Karar Bülteni
AYM Hayri Altay BN. 2021/38990
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/38990 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Silahların eşitliği ilkesi adil yargılanmanın temelidir.
- Taraflara delil sunma imkanı eşit olarak tanınmalıdır.
- İspat külfetinde taraflar dezavantajlı konuma düşürülmemelidir.
- Mahkemece toplanabilecek delillerin araştırılmaması hak ihlalidir.
- İdarenin kayıtlarındaki çelişkiler vatandaşa yüklenemez.
Bu karar, bireylerin idare karşısında açtıkları davalarda adil yargılanma hakkının temel bir güvencesi olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha hukuken tescil etmektedir. Özellikle idarenin elinde bulunan ve vatandaşın tek başına ulaşamayacağı arşiv kayıtları veya resmi belgelerin, iddia ve ispat faaliyeti kapsamında mahkemeler tarafından mutlak surette detaylıca araştırılması gerektiği kuvvetle vurgulanmıştır. Mahkemelerin yalnızca idarenin sunduğu tek taraflı savunmalara ve eksik belgelere dayanarak davanın reddine karar vermesi, ispat yükü açısından zaten zayıf olan bireyi kudretli devlet organları karşısında tamamen savunmasız ve son derece dezavantajlı bir konuma itmektedir. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkının özüyle hiçbir koşulda bağdaşmaz.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, benzer nitelikteki idari davalarda ve tam yargı uyuşmazlıklarında mahkemelerin daha titiz, araştırmacı ve proaktif bir rol üstlenmesi gerektiğini emreden çok güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Vatandaşların hak iddialarını ispatlamak amacıyla resmi kurumlardan celbini talep ettikleri delillerin mahkemelerce göz ardı edilemeyeceği, bu tür eksik incelemelerin doğrudan hak ihlali doğuracağı uygulamada artık çok daha net bir çizgide ele alınacaktır. Kamu kurumlarının arşiv kayıtlarındaki olası eksikliklerin veya kendi içlerindeki muhtemel çelişkilerin faturasının vatandaşa kesilemeyeceği prensibi, idari yargı pratiğinde delil toplama aşamasının ciddiyetini artıracak ve silahların eşitliği ilkesini fiilen tesis edecek oldukça önemli bir içtihat adımıdır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, 1973/Mart celp döneminde askere alınan ve askerlik vazifesini ifa ederken 1974 yılındaki İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı'na fiilen katıldığını belirten bir vatandaşın, kendisine gazi ünvanı verilmesi ve şeref aylığı bağlanması talebiyle Milli Savunma Bakanlığına karşı açtığı davadan kaynaklanmaktadır. Başvurucu, harekât sırasında aynı birlikte görev yaptığı bölük komutanına muharip gazi ünvanı verildiğini, kendisinin de o tarihlerde fiilen Kıbrıs'ta cephede bulunduğunu ifade ederek bu durumun tespitini idareden talep etmiştir. Talebinin idarece reddedilmesi üzerine idari yargıda iptal davası açan başvurucu, iddialarını ispatlayabilmek adına ilgili askeri birliklerden o döneme ait özel görev kuvveti emrinin, harekât ceridesinin ve künye defterinin getirtilmesini mahkemeden istemiştir. İdare mahkemesinin, başvurucunun bu taleplerini yerine getirmeden ve söz konusu belgeleri incelemeden yalnızca idarenin sunduğu kayıtlara itibar ederek davayı reddetmesi üzerine konu bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en temel unsurları olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri esas alınmıştır. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatının eşit olarak tanınması, bu hakkın olmazsa olmaz bir gereğidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve yerleşik içtihatlarla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması anlamına gelmektedir. Taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf ve dezavantajlı bir duruma düşürülmemesi gerekir. Bu güvence, her iki tarafa da iddialarını ispatlayacak temel delilleri sunma imkânı tanınmasını zorunlu kılar.
Kural olarak mahkemelerde hangi delillerin toplanıp değerlendirileceği derece mahkemelerinin takdirindedir. Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları çerçevesinde, tarafların öne sürdüğü ve davanın esasına etkili olan hususların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini denetleme zorunluluğu bulunmaktadır. Özellikle ispat külfeti konusunda, devletin elinde olan belgelere erişimi kısıtlı olan vatandaşın, idareye nazaran dezavantajlı konuma düşürülmemesi hukuki bir zorunluluktur. Askerlik vazifesini yerine getirmiş kişilerin sevk, terhis ve görevlendirme kayıtlarının eksiksiz tutulması, muhafaza edilmesi ve mahkemelerce incelenmesi tamamen idarenin sorumluluğundadır. İdarenin elinde bilgi ve belge bulunmaması veya eksik tutulması hâlinde, bu durumun yaratacağı hukuki sonuçların ve ispat yükünün salt vatandaşa yükletilmesi, hakkaniyete uygun bir yargılama prosedürüyle bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, başvurucunun yargılama süreci boyunca dile getirdiği iddialar ve mahkemenin delil toplama aşamasındaki tutumu titizlikle değerlendirilmiştir. Başvurucu, dava dilekçesinde İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı'na fiilen katıldığını, bölük komutanının muharip gazi olduğunu belirtmiş ve bu iddialarını ispatlayabilmek adına 2. Ordu Komutanlığının özel görev kuvveti emrinin, harekât ceridesinin ve künye defterinin mahkeme vasıtasıyla getirtilmesini ısrarla talep etmiştir. Ayrıca, uzun yıllar sonra elde ettiği ve dönemin komutanları tarafından onaylandığını ileri sürdüğü terhis belgesini de delil olarak sunmuştur.
İlk derece mahkemesi ise başvurucunun ileri sürdüğü bu somut ve davanın esasına doğrudan etki edecek delil talepleri hakkında hiçbir araştırma yapmamıştır. İlgili kurumlara müzekkere yazılarak iddia edilen belgeler istenmemiş, sadece idarenin savunmasında yer alan ve kayıtlarda belge bulunmadığı yönündeki beyanlara itibar edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, askerlik kayıtlarının tutulmasının ve muhafaza edilmesinin devletin mutlak sorumluluğunda olduğuna vurgu yapmıştır. İdarenin kayıtlarındaki eksiklikler veya olası çelişkilerin sonucuna, askerlik görevini ifa eden vatandaşların katlanması beklenemez.
Mahkemenin, ancak kendi yetkisi ve kararıyla toplanabilecek resmi delilleri toplamaktan kaçınması, davacıyı davalı idare karşısında açıkça savunmasız ve dezavantajlı bir konuma sürüklemiştir. Başvurucunun sunduğu terhis belgesi ve mahkemenin gücüyle getirtilebilecek diğer kayıtlar incelenmeden davanın sadece idarenin beyanları ekseninde reddedilmesi, adil yargılanmanın temel güvencelerini zedelemiştir. Bu tutum, taraflar arasında olması gereken adil dengeyi idare lehine bozmuş, iddia ve savunmanın eşit şartlarda yarışması ilkesini işlevsiz kılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.