Karar Bülteni
AYM Murat Ayaşoğlu BN. 2023/71304
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/71304 |
| Karar Tarihi | 01.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sosyal medya paylaşımlarında aleniyet titizlikle araştırılmalıdır.
- İfade özgürlüğüne müdahale ilgili ve yeterli gerekçeye dayanmalıdır.
- Özel etkinlik görüntülerinin kamusal tartışmaya katkısı sınırlıdır.
- Eksik incelemeye dayalı mahkûmiyet hak ihlali doğurur.
Bu karar, sosyal medya platformları üzerinden elde edilen görüntülerin haberleştirilmesi ve kişisel verilerin ihlali iddialarında ifade ve basın özgürlüğünün sınırlarını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yerel bir gazetecinin üçüncü bir şahsın sosyal medya hesabından aldığı görüntüleri kendi haber platformunda ve kişisel hesaplarında paylaşması üzerine verilen hapis cezası mahkûmiyetini detaylıca değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, özel bir etkinlikte çekilen görüntülerin kamusal bir fayda sağlayıp sağlamadığı veya bir haber değeri taşıyıp taşımadığı tartışmasının ötesinde, asıl kritik meselenin söz konusu görüntülerin gazeteci tarafından elde edilmeden önce "alenileşip alenileşmediği" olduğuna kuvvetle vurgu yapmıştır.
Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, gazetecilerin veya vatandaşların sosyal medyadan temin ettikleri verileri paylaşmaları nedeniyle kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma suçuyla yargılandıkları dosyalarda mahkemelerin daha kapsamlı ve derinlemesine bir araştırma yapmasını zorunlu kılmaktadır. Ceza mahkemeleri, verinin ilk olarak paylaşıldığı sosyal medya hesabının takipçi sayısını, gizlilik ayarlarını ve bilginin halihazırda kamuya açık hâle gelip gelmediğini titizlikle incelemek zorundadır. Karar, yargı mercilerinin tatminkâr, ilgili ve yeterli gerekçe sunmadan, eksik hukuki inceleme ile mahkûmiyet kararı vermesinin ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ölçüsüz bir müdahale oluşturacağını kesin bir içtihat hâline getirmesi açısından uygulamada yön gösterici ve bağlayıcı bir etkiye sahip olacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, yerel düzeyde gazetecilik yapan ve kendine ait haber siteleri ile sosyal medya hesapları bulunan bir kişidir. Olay tarihinde Balıkesir Üniversitesi Rektörü'nün eşi olan müşteki, özel bir iş yerinin kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmıştır. Bu etkinlikte müştekinin bir şarkı eşliğinde dans ettiği anlar, mekân sahibi arkadaşı tarafından kendi sosyal medya hesabında paylaşılmıştır. Başvurucu gazeteci de bu videoyu alarak kendi sosyal medya hesaplarında haber formatında yayımlamıştır.
Bunun üzerine müşteki, görüntülerin izinsiz paylaşıldığı ve toplumsal itibarının zedelendiği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Açılan ceza davasında mahkeme, görüntülerin kamu yararı taşımadığı ve izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle başvurucuyu kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, videoyu binlerce takipçisi olan herkese açık bir hesaptan aldığını, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 (İfade Özgürlüğü) ve Anayasa m.28 (Basın Hürriyeti) hükümleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.136 (Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi cezalandırılır) düzenlemelerini dikkate almıştır.
İfade ve basın özgürlüğü, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden biridir ve toplumun ilerlemesi ile her bireyin gelişmesi için gerekli olan en temel şartlardandır. Bu özgürlüklere kamu makamları tarafından yapılacak herhangi bir müdahalenin, Anayasa m.13 kapsamında mutlaka kanunla yapılması, meşru bir amaca dayanması, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması zorunludur. İfade özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması veya kişisel verilerinin mahremiyeti arasında hukuki bir çatışma yaşandığında, yargı makamlarının bu iki değer arasında oldukça hassas ve adil bir denge kurması gerekmektedir.
Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, bu dengeleme yapılırken; paylaşımın kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı, hedef alınan kişinin toplumdaki konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veya sade vatandaş olup olmadığı), kullanılan ifadelerin bağlamı ve içeriğin ne şekilde elde edildiği gibi somut kriterler incelenmelidir. Eğer iddiaya konu edilen kişisel veri veya görüntü, daha önceden kamuya açık bir sosyal medya platformunda, çok sayıda kişinin erişebileceği şekilde paylaşılarak "alenileşmiş" ise, bu bilginin sonradan bir gazeteci tarafından yeniden paylaşılmasının suçu oluşturup oluşturmayacağı hususunda mahkemelerce çok daha titiz bir hukuki inceleme yapılması elzemdir. Mahkemelerin, ifade ve basın özgürlüğünü sınırlayan ve hürriyeti bağlayıcı ceza öngören mahkûmiyet kararlarında, olayın tüm boyutlarını kapsayan ilgili ve yeterli gerekçe sunma zorunluluğu, adil yargılanma ve ifade hürriyetinin vazgeçilmez bir güvencesidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle gazeteci olan başvurucunun yaptığı paylaşımın kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunup sunmadığını değerlendirmiştir. Başvurucu, müştekinin rektör eşi olması ve çalınan şarkının siyasi anlamları bulunması sebebiyle videonun haber değeri taşıdığını iddia etmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, söz konusu videonun sıradan ve tamamen özel bir etkinliğe ait olduğunu, müştekinin resmî bir sıfatla veya kamusal bir görev nedeniyle orada bulunmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle söz konusu paylaşımın kamusal bir tartışmaya doğrudan bir katkı sağlamadığı açıkça ifade edilmiştir.
Buna karşılık, mahkûmiyetin temel dayanağı olan kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ve yayılması suçunun yasal unsurları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin kararlarında çok önemli bir eksiklik saptamıştır. Başvurucu yargılama boyunca, videoyu ilk paylaşan kişinin sosyal medya hesabının binlerce takipçisi olduğunu, dolayısıyla videonun gizli kalmadığını ve zaten alenileştiğini savunmuştur. Yerel mahkeme ise başvurucunun bu somut iddiasını, videonun ilk yayımlandığı hesabın takipçi sayısını, hesabın gizlilik ayarlarını ve verinin kamuya ne ölçüde açık hâle geldiğini detaylıca araştırmadan doğrudan mahkûmiyet kararı vermiştir. Başvurucunun istinaf aşamasında da dile getirdiği bu kritik itirazlar, bölge adliye mahkemesince de tümüyle yanıtsız bırakılmıştır.
Yüksek Mahkeme, videonun alenileşip alenileşmediği hususunun suçun oluşumu açısından hayati bir öneme sahip olduğunu, yargı mercilerinin sanık lehine olan bu çelişkiyi giderecek yeterli ve ilgili bir gerekçe ortaya koyamadığını belirlemiştir. Derece mahkemelerinin, suçun unsurları ve aleniyet hususunda üzerlerine düşen araştırma yükümlülüğünü yerine getirmemesi, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik müdahalenin zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşıladığının kanıtlanamaması anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.