Karar Bülteni
AYM Mehmet Emin Acet BN. 2021/65910
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/65910 |
| Karar Tarihi | 26.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Silahların eşitliği adil yargılanmanın temel unsurudur.
- Taraflara delil sunma ve inceletme imkanı tanınmalıdır.
- Yargılamada taraflar usule ilişkin aynı koşullara tabidir.
- Raporlara karşı itiraz hakkı çelişmeli yargılamanın gereğidir.
Bu karar, idari yargılamalarda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ne derece hayati bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin tesis ettiği bir işleme karşı açılan tam yargı ve iptal davalarında, davanın sonucuna doğrudan etki edecek tıbbi veya teknik bir raporun başvuranın denetimine sunulmadan karara esas alınmasını adil yargılanma hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Bilirkişi raporlarının veya tıbbi kanaatlerin hükme esas alındığı durumlarda, tarafların bu delillere karşı itirazlarını ileri sürebilmeleri en temel anayasal güvencelerden biridir. Karar, idarenin elindeki bilgi ve belgeler karşısında dezavantajlı konumda olan bireyin, yargısal süreçlerde usul güvenceleriyle tam anlamıyla desteklenmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Benzer idari uyuşmazlıklarda bu karar, derece mahkemelerinin delil toplama, taraflara tebliğ etme ve değerlendirme süreçlerine yönelik çok önemli bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle idari işlemin iptaline dayanak teşkil eden veya bireyin iddialarını çürüten kurumsal raporların taraflara tebliğ edilmeksizin, sürpriz bir şekilde doğrudan gerekçeli karar ile birlikte bildirilmesi uygulamasının hukuka aykırılığı kesin olarak tescillenmiştir. Uygulamada, yargı makamlarının uyuşmazlığın çözümü için belirleyici olan iddia ve itirazları dikkate alarak, her iki tarafı usule ilişkin haklar bakımından mutlak surette eşit koşullara tabi tutması zorunludur. İşitme kaybı, meslek hastalığı veya vazife malullüğü gibi ispatı zor ve teknik bilgi gerektiren spesifik iddialarda, başvurucuların kendi imkanlarıyla ispat külfetini karşılamadaki güçlükleri gözetilmeli; yargı mercileri resen araştırma ilkesini silahların eşitliği ekseninde adil bir dengeyle işletmelidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde komando astsubay çavuş olarak uzun yıllar görev yapan ve birçok operasyona katılan başvurucu, görev süresi içinde yaşadığı akustik travmalar ve maruz kaldığı yüksek ses sebebiyle işitme kaybına uğramıştır. Başvurucu, yaşadığı bu kalıcı işitme kaybının askeri görevinden kaynaklandığını ileri sürerek "vazife malulü" sayılmayı talep etmiş ancak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından "adi malul" sayılarak emekliye sevk edilmiştir. İdarenin tesis ettiği bu işlemin iptali ve mahrum kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesi istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, yargılama sürecinde aldırılan bir hastane sağlık kurulu raporuna dayanarak işitme kaybının görevin etkisiyle meydana gelip gelmediğinin tıbben tespit edilemeyeceğini belirtmiş ve davayı reddetmiştir. Başvurucu ise, davanın reddine doğrudan dayanak yapılan söz konusu sağlık kurulu raporunun kendisine tebliğ edilmediğini, böylece rapora itiraz etme hakkının elinden alındığını ve görev sürecindeki zorlu koşulların hiçbir şekilde dikkate alınmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, maddi adaleti değil, şeklî adaleti temin etmeye yönelik çok yönlü usul güvencelerini içerir. Yargılama sürecinin ve usulünün baştan sona hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır. Bu hakkın en önemli unsurlarından biri, taraflara mahkeme önünde iddia ve savunmalarını etkili bir şekilde dile getirme fırsatının her aşamada sunulmasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da şekillenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından tamamen aynı koşullara tabi tutulmasını ifade eder. Taraflardan birinin diğerine göre yargılama usulü bağlamında daha zayıf bir duruma düşürülmemesi, her iki tarafa da savunmasının dayanağı olan delilleri sunma ve karşı tarafın delillerini inceletme imkânının makul bir şekilde sağlanması esastır. Çelişmeli yargılama ilkesi ise, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara dosyaya sunulan kanıtlar ve görüşler hakkında önceden bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili karşı görüş bildirebilme imkânının tanınmasını zorunlu kılar.
Uyuşmazlığın maddi temelini oluşturan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu m. 44 ve m. 45 hükümleri, maluliyet ve vazife maluliyeti şartlarını düzenlemektedir. Bu kurallar uyarınca, maluliyetin kişinin fiili vazifesi sırasında ve yürüttüğü görevin sebep ve etkisi ile ortaya çıkması durumunda kişiye vazife malullüğü hakları tanınır. Yargı mercileri, idarenin "adi malullük" şeklindeki işlemlerini denetlerken bu illiyet bağını dikkatle araştırmalıdır. Mahkemeye ulaşan bilirkişi veya sağlık kurulu raporlarının sonucuna itiraz edememe ya da delillerle ilgili usulüne uygun görüş bildirememe durumu, çelişmeli yargılanma hakkının doğrudan ihlalidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri çerçevesinde titizlikle incelemiştir. Başvurucu, askerlik görevine başlamadan önce aldığı sağlık raporunda görev yapmasına engel bir durum bulunmadığını, bilateral orta dereceli işitme kaybının komando olarak görev yaptığı dönemdeki yoğun çatışma ve operasyonlar sırasında maruz kaldığı akustik travmalar neticesinde oluştuğunu iddia etmiştir. Başvurucunun bu iddiasının temelsiz olmadığı açık olmakla birlikte, işitme kaybının doğrudan askeri görevden kaynaklandığını salt kendi imkânlarıyla ispatlamasının oldukça güç olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi, başvurucunun iddialarını aydınlatmak amacıyla haklı bir gerekçeyle bir sağlık kurulu raporu aldırmıştır. Hastane tarafından hazırlanan raporda, işitme kaybının görevin etkisiyle meydana gelip gelmediğinin tıbben tespit edilemeyeceği yönünde görüş bildirilmiştir. Ancak mahkeme, doğrudan bu rapora dayanarak davayı reddederken başvurucunun askeri görev safahatını, operasyon geçmişini ve idarenin kulak koruyucu teçhizat temin edip etmediğine dair köklü itirazlarını hiçbir şekilde incelememiş ve araştırmamıştır. Bu tutum, başvurucunun idare karşısında usul bakımından son derece zayıf bir duruma düşürülmesine neden olmuştur.
Daha da kritik olan husus, mahkemenin hükme esas aldığı 11/12/2018 tarihli söz konusu sağlık kurulu raporunun, başvurucuya yargılama aşamasında tebliğ edilmemiş olmasıdır. Başvurucu, davanın sonucunu belirleyen bu hayati delilden ancak aleyhine kurulan gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesiyle haberdar olabilmiştir. Bu ağır usuli eksiklik, başvurucunun rapora karşı itirazlarını sunma, eksikliklerin giderilmesini talep etme veya çelişkileri gidermek adına alternatif tıbbi görüşler sunma imkânını bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Bölge İdare Mahkemesi de istinaf aşamasında bu ciddi usul ihlalini giderecek herhangi bir adım atmamış ve başvurucunun itirazlarını incelemeksizin reddetmiştir. Yargılama sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde, başvurucunun davanın sonucuna etki edecek temel usuli imkânlardan açıkça mahrum bırakıldığı saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.