Anasayfa Karar Bülteni AYM | Nihan Günay | BN. 2020/16097

Karar Bülteni

AYM Nihan Günay BN. 2020/16097

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü
Başvuru No 2020/16097
Karar Tarihi 26.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme kararında gösterilen başvuru süresi bağlayıcıdır.
  • Hatalı süre bildirimi vatandaşa kusur olarak yüklenemez.
  • Yargı merciinin yanıltması mahkemeye erişim hakkını zedeler.
  • Devlet kanun yollarını ve sürelerini doğru göstermelidir.

Bu karar, mahkemelerin kararlarında kanun yolu başvuru sürelerini hatalı göstermesi durumunda, bu süreye güvenerek hareket eden vatandaşların hak kaybına uğratılamayacağını net ve tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı bağlamında, devletin kendi işlemlerinde başvuru yollarını ve sürelerini doğru gösterme anayasal yükümlülüğü bulunduğu güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Yargı makamlarının verdiği kararlardaki hatalı bilgilendirmeler neticesinde doğan usul eksikliklerinin ve yanlışlıkların faturası, adalete erişmeye çalışan bireylere kesinlikle kesilemez. Hukuk devletinin bir gereği olarak, vatandaşın devletin resmi işlemine güvenmesi esastır.

Karar, özellikle ilk derece mahkemelerinin kanunda öngörülen sürelerden farklı bir istinaf veya temyiz süresi belirtmesi durumunda, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay gibi kanun yolu mercileri için çok önemli bir emsal niteliği taşımaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hâkimin kanuni süreyi değiştiremeyeceği kuralının, mahkemenin resmi kararına açıkça güvenen vatandaşı mağdur edecek şekilde aşırı şekilci ve katı yorumlanamayacağı tescil edilmiştir. Bundan böyle kanun yolu mercileri, süre aşımı incelemesi yaparken ilk derece mahkemesi kararında yazılı olan ve vatandaşı yönlendiren süreleri titizlikle dikkate almak zorundadır. Bu içtihat, hukuki güvenlik ve devlete güven ilkelerinin yargılama hukukundaki pratik bir yansıması olarak adil yargılanma hakkının korunmasında kilit bir güvence oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Nihan Günay aleyhine, İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesinde mal rejiminden kaynaklanan bir katılma alacağı davası açılmıştır. Yargılama süreci devam ederken davaya bakan hâkimin tarafsızlığından ciddi şekilde şüphe duyan başvurucu, resmi bir dilekçe ile hâkimin reddi talebinde bulunmuştur. Bu talep, itiraz mercii olan İstanbul Anadolu 5. Aile Mahkemesi tarafından incelenerek reddedilmiş ve verilen ara kararda bir üst mahkemeye itiraz için "iki haftalık" istinaf süresi olduğu açıkça belirtilmiştir. Başvurucu, mahkemenin yazılı olarak belirttiği bu iki haftalık süreye bütünüyle güvenerek süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ancak, istinaf mahkemesi olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, kanuna göre bu tür kararlara karşı başvuru süresinin aslında bir hafta olduğunu ve hâkimin bu kanuni süreyi uzatamayacağını belirterek başvurucunun talebini süre aşımı nedeniyle kesin olarak reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, mahkemenin kendisine verdiği resmi süreye harfiyen uyduğu hâlde davasının esastan incelenmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma, savunma yapma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğunu en üst düzeyde güvence altına almaktadır. Mahkemeye erişim hakkı, bu anayasal güvencenin en temel unsurlarından biridir ve sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil, yasalarda itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmışsa bu yollara etkili bir şekilde ulaşma hakkını da kapsamaktadır.

Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında ise devletin, tüm eylem ve işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve bunların sürelerini açıkça belirtmek zorunda olduğu emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Bu anayasal kural, yalnızca idari makamların işlemleri için değil, mahkemelerin verdiği yargısal kararlar için de geçerli olan ve hukuki güvenliği sağlayan bir ilkedir.

Somut uyuşmazlığın temelini oluşturan usul kuralı ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.90 hükmüdür. Anılan maddeye göre, kanunda açıkça belirtilen istisnai durumlar dışında hâkimin kanundaki süreleri kendi takdiriyle artıramayacağı veya eksiltemeyeceği kesin bir şekilde düzenlenmiştir. Kural olarak usul hukukunda süreler kesindir ve kamu düzenindendir. Ancak, bu usul kuralının katı bir şekilde uygulanması sırasında anayasal ilkelerin ve hakkaniyetin de gözetilmesi zorunludur. Yargısal başvuru usullerinin belirli, anlaşılır ve öngörülebilir olması, kişilerin devlete ve yargı makamlarına olan güveninin korunması hak arama hürriyetinin doğası gereğidir. Mahkemelerin, verdikleri kararlarda kanun yollarını ve sürelerini doğru gösterme anayasal yükümlülüğü ihlal ederek tarafları yanıltması durumunda, bu yanıltmanın ağır faturasının hakkını arayan iyi niyetli vatandaşa çıkarılması, mahkemeye erişim hakkının özünü tamamen zedeleyen aşırı şekilci ve kabul edilemez bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini derinlemesine incelerken öncelikle başvurucunun, ilk derece mahkemesinin ara kararına karşı yönelttiği istinaf talebinin esastan incelenmeden doğrudan reddedilmesinin anayasal bir hak olan mahkemeye erişim hakkına ağır bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Olayın gelişiminde ilk derece mahkemesi, hâkimin reddi talebini reddettiği ara kararında, istinaf kanun yoluna başvuru süresini yasal gerçeğe aykırı biçimde açıkça "iki hafta" olarak göstermiştir. Başvurucu da devletin resmi yargı organı tarafından karara yazılan bu süreye tamamen güvenerek, kararın kendisine resmi olarak tebliğinden itibaren iki hafta içinde yasal hakkını kullanarak istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İstinaf incelemesini yapmakla görevli olan Bölge Adliye Mahkemesi ise 6100 sayılı Kanun m.90 uyarınca usul hukukundaki hâkimin kanuni süreleri değiştiremeyeceği kuralını dar ve katı bir şekilde yorumlamıştır. İstinaf mercii, aslında yasal olarak bir hafta olan sürenin aşıldığına kanaat getirerek talebi esasa girmeden reddetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma standartları gereği hâkimin kanun yolunu ve süresini taraflara her zaman doğru gösterme anayasal yükümlülüğü altında olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Vatandaşların, uyuşmazlığı çözen mahkemenin resmi kararına güvenerek hareket etmesi hukuki güvenlik ilkesinin ve devletin kurumlarına duyulan güvenin en doğal sonucudur.

Yargı makamının tamamen kendi ihmali veya dikkatsizliği neticesinde yanlış bilgilendirilen ve bu yanlış bilgiye güvenerek iyi niyetle hareket eden başvurucunun, mahkemenin yarattığı belirsizliğe ve usuli hataya katlanmak zorunda bırakılması hiçbir hukuk sisteminde kabul edilemez. İstinaf merciinin, mahkemenin hatalı süre bildirimini göz ardı ederek sadece şekli bir usul kuralını katı şekilde uygulaması, başvurucunun davasını üst derece mahkemesi önüne taşımasını ve adalete erişimini bütünüyle engellemiş, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır. Yargılamada devlet organlarınca yapılan usuli bir hatanın tüm yükü ve faturası, yasal hakkını arayan sıradan bir bireye yüklenemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: