Anasayfa Karar Bülteni AYM | Burak Büyükkaya | BN. 2021/64346

Karar Bülteni

AYM Burak Büyükkaya BN. 2021/64346

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/64346
Karar Tarihi 16.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Esaslı iddia ve itirazlar gerekçeli kararda karşılanmalıdır.
  • Ardışık arama iddialarında detaylı teknik inceleme zorunludur.
  • Eksik araştırmaya dayalı mahkûmiyet adil yargılanmayı zedeler.
  • Sanığın lehe delil sunma hakkı engellenemez.

Bu karar, ceza yargılamalarında mahkemelerin gerekçeli karar hakkına riayet etme yükümlülüğünün altını kesin ve net bir biçimde çizmektedir. Özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır ceza gerektiren yargılamalarda, salt ankesörlü veya sabit hatlardan yapılan aramaların tek başına veya yetersiz bir yüzeysel inceleme ile mahkûmiyete esas alınamayacağı vurgulanmıştır. Yargıtay içtihatlarında daha önceden açıkça belirlenmiş olan ardışık arama kriterlerinin yerel mahkemelerce titizlikle incelenmesi ve sanığın bu yöndeki itirazlarının gerekçeli kararda tek tek karşılanması anayasal bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.

Benzer davalar açısından bu karar, şüpheli veya sanıkların ileri sürdüğü ve davanın neticesini, dolayısıyla sanığın kaderini değiştirebilecek nitelikteki esaslı savunmaların mahkemelerce görmezden gelinemeyeceğine dair çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Uygulamada zaman zaman karşılaşılan, İletişim Tespit Tutanağı (HTS) kayıtlarının yüzeysel bir analizi ile yetinilip sanıkların lehe delil toplanması veya teknik konularda uzman bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki taleplerinin cevapsız bırakılması pratiklerine karşı önemli bir duruştur. Mahkemelerin, iddia ve savunma makamları arasında adil bir denge kurarak, verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın hukuki ve mantıksal temellerini kamuoyunu, bir üst mahkemeyi ve en önemlisi tarafları tatmin edecek şekilde şeffaf bir biçimde ortaya koyma zorunluluğu bu kararla bir kez daha pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde subay olarak görev yapan başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) askerî mahrem yapılanmasına yönelik yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştır. İddia makamı olan Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üsküdar'da bulunan bir büfeye ait sabit hat üzerinden başvurucunun şahsi cep telefonunun ardışık olarak arandığını tespit etmiştir. Bu duruma dayanılarak başvurucunun örgütün gizli iletişim sistemine dâhil olduğu iddia edilmiş ve hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla ceza davası açılmıştır.

Başvurucu ise mahkemedeki savunmalarında, söz konusu sabit hattan aranan diğer asker kişilerin askeri okuldan devre arkadaşları olduğunu, yapılan bu aramaların örgütsel bir nitelik veya gizlilik taşımadığını ve kendisinin söz konusu terör örgütüyle herhangi bir irtibatının bulunmadığını belirterek tüm suçlamaları reddetmiştir. Ancak yargılamayı yürüten yerel mahkeme, başvurucunun bu yöndeki esaslı itirazlarını, olayların bağlamını ve detaylı teknik HTS incelemesi taleplerini karşılamadan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile mahkûmiyetine karar vermiştir. Başvurucu, karar sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı itirazlarının mahkemece incelenmediğini ve kararın gerekçesiz bırakıldığını öne sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde, adil yargılanma hakkının en önemli ve temel unsurlarından biri şüphesiz ki gerekçeli karar hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında tam bir güvence altına alınan bu hak, mahkemelerin davanın temel maddi ve hukuki sorunlarını tespit etmesini, taraflarca ileri sürülen iddia ve itirazları toplanan delillerle mantıksal bir ilişki kurarak kararlarında açıkça tartışmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin hukuki ve maddi sorunlarla ilgisiz şablon değerlendirmelere kararda yer vermesi gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz.

Özellikle FETÖ/PDY yargılamalarında sıkça karşılaşılan sabit veya ankesörlü hatlarla kurulan örgütsel iletişim, bilinen adıyla "ardışık arama" yönteminin ispatına dair Yargıtay tarafından belirlenmiş son derece katı ve net hukuki kriterler bulunmaktadır. Bu kriterlere göre, sanıkla birlikte ardışık arandığı belirtilen kişiler hakkında bir soruşturma olup olmadığı mutlaka araştırılmalı, bu kişilerin ifadeleri dosyaya getirtilmeli ve gerek görülmesi halinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 uyarınca bu şahıslar duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmelidir.

Bunun yanı sıra sanığın, kendi üzerine kayıtlı olan GSM hattı dışında başkası adına kayıtlı "patates hat" veya operasyonel gizli hat kullanıp kullanmadığının yetkili kurumlar nezdinde tespiti şart koşulmuştur. Sanığın bütün görev yerlerini kapsayan HTS (Arama Trafik Kayıtları) dokümanları celp edilmeli ve bu veriler üzerinde uzman bir bilirkişi incelemesi yapılarak aramaların gerçekten ardışık veya periyodik olup olmadığı, arama saatleri, görüşme süreleri, aramaların farklı ankesörlü telefonlardan yapılıp yapılmadığı ve aramaları gizlemek için özel bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı gibi kritik teknik detayları içeren bir analiz raporu alınmalıdır. Temin edilen ilgili evrak ve raporların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217 kapsamında duruşmada sanık ve müdafiine okunarak tartışmaya açılması mutlak yasal bir zorunluluktur. Bu usul kurallarının işletilmemesi ve sanığın davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki ciddi savunmalarının mahkemece cevapsız bırakılması, doğrudan çelişmeli yargılama ilkesini ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkını zedelemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından yapılan detaylı incelemede, yerel mahkemenin başvurucu hakkında hürriyeti bağlayıcı mahkûmiyet kararı tesis ederken dayandığı en temel ve belirleyici delilin, başvurucunun bir büfedeki sabit hattan ardışık olarak aranmasına ilişkin kolluk tarafından hazırlanan HTS kayıtları tutanağı olduğu görülmüştür. Ancak başvurucu aşamalardaki tüm savunmalarında, söz konusu aramaların ardışık olmadığını, örgütsel gizli iletişim yöntemlerine ve kriterlerine uymadığını, kendisini arayan şahısların kimliğinin dahi tespit edilemediğini belirterek bu konuda çok daha kapsamlı bir teknik araştırma yapılmasını ısrarla talep etmiştir.

Dosya kapsamı bütünüyle değerlendirildiğinde, yargılamayı yürüten yerel mahkemenin başvurucunun davanın esasına etki edecek bu itirazlarını karşılayacak herhangi bir bağımsız bilirkişi incelemesi yaptırmadığı, ardışık arama listesinde adı geçen ve başvurucunun devre arkadaşı olduğunu belirttiği diğer asker kişileri mahkemeye çağırıp tanık sıfatıyla dinlemediği ve başvurucunun üzerine atılı gizli hücresel ağa dahil olup olmadığını gösterebilecek operasyonel hat kullanıp kullanmadığına dair bilgi teknolojileri kurumlarından bir araştırma talep etmediği net bir şekilde tespit edilmiştir. Yargıtay içtihatlarıyla açıkça sabit olan ve ankesörlü/sabit hat soruşturmalarında yapılması zorunlu görülen temel analiz raporlarının düzenlettirilmemesi, yargılamanın son derece eksik ve yüzeysel yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Başvurucunun üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlemediğine dair savunmasını destekleyebilecek nitelikte olan ve elde edilecek sonucun davanın kaderini doğrudan değiştirme ihtimali bulunan bu ciddi itirazlar ile talepler, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında hiçbir şekilde tartışılmamış ve tamamen cevapsız bırakılmıştır. İlk derece mahkemesinin gösterdiği bu eksik ve yetersiz hukuki yaklaşımın, maalesef istinaf ve temyiz incelemeleri aşamalarında da kanun yolu mercileri tarafından fark edilip telafi edilmediği anlaşılmıştır. Adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkı, tarafların öne sürdüğü makul ve mantıklı argümanların mahkeme heyetince gerçekten dinlendiğinin, anlaşıldığının ve hukuki bir süzgeçten geçirildiğinin en büyük göstergesidir. Somut olayda ise mahkemenin, başvurucunun yargılamanın seyri için esaslı olan iddialarını tamamen göz ardı ederek, toplanmayan deliller ve eksik bir inceleme üzerinden ağır bir hapis cezası hükmü kurduğu açıktır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: