Karar Bülteni
AYM İsmail Efe ve Diğerleri BN. 2020/28410
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/28410 |
| Karar Tarihi | 26.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Anayasaya aykırılık iddiaları mahkemelerce gerekçeli karşılanmalıdır.
- Mevsimlik işçilerin yıllık izin hakkı kanunla sınırlanmıştır.
- İçtihat farklılıklarının Yargıtayca giderilmesi belirlilik ilkesine uygundur.
- Dava açma süresi hesabında aşırı şekilcilikten kaçınılmalıdır.
Bu karar, mahkemelerin uyuşmazlık çözerken tarafların Anayasaya aykırılık iddialarını inceleme ve buna makul bir yanıt verme yükümlülüğünü ortaya koyması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Yargı mercileri, her ne kadar kanunları doğrudan iptal etme yetkisine sahip olmasalar da, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması taleplerini ciddiyetle ele almalı ve eğer bu talebi ciddi bulmayarak reddedeceklerse, bunu mutlaka somut ve ikna edici bir gerekçe ile kararlarına yansıtmalıdır. İdare veya bölge adliye mahkemelerinin, uyuşmazlığın çözümünde doğrudan etkili olan bu tür iddiaları tamamen cevapsız bırakması, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkını temelden zedelemektedir.
Öte yandan bu karar, derece mahkemeleri arasındaki içtihat farklılıklarının hukuki güvenlik ilkesini ihlal edip etmediği konusunda önemli bir emsal oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, benzer davalarda farklı istinaf daireleri tarafından farklı kararlar verilmiş olmasını tek başına bir adil yargılanma hakkı ihlali nedeni saymamış; bu tür yorum farklılıklarının en üst derece mahkemesi konumundaki Yargıtay tarafından içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesinin hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine uygun olduğuna hükmetmiştir. Ayrıca, uzun süren yargılamalara karşı kurulan Tazminat Komisyonuna yapılan başvurularda, yargılamanın sona erdiği tarihin tespitinde temyiz aşamasının yok sayılarak aşırı şekilci yorumlar yapılmasından kaçınılması gerektiği, aksi durumun kişilerin etkili başvuru hakkını doğrudan ihlal edeceği açıkça vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, hem iş hukuku hem de usul hukuku pratiğinde yol gösterici bir kılavuz niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde uzun yıllar boyunca aralıklı olarak çalıştırıldıktan sonra, bu kurumun kapatılmasıyla il özel idarelerine devredilen ve daimi kadroya geçirilen mevsimlik işçiler, kadroya geçirilmeden önceki dönemlere ait kullanamadıkları yıllık izin ücretlerinin ödenmesi talebiyle işverenlerine karşı dava açmışlardır. İşçiler, geçici statüde çalıştırıldıkları söz konusu dönemlerde aslında yılın neredeysa tamamında fiilen çalıştıklarını, bu nedenle yasal olarak mevsimlik işçi sayılamayacaklarını ve yıllık izin haklarının bulunduğunu iddia etmişlerdir.
Yerel mahkemeler ve istinaf mahkemeleri ise işçilerin çalışmalarının resmiyette mevsimlik nitelikte olduğunu belirterek, ilgili kanun gereği yıllık ücretli izin haklarının bulunmadığı gerekçesiyle açılan davaları reddetmiştir. Başvurucular, benzer durumda olan diğer işçilerin açtığı davalarda farklı istinaf dairelerinin kabul kararları verdiğini, bu içtihat farklılığının hakkaniyete aykırı olduğunu dile getirmişlerdir. Ayrıca, mevsimlik işçilere izin hakkı tanımayan temel kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönündeki iddialarının derece mahkemelerince hiçbir şekilde değerlendirilmediğini ve uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat haklarının da engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemelerin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel maddi hukuk kurallarının başında 4857 sayılı İş Kanunu m.53 gelmektedir. Bu maddenin üçüncü fıkrasında, niteliğinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümlerinin uygulanamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Yargı mercileri, bu kuralı uygularken işçinin kağıt üzerindeki statüsünün ötesinde, fiilen çalıştığı süreyi ve yapılan işin mevsimsel niteliğini göz önünde bulundurmak zorundadır. Yargıtay içtihatlarına göre, mevsimlik bir işte çalışılsa dahi fiili çalışmanın yılda on bir ayı aşması halinde artık mevsimlik işten söz edilemeyeceği ve fasılalı çalışma kapsamında işçinin o yıl için yıllık ücretli izin hakkından yararlanabileceği kabul edilmektedir.
Diğer bir temel kural, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Mahkemeler, tarafların davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlarını, özellikle de bir kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki ciddiye alınması gereken iddiaları kararlarında tartışmak ve bunlara makul bir yanıt vermekle yükümlüdür.
Anayasa'nın 152. maddesi, bir davaya bakan mahkemenin uygulanacak kanun hükmünü Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa konuyu Anayasa Mahkemesine taşımasını emretmektedir. Bu iddianın ciddi bulunmaması halinde ise, mahkemenin bu durumu keyfilikten uzak bir şekilde esas hükümle birlikte gerekçelendirerek karara bağlaması hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir gereğidir. Ayrıca Anayasa'nın 40. maddesi, temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen kişilerin etkili bir başvuru yoluna sahip olmasını teminat altına alır; bu bağlamda mahkemelerin usul kurallarını uygularken bireylerin hakkını kullanmasını imkansız kılan aşırı şekilci yorumlardan kaçınması elzemdir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle başvurucuların içtihat farklılığı nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını ele almıştır. Dosya kapsamında, bölge adliye mahkemelerinin farklı daireleri arasında mevsimlik işçilerin yıllık izin haklarına dair ciddi yorum farklılıkları ortaya çıktığı görülmüştür. Ancak bu uyuşmazlığın, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun talebi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından usulüne uygun şekilde incelendiği ve içtihat uyuşmazlığının Yargıtay kararıyla nihai olarak giderildiği tespit edilmiştir. Yargıtay, işin niteliği gereği belli dönemlerde işgücü ihtiyacı doğan durumlarda 11 ayı aşmayan çalışmaların mevsimlik iş sayılacağına hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yüksek mahkeme tarafından içtihat birliğinin sağlanmış olmasının hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine uygun olduğunu belirterek, bu iddiayı açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.
Buna karşılık, yargılama sürecinde başvurucuların istinaf aşamasında 4857 sayılı İş Kanunu m.53 hükmünün Anayasa'nın eşitlik ve çalışma haklarını düzenleyen 10. ve 50. maddelerine aykırı olduğunu açıkça ileri sürdükleri tespit edilmiştir. Ancak kararı veren Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve 8. Hukuk Dairelerinin, sunulan bu Anayasaya aykırılık iddiası hakkında hiçbir değerlendirme yapmadığı saptanmıştır. Derece mahkemelerinin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurma zorunluluğu bulunmasa da, tarafların uyuşmazlığın çözümünde doğrudan etkili olan Anayasaya aykırılık iddialarını tamamen yanıtsız bırakmaları, uyuşmazlığın esasının hukuki bir temelde tam manasıyla çözüme kavuşturulmadığı anlamına gelmektedir. İstinaf mahkemelerinin bu esaslı iddiayı görmezden gelerek ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmaması, adil yargılanma hakkının temel taşlarından olan gerekçeli karar hakkını doğrudan ihlal etmiştir.
Ayrıca, bazı başvurucular yönünden uzun süren kadastro yargılamaları neticesinde ihlal edilen makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı da incelenmiştir. Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun ve itiraz mercii olan Bölge İdare Mahkemesinin, yargılamanın sona erdiği tarihi belirlerken davanın Yargıtay'daki temyiz aşamasını tamamen göz ardı edip, ilk derece mahkemesinin karar tarihini esas alarak başvuruları süre aşımından reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Temyiz sürecinin yargılamanın devamı niteliğinde olduğu gerçeğinin yok sayılarak otuz günlük başvuru süresinin dar bir yorumla hesaplanması, bireylerin tazminat mekanizmasına erişimini imkânsız kılan aşırı şekilci bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş ve bu durumun etkili başvuru hakkını ihlal ettiği saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasaya aykırılık iddialarının karşılanmaması sebebiyle gerekçeli karar hakkının ve süre hesabındaki aşırı şekilcilik sebebiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.