Anasayfa Karar Bülteni AYM | Keziban Karabulut | BN. 2020/37126

Karar Bülteni

AYM Keziban Karabulut BN. 2020/37126

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/37126
Karar Tarihi 30.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kışlada gerçekleşen şüpheli ölümlerde ispat yükü devletedir.
  • Esaslı iddiaların kararda karşılanmaması gerekçeli karar hakkını ihlal eder.
  • Aylık bağlanması davası yaşam hakkı ihlali için elverişsizdir.
  • Yargı mercileri ispat külfetine ilişkin savunmaları tartışmalıdır.

Bu karar, askerlik gibi kamu görevlerinin ifası sırasında meydana gelen ve tam olarak aydınlatılamayan ölüm olaylarında, ispat yükümlülüğünün devlette olduğuna dair ileri sürülen esaslı iddiaların mahkemelerce mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Derece mahkemelerinin, uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki savunmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıf yapan haklı iddiaları görmezden gelerek yüzeysel veya şablon gerekçelerle davanın reddine karar vermesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Öte yandan karar, Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı yalnızca vazife malullüğü aylığı bağlanması amacıyla açılan idari nitelikteki davaların, yaşam hakkının ihlali iddialarını incelemek ve idari kusuru tespit etmek için elverişli bir yol olmadığını netleştirmiştir.

Benzer davalarda bu karar, özellikle kışlada veya devletin tam gözetimi altındaki alanlarda meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarında açılacak idari davalar ile tazminat davalarında idare hukuku açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir. Mahkemelerin artık, intihar olduğu iddia edilen vakalarda dahi, olayın görevin etki ve tesiri altında kalıp kalmadığını derinlemesine irdelemesi ve tarafların ispat yüküne ilişkin itirazlarını tatminkâr bir şekilde hukuken gerekçelendirmesi gerekecektir. Karar, uygulamada istinaf ve temyiz mercilerinin ilk derece mahkemelerinin detaylı değerlendirmelerini ortadan kaldırırken, davacıların ileri sürdüğü esaslı argümanları çürütecek nitelikte özgül ve ikna edici gerekçeler yazmalarını zorunlu kılması bakımından kritik bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucunun oğlu, 1993 yılında Denizli'de askerlik görevini yerine getirirken nöbet tuttuğu esnada zimmetli tüfeğiyle vurulmuş hâlde bulunmuş ve kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir. Askerî savcılık, olayda başkasının kusuru olmadığını ve olayın bir intihar vakasından ibaret olduğunu belirterek dosyayı takipsizlikle kapatmıştır. Yıllar sonra anne, oğlunun askerlik hizmeti sırasında şehit düştüğünü ve ölümün ifa edilen vazifeden kaynaklandığını belirterek kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmuştur. SGK'nın bu talebi zımnen (sessiz kalarak) reddetmesi üzerine anne, ret işleminin iptal edilmesi için idare mahkemesine dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, kışlada gerçekleşen şüpheli ölümün askerlik vazifesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve devletin bu ölüm nedeniyle aileye vazife malullüğü aylığı bağlamak zorunda olup olmadığı sorunu yatmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde idari makamlar ve derece mahkemeleri, olay tarihinde yürürlükte bulunan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerini esas almıştır. İlgili kanunun mülga 45. maddesi ve devamı uyarınca, askerlik vazifesini ifa ederken bu görevin doğrudan sebep ve tesiri ile malul olanlara veya ölenlerin hak sahibi yakınlarına vazife malullüğü aylığı bağlanması öngörülmektedir. Ancak aynı kanunun istisnai durumları düzenleyen mülga 48. maddesi, maluliyetin veya ölümün intihara teşebbüs veya intihardan kaynaklanması durumunda, kural olarak adi malullük hükümlerinin uygulanacağını ve vazife malullüğü hükümlerinin işletilmeyeceğini düzenlemektedir. Bu kuralın aşılabilmesi, intihar fiili ile askerlik vazifesi arasında uygun bir illiyet (nedensellik) bağının kurulabilmesine bağlıdır.

Bununla birlikte, hukukun genel evrensel prensipleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları gereğince, devletin sıkı gözetim ve denetimi altında bulunan kışla veya cezaevi gibi yerlerde meydana gelen ölüm olaylarında, olayın nasıl gerçekleştiğini makul bir biçimde açıklama yükümlülüğü devlete aittir. Kışlada gerçekleşen ölümlerde intihar ile askerlik vazifesi arasında uygun illiyet bağının bulunmadığının somut ve şüpheden uzak bir biçimde idarece ortaya konulması gerekmektedir.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 (adil yargılanma hakkı) ve m. 141 uyarınca, tüm mahkemelerin kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Gerekçeli karar hakkı, muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen, davanın sonucuna etki edebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların mahkemelerce dikkate alınmasını ve kararda makul, tatminkâr bir şekilde karşılanmasını emreder. Bir iddiaya hiç yanıt verilmemesi hak ihlaline yol açar.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken ilk olarak yaşam hakkı ihlali iddiasına değinmiştir. SGK'ya karşı yalnızca vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle açılan idari iptal davasının, ölüm olayındaki idari kusurun tespit edilmesi, olayın aydınlatılması veya ceza hukuku anlamında sorumluların bulunması için elverişli bir hukuki yol olmadığı belirlenmiştir. Bu davanın kapsamı sadece aylık bağlama şartlarının oluşup oluşmadığı ile sınırlıdır. Bu nedenle yaşam hakkı şikâyeti yönünden olağan başvuru yollarının tüketilmediği tespit edilmiştir.

Gerekçeli karar hakkı yönünden yapılan derinlemesine incelemede ise, başvurucunun dava sürecinde ileri sürdüğü iddialar mercek altına alınmıştır. Başvurucu, askerî birimlerin kontrolünde bulunan kışlada meydana gelen şüpheli ölüm olayının vazifeden kaynaklanmadığını ispat etme yükümlülüğünün devlete ait olduğunu, maddi koşulların tam aydınlatılamaması hâlinde ölümün görevin tesiriyle gerçekleşmediği çıkarımının yapılamayacağını kuvvetli bir biçimde iddia etmiştir. Nitekim ilk derece mahkemesi de bu esaslı argümana dayanarak davanın kabulüne karar vermiştir.

Ancak istinaf incelemesini yürüten Bölge İdare Mahkemesi, davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek ağırlıktaki bu esaslı iddialara ve askerdeki ölümlere ilişkin benzer davalarda verilen farklı mahkeme kararlarına rağmen, bu hususları hiç tartışmamıştır. İstinaf mahkemesi, ölümün salt bir intihar olduğunu belirterek olayın askerlik görevinin sebep ve etkisiyle gerçekleşmediği sonucuna varmış, fakat bu sonuca ulaşırken davacının ispat yükünün devlette olduğuna dair güçlü argümanını tamamen cevapsız bırakmıştır. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümü için büyük önem taşıyan bu temel itirazın istinaf mahkemesi kararında makul ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmamasını, adil yargılanma hakkının temel bir güvencesi olan gerekçeli karar hakkına doğrudan aykırı bulmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, davanın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: