Anasayfa Karar Bülteni AYM | Merve Dabanlı ve Diğerleri | BN. 2022/82213

Karar Bülteni

AYM Merve Dabanlı ve Diğerleri BN. 2022/82213

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/82213
Karar Tarihi 15.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sendikal fesih iddiası çok yönlü araştırılmalıdır.
  • İspat yükü bakımından güçlü emareler dikkate alınmalıdır.
  • Mahkemeler iddiaları gerekçeli olarak yanıtlamakla yükümlüdür.
  • Sendikal tazminat hakkı anayasal güvence altındadır.

Bu karar, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda sendikal tazminat ve sendikal nedenle fesih iddialarının derece mahkemeleri tarafından nasıl incelenmesi gerektiğine dair oldukça kritik ve yol gösterici hukuki standartlar getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinin sadece sendikal nedenlerle feshedilip feshedilmediğinin tespitinde mahkemelerin yüzeysel ve eksik inceleme yapmasını, devletin sendika hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak değerlendirmiştir. İşçinin sendikal ayrımcılığa uğradığına dair güçlü emareler sunması hâlinde, mahkemelerin salt işyerinde başka sendikalı işçilerin çalışmaya devam etmesi gibi oldukça dar ve şekli gerekçelerle davanın reddine karar vermesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Zira iş mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri, sendikal fesih iddialarını incelerken Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenen detaylı kriterleri dikkate almak zorundadır. İşten çıkarılanların sendika üyesi olma oranı, yeni işçi alınıp alınmadığı, feshin sendikal örgütlenme dönemine denk gelip gelmediği gibi hususların tartışılması elzemdir. Bu karar ile işverenlerin sendikal örgütlenmeyi kırmak amacıyla gerçekleştirdiği örtülü fesih veya çalışma koşullarını ağırlaştırma gibi eylemlerinin yargısal denetiminde çok daha titiz bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği bir kez daha tescillenmiş olup, anayasal sendikal hakların korunması adına işçilerin ispat yükünün hakkaniyete uygun ve makul seviyede tutulması güvence altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, çalıştıkları farklı işyerlerinde iş sözleşmelerinin işveren tarafından haksız yere ve tamamen sendikal faaliyetleri nedeniyle sonlandırıldığını iddia ederek iş mahkemelerinde işe iade ve sendikal tazminat talebiyle dava açmışlardır. Davacı işçiler, işverenin işyerindeki sendikal örgütlenmeyi engellemek amacıyla kendilerini bilerek işten çıkardığını veya çalışma koşullarını kasten ağırlaştırarak istifaya zorladığını ileri sürmüşlerdir. İşverenler tarafı ise yapılan feshin sendikal nedenlere dayanmadığını savunmuştur. Derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri, işyerinde başka sendikalı işçilerin çalışmaya devam etmesi, toplu iş sözleşmesi sürecinin olmaması veya sendika üyeliğinin üzerinden uzun zaman geçmesi gibi çeşitli gerekçelere dayanarak işçilerin sendikal fesih iddialarını ispatlayamadıklarına kanaat getirmiş ve açılan davaları reddetmiştir. Başvurucular, mahkemelerin eksik inceleme yaptığını ve yetersiz gerekçeyle ret kararı verdiğini belirterek sendika haklarının ihlal edildiği şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Derece mahkemeleri ve Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde temel olarak 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.25 hükümlerini dikkate almıştır. İlgili kanun maddesi, sendika özgürlüğünün güvencesini kapsamlı bir şekilde düzenlemekte olup, işçilerin işe alınmalarının, çalışma şartlarının veya işten çıkarılmalarının belli bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına kesinlikle bağlanamayacağını emretmektedir. Bu koruyucu hükme aykırı hareket eden işverenlerin, işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminat ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.

Yine aynı Kanun gereğince, ispat yükü bağlamında kural olarak feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını ve aslen sendikal nedene dayandığını iddia eden işçi ise bu durumu ispatlamakla yükümlüdür. Ancak yasa koyucu, işçinin ispat yükünü hafifleterek, işçi sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işverenin kendi davranışının haklı nedenini ispat etmek zorunda kalacağını belirtmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre, sendikal fesih iddiasının ispatı açısından salt soyut beyanlar yeterli olmayıp, mahkemelerce bir takım objektif kriterlerin mutlaka araştırılması zorunludur. Bu kapsamda; fesih tarihine yakın dönemlerde işyerinde çalışan işçi sayısı, sendikalı olan ve olmayan işçilerin oranları, yeni alınan işçilerin sendikalı olup olmadığı, çıkarılan işçilerin sendikal faaliyetlere öncülük edip etmediği, işyerinde toplu iş sözleşmesi prosedürünün bulunup bulunmadığı, sendikadan istifa eden işçilerin durumu gibi teknik hususların detaylıca irdelenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında, mahkemelerin bu belirlenen ulusal ve uluslararası kriterleri gözeterek tatminkâr ve yeterli bir gerekçe oluşturmakla mükellef olduğunu vurgulamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların dosyalarını konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle birleştirerek yaptığı incelemede, derece mahkemelerinin sendikal fesih iddialarını Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından belirlenen standartlara uygun şekilde değerlendirmediğini tespit etmiştir. Birinci başvurucu yönünden ilk derece mahkemesinin başlangıçta son derece detaylı bir araştırma yaparak sendikal fesih kanaatine varmasına rağmen, istinaf mahkemesinin usule ilişkin geri gönderme kararı sonrasında mahkemenin eski tespitlerini tamamen göz ardı edip, sadece iki tanığın hâlen sendikalı olarak çalışmaya devam etmesi gibi dar ve şekilci bir gerekçeyle davayı reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

İkinci başvurucu yönünden mahkemelerin, işyerindeki sendikalı işçi oranını, işten çıkarılanların sayısını, diğer sendikalı işçilerin işten çıkarılıp çıkarılmadığını ve başvurucunun faaliyetlerde öncü olup olmadığını hiç araştırmadan, sadece toplu iş sözleşmesi imzalanmamış olmasını ve sonradan sendikalı olan başka işçilerin de çalışıyor olmasını ret gerekçesi yapması açık bir eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir.

Üçüncü başvurucu bakımından, işyerinde yıllar içinde binlerce çalışanın sendikadan istifa ettiği ve sendikalı binlerce kişinin iş akdine son verildiğine dair çok güçlü bulgular bulunmasına rağmen, mahkemelerin bu genel tabloyu ve yetki süreçlerini hiç irdelemeden, salt başvurucunun sendika üyeliğinin on iki yıl öncesine dayanmasını gerekçe göstererek davayı reddetmesi, devletin sendikal hakları koruma konusundaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmaz nitelikte görülmüştür.

Dördüncü başvurucu olayında ise sendikanın Türkiye İş Kurumuna (İŞKUR) yaptığı şikâyet sonrasında bizzat müfettiş raporuyla işverenin çalışma koşullarını kasten ağırlaştırdığı tespit edilmiş olmasına rağmen, işçinin haklı nedenle ihtarname çekerek istifa etmesi karşısında mahkemelerin bu durumu sendikal ayrımcılık bağlamında daha ileri bir incelemeye tabi tutmaması Anayasa Mahkemesince eleştirilmiştir.

Tüm bu kapsamlı tespitler ışığında, derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından belirlenen zorunlu kriterleri uygulamadığı, sendikal nedenlerle işten çıkarma iddialarına ilişkin yeterli, derinlikli ve tatminkâr bir yargısal inceleme yapmadıkları açıkça anlaşılmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle başvurucuların sendika hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: