Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Nagihan Toğyuner | BN. 2023/47839

Karar Bülteni

AYM Nagihan Toğyuner BN. 2023/47839

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/47839
Karar Tarihi 16.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Siyasetçi ve tanınmış kişilere eleştiri sınırı geniştir.
  • İfadeler bağlamından koparılarak doğrudan hakaret sayılamaz.
  • Kaba ve şok edici sözler ifade özgürlüğünün korumasındadır.
  • Ceza kararına otomatik dayanılarak tazminata hükmedilemez.

Bu karar, sosyal medyada kullanılan ve günlük dilde kaba, incitici veya sert olarak kabul edilen ifadelerin, söylendiği bağlam ve muhatabın konumu dikkate alınmadan doğrudan hakaret sayılarak tazminata konu edilemeyeceğini ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamuoyunca tanınan ve önemli bir kamusal yetki kullanan tanınmış kişilere yönelik eleştirilerin sınırının sade vatandaşlara göre çok daha geniş olduğunu vurgulayarak, ifade özgürlüğünün şok edici, rahatsız edici veya kırıcı söylemleri de koruma altına aldığını net bir şekilde teyit etmiştir. Sadece ceza yargılamasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararına dayanılarak, ifadenin bağlamı ve kamusal tartışmaya katkısı gözetilmeden doğrudan manevi tazminata hükmedilmesi, ifade özgürlüğüne yönelik orantısız ve haksız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, derece mahkemelerinin hakaret ve manevi tazminat dosyalarında uygulayacağı anayasal ölçütleri netleştirmektedir. Yargı mercileri, sadece kullanılan kelimenin sözlük anlamına odaklanmak yerine; tartışmanın kamusal yararı, hedeflenen kişinin statüsü, ifadenin bir değer yargısı olup olmadığı ve muhatabın cevap verme imkânı gibi anayasal dengeleme kriterlerini bir bütün olarak değerlendirmek zorundadır. Bu anayasal içtihat, sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan hakaret ve manevi tazminat davalarında ifade özgürlüğünün korunması adına güçlü bir kalkan oluşturacak ve mahkemelerin salt kaba söz kullanımını otomatik bir tazminat gerekçesi yapmasının önüne geçerek hukuki güvenliği artıracaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, olay tarihinde Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı olan kişinin katıldığı bir anma sempozyumunda yaptığı ve ulusal basında geniş yer bulan konuşmasının haberleştirilmesi üzerine başlamıştır. Başvurucu Nagihan Toğyuner, bu siyasi ve toplumsal içerikli haberin bir sosyal medya platformunda paylaşılmasının ardından, ilgili gönderinin altına tepkisini dile getirmek maksadıyla "dangalak" şeklinde bir yorum yazmıştır.

Bu yorum üzerine dönemin TBB Başkanı, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başlatılan ceza soruşturması ve açılan dava sonucunda Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucuya hakaret suçundan adli para cezası vermiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Ceza davasının hemen ardından müşteki davacı, bu kez Asliye Hukuk Mahkemesinde başvurucu aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, ceza dosyasını dayanak alarak başvurucunun tazminat ödemesine karar vermiş, istinaf aşamasında bu tutar bir miktar indirilerek hüküm kesinleşmiştir. Başvurucu, kamuoyuna mal olmuş bir kişiye karşı yalnızca eleştiri hakkını kullandığını, kullandığı ifadenin hakaret teşkil etmediğini ve aleyhine tazminata hükmedilmesinin haksız bir müdahale olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri incelerken Anayasa'nın 26. maddesini temel almaktadır. İfade özgürlüğünün demokratik toplumun zorunlu temellerinden olduğu, toplumun ilerlemesi ve bireylerin gelişimi için yaşamsal bir önem taşıdığı, herkes için geçerli olduğu kabul edilmektedir. Başvurucu aleyhine açılan manevi tazminat davasının ve uygulanan yaptırımın kanuni dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükmüdür. Bu kapsamda başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla yapılan müdahalenin kanunilik ve meşru amaç ölçütlerini taşıdığı görülmektedir.

Ancak temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka orantılı olması gerekir. İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulurken mahkemelerin dikkate alması gereken spesifik kriterler mevcuttur. Bu kriterler arasında; ifadenin kim tarafından kime karşı dile getirildiği, hedef alınan kişinin ünlülük derecesi, kamusal yetki kullanan bir görevli veya siyasetçi olup olmadığı gibi unsurlar yer almaktadır. Kamuoyunca tanınan ve kamusal görev yürüten kişilerin eleştiri sınırlarının sade vatandaşlara göre çok daha geniş olduğu, anayasal içtihatlarla sabittir.

Ayrıca ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değeri, ifadenin maddi bir olgu isnadı mı yoksa bir değer yargısı mı olduğu, muhatabın bu ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı ve ifadenin bağlamı dengeleme testinde hayati öneme sahiptir. İfade özgürlüğü, yalnızca zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgileri değil; polemik içeren, kırıcı, şok edici veya rahatsız edici nitelikteki değer yargılarını da koruma altına almaktadır. Sırf rahatsız edici veya kaba bir dilin kullanılması, hukuk sisteminde otomatik olarak tazminat veya ceza şeklinde bir yaptırım uygulanmasını haklı kılmaz. Yargı mercilerinin tüm bu kriterleri somut olayın şartlarına uyarlayarak hakkaniyetli bir dengeleme yapması anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle uyuşmazlığın taraflarının toplumsal ve mesleki konumlarına dikkat çekmiştir. Davacı, olay tarihinde Türkiye Barolar Birliği başkanı sıfatını taşımaktadır ve kamuoyu tarafından yakından tanınan, takip edilen, tecrübeli bir hukukçudur. Başvurucu ise sosyal medya hesabını yalnızca yakın çevresi için kullandığını belirten sade bir vatandaştır. Davacının üstlendiği önemli görev ve bizzat başlattığı kamusal tartışma göz önüne alındığında, kendisine yönelik eleştirilerin sınırlarının sıradan bir insana göre çok daha geniş olduğu kabul edilmiştir. Halkın tanınmış kişilere ilişkin bilgileri alma hakkı ve davacının eylemlerinin toplumca yakından izleneceği gerçeği, onun demokratik bir ortamda yöneltilen ağır eleştirilere daha fazla tahammül etmesini zorunlu kılmaktadır.

Mahkumiyete ve tazminata konu edilen "dangalak" kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğünde "akılsız, düşüncesiz kimse" anlamına geldiği, ifadenin incitici ve sert bir değer yargısı taşıdığı belirtilmiştir. Ancak anayasal anlamda ifade özgürlüğü, salt polemik içeren veya kırıcı olan sözleri koruma kapsamından doğrudan çıkarmaz. İlk derece ve istinaf mahkemelerinin, başvurucunun bu ifadeyi hangi bağlamda kullandığını, tartışmanın kamusal yararını, ifadenin sebepsiz bir saldırı niteliği taşıyıp taşımadığını ve davacının basını veya sosyal medyayı kullanarak cevap verme imkânına sahip olup olmadığını hiç değerlendirmedikleri tespit edilmiştir.

Derece mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenen dengeleme kriterlerini uygulamadan, sadece ceza yargılamasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararına mekanik biçimde dayanarak ve kelimenin sözlük anlamına odaklanarak manevi tazminata hükmetmiştir. İfade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulmadan, ifadenin bütünsel bağlamından koparılarak verilen bu kararların ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kanaatine varılmıştır. Mahkemelerin anayasal ölçütleri göz ardı ederek eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle manevi tazminata hükmetmesi, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: