Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | PEŠIĆ | BN. 2021/4545

Karar Bülteni

AİHM PEŠIĆ BN. 2021/4545

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm
Başvuru No 2021/4545
Karar Tarihi 13.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Siyasi figürlerin eleştiriye tahammül sınırı daha geniştir.
  • Sert eleştiriler ifade özgürlüğü kapsamında korunur.
  • Kamusal meselelerde ifade özgürlüğüne müdahale dar yorumlanır.
  • Değer yargılarının ispatlanması beklenemez.

Bu karar, kamusal meselelerde siyasetçilere yöneltilen sert eleştirilerin ifade özgürlüğü kapsamında ne ölçüde korunması gerektiğine dair kritik ve ufuk açıcı bir hukuki çerçeve çizmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kamu görevlisinin kamuyu yakından ilgilendiren eylemleri hakkında gazetecilerin veya siyasi aktivistlerin kullandığı sert, provokatif ve hatta sarsıcı ifadelerin, sırf muhatabını rahatsız ettiği için doğrudan hakaret sayılamayacağını açıkça vurgulamaktadır. Mahkeme, olayda kullanılan kelimelerin somut bir olgusal temele dayanan değer yargıları olduğunu belirterek, ifade özgürlüğü ile itibarın korunması arasındaki ince dengenin her zaman ifade özgürlüğü lehine yorumlanması gerektiğini hukuken teyit etmiştir.

Uygulamada bu karar, özellikle siyasilerin ve üst düzey bürokratların taraf olduğu manevi tazminat veya hakaret davalarında yerel mahkemelere çok önemli bir emsal teşkil edecektir. Karar, siyaset sahnesine çıkan kişilerin bilerek ve isteyerek kendilerini kamuoyunun ve basının sıkı denetimine açtıklarını, bu nedenle sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş bir eleştiriye tahammül yükümlülükleri olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kararın emsal etkisi, yerel mahkemelerin siyasilere yönelik eleştirileri değerlendirirken kelimelerin sözlük anlamından ziyade bağlamını, tartışmanın kamu yararını ve eleştirinin yöneltildiği kişinin konumunu dikkate alma zorunluluğunu güçlendirmesidir. Bu yönüyle karar, demokratik toplumlarda siyasi tartışmaların nefes almasını sağlayan önemli bir güvencedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Sırbistan'da siyasi bir aktivist ve yazar olan başvurucu Vesna Pešić, bir vatandaş derneğinin internet sitesinde o dönemki Sırbistan İçişleri Bakanı'nın eylemlerini sert bir dille eleştiren bir makale yayımlamıştır. Makale, başkent Belgrad'da gece yarısı ağır iş makineleriyle gerçekleştirilen yasa dışı yıkım olaylarını ve polisin bu esnada olay yerine bilerek müdahale etmemesini konu almıştır. Başvurucu, Bakan'ın polisin tepkisizliğine ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamaları ve bahaneleri açıkça "aptallık" olarak nitelendirmiştir. Bunun üzerine İçişleri Bakanı, makaledeki bu ifadelerle onur ve itibarına saldırıldığı gerekçesiyle başvurucu ve makaleyi yayımlayan dernek aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkemeler, kullanılan kelimelerin kişisel hakaret boyutuna ulaştığına hükmederek başvurucuyu tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Başvurucu ise, siyasi bir yetkiliye yönelik bu eleştirilerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek konuyu mahkemeye taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10 (ifade özgürlüğü) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde incelemiştir. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihat prensiplerine göre, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından hoşa giden veya zararsız sayılan fikirleri değil, aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini şoke eden, inciten ve rahatsız eden bilgi ve düşünceleri de koruma altına alır.

Mahkeme, ifade özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin kanunla öngörülüp öngörülmediğini, meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını titizlikle değerlendirmektedir. Bu değerlendirmede, eleştirinin hedefi olan kişinin konumu ile tartışmanın kamu yararı taşıyıp taşımadığını dikkate alır. Buna göre, sıradan vatandaşların aksine siyasetçiler ve üst düzey kamu görevlileri, üstlendikleri görevlerin doğası gereği eylemlerinin ve sözlerinin basın ve kamuoyu tarafından daha sıkı denetlenmesine bilerek katlanmak zorundadır. Siyasi tartışmalar bağlamında bu kişilere yönelik eleştirilerin sınırları çok daha geniştir.

Kararda vurgulanan bir diğer temel kural, maddi olgu ile değer yargısı arasındaki ayrımdır. Maddi olguların doğruluğu somut delillerle ispatlanabilirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatlanmasını beklemek ifade özgürlüğünün özüne aykırıdır ve kabul edilemez. Ancak, hukuken bir değer yargısının da tamamen dayanaksız olmaması, mutlaka belli bir olgusal temele dayanması şarttır. Kamuyu yakından ilgilendiren önemli bir meselenin tartışıldığı durumlarda, gazetecilik ve ifade özgürlüğü sınırları içinde bir miktar abartıya, provokasyona veya kışkırtıcı bir dile izin verilmesi, demokratik işleyişin temel bir gerekliliğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun makalesinde kullandığı ifadelerin, yasa dışı yıkımlar ve polisin bu yıkımlara kasten müdahale etmemesi gibi Sırbistan kamuoyunu yakından ilgilendiren çok önemli bir meselenin tartışıldığı bağlamda dile getirildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, yerel mahkemelerin "aptallık" gibi kelimeleri makalenin bütününden ve olayların arka planından kopararak salt birer kişisel hakaret sözcüğü olarak nitelendirmesini eleştirmiş ve bu dar yorumu hatalı bulmuştur.

Mahkemenin tespitlerine göre, söz konusu makale İçişleri Bakanı'nın polisin tepkisizliğine dair kamuoyuna yaptığı tartışmalı açıklamalara doğrudan bir yanıttır. Başvurucunun kullandığı ifadeler ne kadar sert, iğneleyici ve kışkırtıcı olursa olsun, olayların gelişimi ve Bakan'ın açıklamalarına dayanan sübjektif bir değerlendirmeyi, yani bir değer yargısını yansıtmaktadır. Makalenin asıl amacı salt Bakan'ın şahsına hakaret etmek değil, kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan ve polis teşkilatının başı olarak doğrudan onun sorumluluğunda olan hukuka aykırı bir meseleye dair güçlü bir siyasi eleştiri getirmektir.

Mahkeme ayrıca, başvurucunun iddialarını yeterli ve sağlam bir olgusal temele dayandırdığını açıkça belirtmiştir. Şehrin merkezinde yaşanan ağır ihmaller, polis müdahalesindeki eksiklikler ve bunun yarattığı devasa kamusal tepki göz önüne alındığında, kullanılan ifadelerin bu olgusal zeminden bağımsız ve keyfi bir karalama olmadığı vurgulanmıştır. Yerel mahkemelerin, başvurucunun ifade özgürlüğü ile Bakan'ın itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kuramadığı ve yüksek tazminat cezasını haklı gösterecek ilgili ve yeterli gerekçeleri sunamadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olmadığına, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10'un ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: