Karar Bülteni
AYM Özlem Güner Gürlek ve Mehmet Bartu Gürlek BN. 2020/2003
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu |
| Başvuru No | 2020/2003 |
| Karar Tarihi | 18.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sonuca etkili esaslı iddialar mutlaka karşılanmalıdır.
- Bilirkişi raporuna itirazlar kararda gerekçelendirilmelidir.
- Mirasçılar ölenin bireysel başvurusunu devam ettirebilir.
- Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın teminatıdır.
Bu karar, idari yargılamalarda ve bilhassa teknik uzmanlık gerektiren konularda alınan bilirkişi raporlarına karşı ileri sürülen somut ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki itirazların, mahkemelerce nasıl ele alınması gerektiği hususunda son derece kritik bir öneme sahiptir. Mahkemelerin uyuşmazlığın çözümünde bilirkişi raporlarından faydalanması olağan ve beklenen bir durum olmakla birlikte, tarafların bu raporlardaki tespitlere yönelik dile getirdiği esaslı iddiaların gerekçede tartışılmadan ve doğrudan rapora itibar edilerek hüküm kurulması, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkını doğrudan zedelemektedir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu bu kararıyla, derece mahkemelerinin kendilerine sunulan her iddiaya veya savunmaya tek tek cevap vermek zorunda olmamakla beraber, davanın kaderini etkileyebilecek argümanları mutlaka makul ve mantıklı bir gerekçeyle karşılamakla yükümlü olduğunu net bir şekilde teyit etmiştir. İstinaf veya temyiz mercilerinin de bu tür ağır itirazlara sessiz kalması, hukuki korumanın etkinliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Öte yandan bu emsal nitelikteki karar, bireysel başvuru sürecindeyken vefat eden bir başvurucunun davasının, hukuki ve manevi menfaatlerini somut olarak ortaya koyabilen yasal mirasçıları tarafından sürdürülebilmesi hususundaki yüksek mahkeme içtihadını da pekiştirmekte, hak arama hürriyetinin ölümle birlikte otomatik olarak son bulmadığını göstermesi açısından büyük bir değer taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir üniversitede doktor öğretim üyesi olarak görev yapan akademisyenin, yürüttüğü bilimsel proje kapsamında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK) yaptığı başvuru neticesinde aldığı etik ihlal cezasının iptaline ilişkindir. Kurumun Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu, başvurucunun bir çalışmadan elde ettiği sonuçları yapay olarak bölüp birden fazla yayın çıkararak "dilimleme" yaptığına karar vermiş ve kendisine bir yıl süreyle kurum projelerinden men gibi ağır idari yaptırımlar uygulamıştır.
Başvurucu, uygulanan bu yaptırım işleminin iptali talebiyle idare mahkemesine dava açmıştır. Yargılama aşamasında mahkemece alınan bilirkişi raporunda etik ihlalin varlığı yönünde görüş bildirilmiş, başvurucu ise bu raporun fahiş teknik hatalar içerdiği, ortada bilimsel veri barındıran bir yayın bulunmadığı ve incelenen metinlerin yalnızca proje tanıtım posterleri olduğu yönünde çok net itirazlarda bulunmuştur. İdare mahkemesinin bu itirazları hiçbir şekilde karşılamadan davayı reddetmesi ve istinaf başvurusunun da gerekçesiz reddedilmesi üzerine uyuşmazlık bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bu hukuki uyuşmazlığın çözümünde, temel hak ve özgürlüklerden olan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en temel sacayaklarından biri olan gerekçeli karar hakkı ekseninde değerlendirme yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 uyarınca herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı bulunmaktadır. Aynı şekilde Anayasa m. 141/3 kuralı uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur.
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı, yargılamanın şeffaflığını ve verilen kararların isabetlilik yönünden denetlenebilmesini amaçlar. Yargılama makamlarının ileri sürülen tüm iddialara satır satır cevap verme zorunluluğu bulunmasa da davanın sonucunu kökten etkileyebilecek, temel nitelikteki ve esaslı itirazların mutlaka makul, mantıklı ve anlaşılabilir bir gerekçe ile kararda karşılanması şarttır. Aksi yöndeki bir tutum, mahkemenin davanın esas sorunlarını hiç incelemediği izlenimini doğurur ve keyfiliğe yol açar.
Olayın idari ve teknik boyutunda ise, 278 sayılı Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun ve buna dayanılarak yürürlüğe konulan TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Yönetmeliği esas alınmıştır. İlgili yönetmeliğin 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca, bir araştırmanın sonuçlarını araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde parçalara ayırarak birden fazla sayıda yayın yapmak veya yayın yapmak için girişimde bulunmak hukuken "dilimleme" olarak tanımlanmış ve kınanması gereken bir etik kural ihlali sayılmıştır. Aynı yönetmeliğin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendi kapsamında ise, bu kurala aykırı davranışın kasıt ya da ağır ihmal sonucu gerçekleşmesi durumunda ilgililere ne gibi idari yaptırımların uygulanacağı düzenlenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu önüne gelen bu bireysel başvuruda öncelikle, asıl başvurucunun yargılama süreci devam ederken vefat etmesi üzerine incelemeye devam edilip edilemeyeceği sorunu ele alınmıştır. Mahkeme, ölen kişinin yasal mirasçılarının hukuki ve manevi menfaatlerini ortaya koyarak başvuruya devam etme iradesi göstermeleri hâlinde sürece dâhil olabilecekleri ilkesinden hareketle, vefat eden öğretim üyesinin eşi ve çocuğunun başvuruyu sürdürme taleplerini haklı bularak esasa geçmiştir.
Esas yönünden yapılan incelemede, derece mahkemesi tarafından uyuşmazlığın çözümü için alınan bilirkişi raporuna karşı başvurucu tarafından davanın seyrini değiştirecek derecede temel ve teknik itirazlar yapıldığı görülmüştür. Başvurucu, ihlale konu edilen metinlerin bilimsel bir veri içermeyen, yalnızca projenin tanıtımını yapan basit posterler olduğunu, dolayısıyla ortada bilimsel ve teknik anlamda "dilimleme" (mükerrer yayın) olarak kabul edilebilecek bir materyalin bile bulunmadığını ısrarla ileri sürmüştür. Dahası, çalıştay özet kitapçığında yer alan metinlerin hangi bilimsel dayanakla kopyalama veya ihlal sayıldığının bilirkişilerce açıklanmadığını ve somut verilerin hatalı yorumlandığını vurgulamıştır.
Ancak idare mahkemesinin verdiği ret kararında, başvurucunun davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek ağırlıktaki bu iddia ve itirazlarına yönelik hiçbir inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. İlk derece mahkemesi, sadece bilirkişi heyetinin genel yetkinliğine atıf yaparak şablon ve şekli bir yaklaşımla raporu hükme esas almış; istinaf aşamasında da bölge idare mahkemesi başvurucunun dile getirdiği bu ağır çelişkiler hakkında hiçbir ek gerekçe göstermeksizin talebi kesin olarak reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecini bir bütün olarak ele aldığında, derece mahkemelerinin bu esaslı itirazlara karşı tümüyle sessiz kalmasının, başvurucunun iddialarının dinlenip dinlenmediğinin bilinmesini engellediğini ve kararın nesnel denetimini imkânsız kıldığını tespit etmiştir. Bu tutum, yargılamanın hakkaniyetine ve adaletin tesisine ciddi bir gölge düşürmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.