Karar Bülteni
AYM A.A. BN. 2021/47090
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/47090 |
| Karar Tarihi | 05.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Şiddet riskinin devam edip etmediği araştırılmalıdır.
- Kadına yönelik şiddet iddiaları titizlikle incelenmelidir.
- Tedbirin kaldırılması kararı yeterli gerekçe içermelidir.
- Devletin şiddeti önleme pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.
Bu karar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve mağdurların etkin bir biçimde korunması noktasında devletin anayasal sınırlar içindeki pozitif yükümlülüklerini çok daha net ve güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, şiddet mağduru veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunması amacıyla tesis edilen önleyici tedbirlerin kaldırılması sürecinde, mahkemelerin salt şekli ve yüzeysel değerlendirmelerle hareket edemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Aile içi şiddet bağlamı dışında dahi olsa, kadına yönelik cinsiyete dayalı her türlü saldırının titizlikle incelenmesi gerektiği, uyuşmazlığın basit bir komşuluk tartışması veya alelade bir adli vaka olarak nitelendirilerek mağdurun üzerindeki yasal koruma kalkanının kolayca kaldırılamayacağı ısrarla vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki hukuki önemi göz önüne alındığında, bu karar aile mahkemeleri ve itiraz mercileri için kesin bir kılavuz niteliği taşımaktadır. İlerleyen süreçte mahkemeler, şiddet riskinin devam edip etmediğini çok daha detaylı bir biçimde araştırmak, mağdur tarafından dosyaya sunulan somut delilleri incelemek, özellikle de geçmişteki kesinleşmiş cinsel saldırı veya fiziksel şiddet mahkûmiyetlerini mutlaka dikkate almak zorundadır. Toptancı ve şablon bir yaklaşımla, olayların sadece hukuki veya cezai bir husumet gibi gösterilerek ilgili koruyucu kanunun uygulama alanının daraltılması, devletin anayasal koruma yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak kabul edilecektir. Bu bağlamda, daha önce verilmiş olan tedbir kararlarının kaldırılmasında itiraz mercilerinin ilgili, yeterli ve olayla birebir örtüşen gerekçeler sunma mecburiyeti bir kez daha sarsılmaz bir şekilde teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu ile işyerinin komşusu olan A.B. arasında daha önceden yaşanan bir olay neticesinde A.B., sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı suçundan hapis cezası almıştır. Bu mahkûmiyetin ardından A.B. ve oğulları ile başvurucu arasında sürekli bir husumet baş göstermiştir. Başvurucu, A.B. ve oğullarının kendisine ve eşine yönelik hakaret ve fiziksel şiddet eylemlerinde bulunduğunu belirterek olay anına ait video kayıtlarıyla birlikte mahkemeden koruma talep etmiştir. Aile Mahkemesi, başvurucu lehine altı aylık önleyici tedbir kararı vermiştir. Ancak A.B. ve oğullarının itirazı üzerine bir üst mahkeme, yaşanan olayların sadece bir komşuluk ve hukuki husumetten ibaret olduğunu belirterek ilgili kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle tedbir kararını tamamen kaldırmıştır. Başvurucu, bu kaldırma kararı nedeniyle şiddete karşı korumasız bırakıldığını belirterek, adalet arayışını Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak devletin Anayasa m. 17 kapsamında yer alan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Bu anayasal güvence, kamu otoritelerinin sadece ihlale neden olmamalarını veya müdahaleden kaçınmalarını değil, aynı zamanda bireyler arası özel hukuk ilişkilerinde dahi yaşam ve vücut bütünlüğünün üçüncü kişilerin eylemlerinden korunması için gerekli yasal, idari ve eylemsel tedbirlerin etkin bir şekilde alınmasını zorunlu kılar.
Bu kapsamda uygulanan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunması amacıyla oluşturulmuş en temel yasal mekanizmadır. 6284 sayılı Kanun m. 1 mağdurların etkin bir biçimde korunmasını hedeflerken, aynı kanunun uygulama alanını çizen 6284 sayılı Kanun m. 2 kadına yönelik şiddeti; kadına yalnızca kadın olduğu için uygulanan, kadınları derinden etkileyen, cinsiyete dayalı ayrımcılık içeren ve insan hakları ihlaline yol açan her türlü tutum ve davranış olarak son derece geniş bir çerçevede tanımlamaktadır.
Mahkemelerin, bu kanun kapsamında sunulan koruma taleplerini incelerken, olayların geçmişten günümüze gelişimini, ileri sürülen tehdidin boyutlarını ve mağdurun o anki kişisel durumunu bir bütün olarak ele alması emredilmektedir. Hâkimlere şiddetin önlenmesi amacıyla gerekli acil tedbirleri alma konusunda oldukça geniş bir takdir yetkisi tanınmış olsa da, bu yetki objektif deliller göz ardı edilerek keyfi veya eksik inceleme ile kullanılamaz. Özellikle daha önceden verilmiş bir tedbirin kaldırılması talebi değerlendirilirken, şiddete uğrama tehlikesinin gerçekten ortadan kalkıp kalkmadığı titizlikle araştırılmalı ve alınacak kararlar ilgili, yeterli ve objektif hukuki gerekçelere dayandırılmalıdır. Bireylerin anayasal haklarını tam anlamıyla kullanabilmeleri için, koruyucu mekanizmaların sadece kâğıt üzerinde kalmaması, usule ilişkin etkili ve pratikte sonuç veren güvencelerle desteklenmesi hukukun emredici bir şartıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda maddi ve manevi varlığın korunması hakkına yönelik müdahalenin özel hukuk kişisinden kaynaklandığını, bu nedenle devletin etkili bir hukuk sistemi kurma ve işletme yönündeki pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğini incelemiştir. Yüksek Mahkeme, 6284 sayılı Kanun ile oluşturulan yasal altyapının yeterli olduğunu ancak asıl sorunun yargı makamlarının bu mevzuatı somut uyuşmazlığa uygulama biçiminde ve eksik değerlendirmelerinde yattığını tespit etmiştir.
İtiraz merciinin, başvurucu lehine verilen tedbir kararını kaldırırken, şiddete uğrama riskinin ortadan kalkıp kalkmadığını hiç araştırmadığı ve taraflar arasındaki geçmiş husumetin doğasını dikkate almadığı belirlenmiştir. Özellikle aleyhine tedbir istenen kişinin daha önce başvurucuya karşı işlediği sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı suçundan kesinleşmiş bir mahkûmiyetinin bulunması gibi son derece kritik ve bağlayıcı bir delil, itiraz merciince tamamen göz ardı edilmiştir. Başvurucunun sunduğu video kayıtları ve eylemlerin sürekliliği de değerlendirme dışı bırakılarak yüzeysel bir karara imza atılmıştır.
İtiraz mercii, uyuşmazlığı sıradan bir komşuluk veya cezai husumet davası seviyesine indirgeyerek, kadına yönelik şiddetin sadece aile içi ilişkilerle sınırlı olmadığı gerçeğini atlamıştır. Mahkemece, erkek şahısların eylemlerinin başvurucunun kadın olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığına veya kadına yönelik şiddet niteliği taşıyıp taşımadığına dair hiçbir somut açıklama yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi, bu toptancı ve yüzeysel yaklaşımın, açık bir tehlikenin varlığını yok saydığını ve şiddetin önlenmesi konusundaki devletin koruma yükümlülüğüne ağır bir aykırılık teşkil ettiğini vurgulamıştır. İlgili ve yeterli gerekçe sunulmadan, bireyselleştirme yapılmaksızın tüm koruyucu tedbirlerin kaldırılması, başvuranı açık bir şiddet riskiyle baş başa bırakmış ve devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.