak yorumlanabilecek veya doğrudan ya da dolaylı olarak terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açabilecek ağırlıkta olduğu kabul edilmemiştir. Yargı mercileri tarafından başvurucunun eylemleri nedeniyle ağır bir ceza yaptırımı ile karşılaşabileceğini makul olarak öngörebilecek durumda olduğu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanamadığından, uygulanan ceza normunun kapsamının sanık aleyhine ve bütünüyle öngörülemez biçimde genişletildiği kanaatine varılmıştır. Bu durum, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin açık bir ihlali anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve sanık aleyhine genişletici yorum yapılması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinde korunan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: