Karar Bülteni
AYM Edip Yağarcık ve Hüsnü Dadak BN. 2021/39023
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/39023 |
| Karar Tarihi | 16.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Örgüt adına suç işleme kuralı öngörülebilir olmalıdır.
- Barışçıl toplanma hakkı keyfi müdahalelere karşı korunmalıdır.
- Temel hakların kullanımı terör suçu sayılamaz.
- Kanun hükmü keyfi cezalandırmaya engel olacak nitelikte olmalıdır.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının güvence altına alınması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini düzenleyen ceza normunun yapısal sorunlar barındırdığını ve bu durumun temel hakların kullanımında belirsizlik yarattığını tespit etmiştir. Mahkeme, örgüt adına hareket etme kavramının son derece geniş yorumlanmasının, demokratik toplumun temel taşlarından olan toplantı ve ifade özgürlükleri üzerinde ağır bir caydırıcı etki doğurduğunu vurgulamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bakıldığında karar, ceza mevzuatındaki belirsiz hükümlerin anayasal hakların özüne dokunacak şekilde uygulanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun iptal kararlarına rağmen gerekli yasal düzenlemeleri zamanında yapmamasının hukuki boşluk ve keyfiyete yol açtığını belirterek, eski ve geniş yorumlanan düzenlemelere dayalı mahkûmiyetlerin doğrudan ihlal sebebi sayılacağını netleştirmiştir. Bu bağlamda, idari makamlar ve derece mahkemeleri, sırf yasa dışı örgütlerin genel çağrılarına denk gelen protestolara katıldıkları için bireyleri doğrudan örgüt üyesi statüsünde cezalandıran yaklaşımı terk etmelidir. Uygulamada bu karar, toplanma hakkı ile terör suçları arasındaki ceza sınırının daha öngörülebilir ve hakkaniyetli bir şekilde çizilmesini zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, terör örgütünün çağrısı üzerine gerçekleştiği iddia edilen bir gösteri yürüyüşü sırasında, polislerin uyarısına rağmen dağılmadıkları ve görevlilere direndikleri gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklanmıştır. Yargılama sürecinde, eylemlerin terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet gibi çeşitli suçlar kapsamında değerlendirilmesi sonucunda başvuruculara hapis cezası verilmiştir. Başvurucular ise eylemlerinin temelinde sadece bir cenaze törenine katılmak olduğunu ifade etmiştir. İlgili ceza kuralının mahkemelerce çok geniş yorumlanıp uygulandığını savunan başvurucular, haksız mahkûmiyet ve uzun süren yargılama ile gözaltı işlemleri nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kişi özgürlüğü ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.220/6 ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.314/2 hükümlerinin Anayasa'ya uygunluk ve öngörülebilirlik kıstaslarına dayanmaktadır. İlgili mevzuatta yer alan terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme kuralı, derece mahkemelerince örgüt üyeliği ile eş değer tutularak uygulanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarında, 5237 sayılı Kanun m.220/6 düzenlemesinin içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Yargıtay kararlarında, sırf bir terör örgütünün çağrısı üzerine düzenlenen bir gösteriye katılmanın dahi örgüt adına suç işlemek olarak kabul edilmesi, temel hakların kullanımında son derece keyfi müdahalelere kapı aralamaktadır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kişinin terör örgütü üyesi sıfatıyla cezalandırılabilmesi için faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi ile hiyerarşik yapıya bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun somut delillerle kanıtlanması gerekir.
Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi gereğince, ceza kanunu hükümlerinin bireyler için öngörülebilir olması ve yasal güvenlik sağlaması anayasal bir şarttır. Bir silahlı örgütün çağrısına dayalı protesto eylemlerinde sadece fiziksel olarak bulunmak, uyarılara rağmen dağılmamak ve polise direnmek gibi fiillerin doğrudan örgüt adına yapıldığının varsayılması, ifade ve toplanma özgürlükleri üzerinde çok güçlü ve haksız bir caydırıcı etki yaratır. Bu bağlamda, kanun hükümlerinin ve yargısal içtihatların geniş yorumu sonucunda, kişilerin anayasal haklarını kullanırken ağır terör suçlarından öngörülemez biçimde ceza almaları, hem suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle hem de hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların bir gösteriye katılmaları ve ihtara rağmen dağılmayarak kolluk kuvvetlerine direnmeleri eylemleri nedeniyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan hapis cezasına mahkûm edilmelerini insan hakları hukuku temelinde detaylıca değerlendirmiştir. Başvurucular, olay sırasında doğrudan terör örgütü üyesi olmakla suçlanmamış ancak 5237 sayılı Kanun'da yer alan atıf maddeleri uyarınca örgüt üyesi gibi kabul edilerek çok ağır yaptırımlarla karşılaşmışlardır.
Yapılan değerlendirmelerde, başvuruculara doğrudan uygulanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.220/6 hükmünün yasal lafzı ve derece mahkemelerince yapılan yargısal yorumların öngörülemez sonuçlar doğurduğuna büyük bir dikkat çekilmiştir. Mahkeme, sırf bir örgüt çağrısına dayalı bir yürüyüşte bulunmanın, bireyleri otomatik olarak gerçek bir örgüt üyesi statüsüne sokarak ağır şekilde mahkûm etmeye elverişli olan bu hukuki zeminin Anayasa'nın aradığı yasal belirlilik ve kanunilik şartlarını kesinlikle sağlamadığını tespit etmiştir. İlgili ceza kuralının yargı pratiğindeki bu aşırı geniş yorumu, anayasal güvence altındaki toplantı haklarının keyfi biçimde kısıtlanmasına doğrudan yol açmakta ve toplantı hakkının kullanımında bireyler üzerinde çok ağır bir caydırıcılık yaratmaktadır.
Kaldı ki söz konusu kanun hükmünün hukuki belirsizliği ve sürekli hak ihlali yarattığı gerekçesiyle daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından zaten iptal edildiği de kararda kuvvetle hatırlatılmıştır. Derece mahkemelerinin bu öngörülemez ve hukuken sorunlu yasal duruma dayanarak başvurucuları ağır terör suçlarından cezalandırması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yapılan devlet müdahalesinin haklı bir kanuni dayanaktan bütünüyle yoksun olduğu neticesini doğurmuştur. Ayrıca dosyada yer alan makul sürede yargılanma ve haksız gözaltına ilişkin diğer şikâyetler ise olağan başvuru yollarının usulünce tüketilmemesi nedeniyle mahkemece kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.