Karar Bülteni
AYM Feyza Münevver Güngör BN. 2021/57081
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/57081 |
| Karar Tarihi | 26.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İdari işlemde başvuru süresi açıkça gösterilmelidir.
- Süre gösterilmeyen işlemde genel dava süresi uygulanır.
- Özel dava süresinin dayatılması mahkemeye erişimi engeller.
- Aşırı şekilci usul kuralları hak ihlali yaratır.
Bu karar, idari işlemlerin ilgililere tebliğ edilirken veya duyurulurken idarenin Anayasa'dan kaynaklanan yükümlülüklerini eksiksiz şekilde yerine getirmesi gerektiğini hukuken tescil etmektedir. İdare, vatandaşlar hakkında tesis ettiği olumsuz bir işlemde, başvurulacak kanun yollarını ve varsa özel dava açma sürelerini açıkça göstermek zorundadır. Karar, idarenin bu temel yükümlülüğü yerine getirmeden ve vatandaşa özel dava açma süresi bildirilmeden, açılan iptal davasının salt kısa olan özel sürenin aşıldığı gerekçesiyle usulden reddedilmesinin adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Uygulamada, idari yargıda genel dava açma süresi olan altmış gün dışında, çeşitli özel kanunlarla belirlenmiş çok sayıda farklı ve kısa dava açma süresi (örneğin on gün, otuz gün gibi) bulunmaktadır. Bu dağınıklık vatandaşların hak arama hürriyetini kullanırken ciddi tereddütler yaşamasına ve hak kayıplarına uğramasına neden olmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu emsal kararıyla, idari işlemde başvuru süresi açıkça belirtilmemişse, bireylerden bu kısa ve istisnai süreleri bilmelerinin beklenemeyeceğini vurgulamıştır. Benzer davalarda bu karar, idare mahkemelerinin süre ret kararı verirken aşırı şekilci yorumlardan kaçınmaları gerektiği yönünde bağlayıcı bir etkiye sahip olacaktır. Bundan böyle, idare tarafından başvuru yolu ve süresi açıkça belirtilmeyen idari işlemlere karşı açılan iptal davalarında mahkemeler, genel dava açma süresini dikkate alarak uyuşmazlıkların esasına girmekle yükümlü olacaklardır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Feyza Münevver Güngör, 2021 yılı Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) 1. dönem ek yerleştirmesi kapsamında tercih işlemlerini gerçekleştirmiştir. Ancak yerleştirme sonuçları ilgili kurumun internet sayfası üzerinden açıklandığında, daha önce Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldığı gerekçesiyle tercih başvurusunun değerlendirmeye alınmadığını öğrenmiştir.
Bunun üzerine başvurucu, tercih başvurusunun değerlendirmeye alınmaması yönündeki idari işlemin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek iptali talebiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi ise söz konusu sınav işleminin genel dava açma süresine değil, on günlük özel dava açma süresine tabi olduğunu belirterek, davanın bu on günlük süre geçtikten üç gün sonra açıldığını tespit etmiş ve davayı süre aşımı nedeniyle usulden reddetmiştir. Başvurucu, özel dava açma süresinin kendisine bildirilmediğini ve mahkemenin bu yorumunun hak arama hürriyetini engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı da bu anayasal güvencenin en temel yapı taşıdır. Bunun yanı sıra Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesinde, devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu emredici bir kural olarak düzenlenmiştir.
İdari yargılama hukukunda genel dava açma süresi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.7 uyarınca Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olarak belirlenmiştir. Ancak aynı Kanun'a eklenen 2577 sayılı Kanun m.20/B hükmü uyarınca, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar ile bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler hakkında açılan davalarda dava açma süresinin on gün olduğu kurala bağlanmıştır. Yine 6114 sayılı Kanun m.7 uyarınca, ÖSYM'nin internet sayfasındaki duyuruların adaylara tebliğ hükmünde olduğu belirtilmiştir.
Bu özel düzenlemelerin getirdiği karmaşa, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun (İBK) 15/3/2022 tarihli ve E.2021/2, K.2022/1 sayılı kararıyla çözüme kavuşturulmuştur. İBK kararına göre, idari işlemlerde dava açma süresinin idare tarafından açıkça belirtilmediği hâllerde, işlemin özel dava açma süresine tabi olup olmadığına bakılmaksızın, kişilerin mahkemeye erişim hakkının zedelenmemesi ve mağduriyet yaşanmaması adına altmış günlük genel dava açma süresi uygulanmalıdır. Hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas denge, vatandaşın idarenin eksik işleminden dolayı cezalandırılmamasını gerektirir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iptal davasının 2577 sayılı Kanun m.20/B kapsamında öngörülen on günlük özel dava açma süresi aşıldığı gerekçesiyle reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. Bu müdahalenin kanuni bir dayanağı bulunduğu ve merkezî sınav uyuşmazlıklarının hızlıca çözülerek hukuki istikrarın sağlanması gibi meşru bir amaca hizmet ettiği kabul edilmiştir. Ancak müdahalenin temel hak ihlali yaratıp yaratmadığı, uygulanan bu sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıyla yakından ilgilidir.
Somut olayda başvurucunun yerleştirme işleminin değerlendirmeye alınmadığına dair sonuç, kurumun internet sitesinde ilan edilmiştir. Ancak bu ilan ekranında, idari işleme karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve özellikle davanın 2577 sayılı Kanun m.20/B kapsamında on günlük çok kısa ve istisnai bir süreye tabi olduğuna dair hiçbir bilgi veya uyarıya yer verilmemiştir. Anayasa'nın 40. maddesi, devlete işlemlerinde başvuru sürelerini vatandaşa açıkça gösterme yükümlülüğü yüklemektedir. İdarenin bu anayasal yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucunda oluşan hukuki belirsizliğin faturası vatandaşa kesilemez.
İdari yargı düzeninde oldukça fazla ve dağınık olan özel dava açma süreleri, mevzuatın yorumunda bile profesyoneller arasında karışıklığa yol açabilmektedir. Hal böyleyken, işlemde başvuru süresi açıkça belirtilmemiş bir vatandaşın bu istisnai on günlük süreyi kendiliğinden bilmesi beklenemez. Nitekim yargısal uygulamalarda da içtihat mahkemesi olan Danıştayın konu hakkındaki farklı kararları, ancak İçtihatları Birleştirme Kurulu kararıyla giderilebilmiştir.
Başvurucunun davasını, sonuçları öğrendiği tarihten itibaren on üçüncü günde açtığı, yani altmış günlük genel dava açma süresinin oldukça başlarında olduğu görülmektedir. İdare mahkemesinin, idarenin eksik bildirimini göz ardı ederek ve işlemi on günlük katı bir süreye tabi tutarak davayı usulden reddetmesi, başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir külfet oluşturmuştur. Mahkemenin bu kısıtlayıcı yorumu, başvurucunun yargı mercileri önünde hakkını arama imkânını tamamen ortadan kaldırmış ve davanın esasına girilmesini engellemiştir. Bu durum, demokratik bir toplumda mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek niteliktedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.