Karar Bülteni
AYM Ali Öz BN. 2020/5133
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/5133 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Şikâyetin esastan incelenmemesi etkili başvuru hakkını ihlal eder.
- İnfaz hâkimlikleri mahpusların hak ve hürriyetlerini korumakla görevlidir.
- Gerekçesiz usulden ret kararları anayasal hakları zedeler.
Bu karar, mahpusların ceza infaz kurumlarında karşılaştıkları hukuka aykırı uygulamalara karşı yaptıkları şikâyetlerin, infaz hâkimlikleri tarafından esasa girilmeden şeklî nedenlerle reddedilmesinin doğuracağı anayasal hak ihlallerini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, idarenin eylemsizliği karşısında yargı yoluna başvuran bir hükümlünün davasının, "önce idareye başvurulmalı" gibi somut olayla ve mevzuatın koruyucu ruhuyla uyuşmayan bir gerekçeyle usulden reddedilmesinin, haberleşme hürriyetiyle bağlantılı etkili başvuru hakkının açık bir ihlali anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Yargı mercilerinin uyuşmazlığa dair savunulabilir iddiaları incelemekten kaçınması, temel hakların korunmasız bırakılması demektir ve bu durum, hukuk devletinin en temel unsurlarından biri olan yargısal denetim mekanizmasının tamamen işlevsiz kılınmasına sebep olmaktadır.
Emsal niteliğindeki bu karar, infaz hâkimliklerinin kuruluş amacı ve yasal görev tanımını bir kez daha hatırlatmaktadır. Mahpusların cezaevindeki işlemlere yönelik şikâyetlerini incelemekle yetkili ve görevli olan bu mahkemelerin, geniş görev alanlarını daraltıcı yönde ve yetkisizlik gibi usule ilişkin kısıtlayıcı gerekçelerle karar vermesi hukuka aykırıdır. Uygulamada, infaz hâkimliklerinin mahpus şikâyetlerini çok daha titiz ve doğrudan esasa girerek incelemeleri gerektiği, idarenin sessiz kaldığı veya talepleri yanıtsız bıraktığı durumlarda yargısal denetimin derhal devreye girmesi gerektiği içtihat altına alınmıştır. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesi kararı, mahpus haklarının etkin şekilde korunması ve cezaevi idaresinin muhtemel keyfî eylemlerinin yargısal denetime tabi tutulması açısından uygulamaya yön verecek kritik bir önem taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Akşehir T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan Ali Öz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden kendisine gönderilen resmî bir mektubun kurum tarafından incelenip teslim edildiğini, ancak mektubun içindeki bazı ek evrakların eksik olduğunu fark etmiştir. Bunun üzerine cezaevi idaresine farklı tarihlerde iki ayrı dilekçe vererek eksik belgelerin bulunup kendisine teslim edilmesini talep etmiştir. İdareden uzun süre hiçbir cevap alamayan başvurucu, hukuka aykırı bulduğu bu uygulamanın ortadan kaldırılması amacıyla İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Ancak İnfaz Hâkimliği, başvurucunun iddialarının esasına girmemiş, öncelikle cezaevi idaresine müracaat etmesi ve idarenin nihai değerlendirmesini beklemesi gerektiği gerekçesiyle şikâyeti doğrudan görev yönünden reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazın da reddedilmesi üzerine başvurucu; hem mektubunun denetlenmesinin hem de eksik evrak sorununun çözülmemesinin ve itiraz merciinin dosyayı incelemekten kaçınmasının haberleşme hürriyetini, özel hayata saygı hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle haberleşme hürriyeti bağlamında Anayasa'nın 40. maddesi kapsamında güvence altına alınan etkili başvuru hakkına odaklanmıştır. Etkili başvuru hakkı, anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkesin, iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir ve ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye, sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânını ifade etmektedir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ile ilgili davalarda çelişmeli yargılamaya imkân verecek şekilde karardan etkilenen tarafların dinlenebilecekleri ve karara itiraz edebilecekleri bir mahkemenin varlığı esastır. Doğrudan temel hakların sınırlandırılması rejimi ile ilgili olan bu tür bir muhakemenin yokluğu, müdahalenin dayanağı olan kuralın yargılama hukukunun usule ilişkin güvencelerini sağlayamaması anlamına gelecek ve bu durum maddi hakkın ihlaline yol açacaktır.
Somut olayda infaz hâkimliklerinin kuruluş, görev, çalışma esas ve usullerini düzenleyen 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun 5. maddesi temel alınmıştır. Bu maddeye göre, ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlerin veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu m. 4 hükmünde ise hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak infaz hâkimliklerinin asli görevleri arasında açıkça sayılmıştır. Ceza infaz kurumu uygulamalarına yönelik bir şikâyetin konu edildiği olaylarda, şikâyeti hukuka aykırı şekilde incelemeyen ve uygun bir telafi şansı sunmayan yaklaşımın, temel hak ve hürriyetlerin ihlal edildiğine yönelik iddianın etkili bir şekilde incelenmesine imkân sağlamayacağı yerleşik içtihatlarla sabittir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayın incelenmesinde İnfaz Hâkimliğinin yargısal tutumunu ve işletilen başvuru yolunun etkililiğini titizlikle değerlendirmiştir. Başvurucunun İnfaz Hâkimliğine sunduğu şikâyet dilekçesinde, ceza infaz kurumunun hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğü uygulamasına detaylıca yer verdiği ve söz konusu uygulamanın kaldırılması talebiyle kuruma verdiği dilekçeler hakkında hiçbir işlem tesis edilmediğini açıkça belirttiği görülmüştür. Başvurucu, şikâyet ettiği uygulamanın hangi nedenlerle infaz hâkimliklerinin görev alanında değerlendirilmesi gerektiğine dair son derece somut ve ikna edici iddialar ileri sürmüştür.
Buna rağmen İnfaz Hâkimliği, başvurucunun haklı iddialarını dikkate almamış, cezaevi idaresince iddia edildiği şekilde hukuka aykırı bir uygulamanın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği konusunda esasa yönelik herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Ayrıca savunulabilir nitelikteki iddialara dayanan şikâyet konusunun, 4675 sayılı Kanun m. 4 kapsamında yer alan ve infaz hâkimliklerine mahpusların hak ve hürriyetlerinin korunması adına oldukça geniş bir görev alanı tanıyan düzenlemenin kapsamına hangi hukuki nedenlerle girmediği hususunda derece mahkemelerince tatmin edici ve ikna edici açıklamalarda bulunulmadığı görülmüştür.
Bu bağlamda, başvuruya konu edilen şikâyetin sadece infaz hâkimliğinin görev alanına girmediği gibi usule ilişkin bir gerekçeyle reddedilmesi, başvurucunun iddialarının incelenmesine ve ihlale karşı uygun bir telafi şansı sunulmasına elverişli bir zemin sağlamamıştır. Derece mahkemeleri tarafından benimsenen bu şekilci yaklaşım, bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin etkili bir şekilde yargısal denetime tabi tutulmasına imkân tanımamıştır. Nihayetinde başvurucuya, haberleşme hürriyeti kapsamında olduğunu ileri sürdüğü müdahalenin ortadan kaldırılması talebiyle başvurabileceği ve asgari güvenceleri içeren, pratikte de işleyen etkili bir hukuk yolu sunulmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.