Anasayfa Karar Bülteni AYM | İSMAİL İLKE | BN. 2021/29979

Karar Bülteni

AYM İSMAİL İLKE BN. 2021/29979

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/29979
Karar Tarihi 30.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Silahların eşitliği ilkesi adil yargılanmanın temelidir.
  • Teknik tıbbi inceleme gerektiren davalarda bilirkişi şarttır.
  • İspat külfeti taraflardan birini dezavantajlı duruma düşüremez.
  • Sağlık kurulu raporlarındaki çelişkiler bilirkişiyle giderilmelidir.

Bu karar, idari yargılama usulünde silahların eşitliği ilkesinin ne derece hayati bir öneme sahip olduğunu hukuki bir zeminde bir kez daha ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisinin ifa ettiği zorlu görev ile geçirdiği ağır rahatsızlık arasındaki illiyet bağının tespitinde, salt idarenin elindeki tek taraflı raporlara veya eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmasını adil yargılanma hakkına ve usuli güvencelere açıkça aykırı bulmuştur. Özellikle teknik ve özel bilgi gerektiren spesifik tıbbi uyuşmazlıklarda, mahkemelerin bilirkişi incelemesi yaptırmaktan haksız yere imtina etmesi, bireyi devletin devasa gücü karşısında oldukça zayıf, çaresiz ve ağır bir ispat yükü altında ezilen dezavantajlı bir konuma düşürmektedir.

Kararın idari yargıdaki emsal etkisi, özellikle vazife malullüğü, meslek hastalığı ve iş kazası gibi tıbbi illiyet bağının ispatının zorunlu olduğu spesifik davalarda idare mahkemelerinin çok daha titiz ve araştırmacı bir yaklaşım sergilemesini zorunlu kılmasıdır. Bireylerin tamamen kendi sınırlı imkânlarıyla karmaşık tıbbi nedensellik bağını ispatlamalarının fiili imkansızlığı dikkate alındığında, dosyada çelişkili sağlık raporlarının bulunduğu durumlarda mahkemelerin resen veya tarafların makul talebi üzerine mutlaka bağımsız bilirkişi incelemesi yaptırması anayasal bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Bu yenilikçi içtihat, idare mahkemelerindeki eksik inceleme eğiliminin kesin olarak önüne geçilmesi ve taraflar arasında usuli eşitliğin tam manasıyla, adil bir biçimde tesis edilmesi bakımından yargısal uygulamaya yön verecek çok güçlü bir referans niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Jandarma olarak görev yapan başvurucu, bir asayiş olayı sırasında şüphelilerle arbede yaşadıktan sonra fenalaşarak kalp krizi geçirmiştir. İlerleyen yıllarda kalbindeki rahatsızlığın ciddiyeti nedeniyle maluliyet raporu almış ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde bedenen bir işle meşgul olamayacağına karar verilmiştir. Başvurucu, geçirdiği kalp krizinin ifa ettiği zorlu görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğini belirterek kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmuştur. Ancak kurum, başvurucuyu adi malul kabul ederek bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, kurumun bu ret işleminin iptal edilmesi ve vazife malulü sayılarak aylık bağlanması talebiyle idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. Uyuşmazlığın temelini, başvurucunun geçirdiği ağır kalp krizinin ifa ettiği kamu görevinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve bu tıbbi durumun mahkeme sürecinde alınan raporlar ışığında nasıl ispatlanacağı oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın temel bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesi üzerinde durmuştur. Adil yargılanma hakkı, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde eşit koşullarda dile getirme fırsatı tanınmasını zorunlu kılar.

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde sunabilmesi anlamına gelir. Bu anayasal usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsar.

Mahkemelerin bilirkişi incelemesine başvurup başvurmaması kural olarak kendi takdirlerindedir. Ancak Anayasa Mahkemesi, tarafların öne sürdüğü ve davanın esasına doğrudan etkili olan iddiaların, işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde derinlemesine incelenip incelenmediğini denetlemektedir. Özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran ciddi şekilde dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediği, silahların eşitliği ilkesi bakımından kritik bir anayasal denetim alanıdır. Ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, idari yargı mercilerine resen araştırma ilkesi çerçevesinde gerekli tam teşekküllü sağlık kuruluşlarından tıbbi bilirkişi raporu alma imkânı tanımaktadır. İdarenin elindeki geniş imkânlar karşısında bireyin teknik ve tıbbi uzmanlık gerektiren karmaşık illiyet bağını kendi başına ispatlamasının zorluğu, yargılama makamlarının bu usuli araçları hakkaniyete ve eşitliğe uygun şekilde kullanmasını hukuken zorunlu kılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kalp krizinin görevinin etkisiyle meydana geldiği yönündeki temel iddiasını oldukça detaylı ve usuli güvenceler ekseninde bir şekilde incelemiştir. Olayın gerçekleştiği tarihten önce başvurucunun askerî hastaneden aldığı kapsamlı raporda, mevcut görevini layıkıyla yapmasına engel olabilecek herhangi bir sağlık sorununun olmadığı net bir biçimde tespit edilmiştir. Bu durum dikkate alındığında, başvurucunun söz konusu asayiş olayı sonrasında ağır bir hastalık nedeniyle malul hâle gelmesinin, doğrudan ifa ettiği tehlikeli görevinden kaynaklandığı yönündeki iddiasının hiç de temelsiz olmadığı açıkça görülmektedir.

Mahkeme, başvurucunun hastalığının oluşmasının askerî bir görevden kaynaklandığını yalnızca kendi kısıtlı imkânlarıyla ispatlamasının neredeyse imkânsız olduğunu vurgulamıştır. İdare mahkemelerinin, bu tür özel uzmanlık, teknik ve tıbbi derinlik gerektiren iddiaları ancak ve ancak bağımsız bir uzman bilirkişi incelemesi aracılığıyla şüpheye yer bırakmayacak şekilde aydınlatabileceği ifade edilmiştir. Dosya kapsamındaki farklı tarihlerde alınmış resmî sağlık kurulu raporları arasında da çok bariz çelişkiler bulunmaktadır. Nitekim bir devlet hastanesi raporunda başvurucunun %78 oranında engelli olduğu ve efor gerektiren işlerde çalışamayacağı belirtilirken, başka bir askerî tıp akademisi raporunda kalp kasılma gücünün normale döndüğü ve sınıfı görevini yapabileceği ifade edilmiştir. Başvurucunun yargılama sürecinde ısrarla yeni ve tarafsız bir bilirkişi raporu alınması gerektiği yönündeki talepleri ve mevcut sağlık durumuna ilişkin birbiriyle tamamen çelişen resmî raporların varlığı gözetildiğinde, anayasal bir güvence olan silahların eşitliği ilkesi gereğince bu çelişkilerin mutlaka objektif ve bilimsel tıbbi bir inceleme ile giderilmesi gerektiği ortadadır.

Ayrıca, başvurucunun aynı olayla ilgili olarak idare mahkemesinde açtığı ayrı bir tam yargı davasında, hastalığının görevinin efor ve stresi etkisiyle gerçekleştiği açıkça kabul edilerek idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi çerçevesinde yüksek miktarda maddi tazminata mahkûm edildiği de güncel başvuru dosyasına yansımıştır. Net, bilimsel ve bağımsız bir tıbbi rapor olmadan başvurucunun illiyet bağı iddiasını ispatlamasının fiili imkânsızlığı karşısında, derece mahkemesinin başvurucunun haklı bilirkişi incelemesi yaptırma talebini dikkate dahi almadan mevcut çelişkili raporlarla uyuşmazlığı alelacele sonuçlandırması, başvurucuyu elinde devasa kamu gücü bulunduran idare karşısında ispat yönünden son derece zayıf ve dezavantajlı bir konuma düşürmüştür. Bu eksik inceleme ve usuli adaletsizlik durumu, adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri olan silahların eşitliği ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: