Karar Bülteni
AYM Abdurrahim Kılıç BN. 2022/33881
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/33881 |
| Karar Tarihi | 12.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sembollerin şiddete yol açma potansiyeli incelenmelidir.
- Şiddeti övmeyen açıklamalar propaganda suçu sayılamaz.
- İfade hürriyetine müdahaleler ilgili gerekçelere dayanmalıdır.
- Salt amblem kullanımı doğrudan örgüt propagandası oluşturmaz.
Bu karar, hukuken ifade özgürlüğünün sınırlarının terörle mücadele mevzuatı bağlamında ne şekilde çizilmesi gerektiğini son derece net ve objektif bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, üzerinde siyasi, ideolojik veya tartışmalı ibareler ile birtakım semboller bulunan bir kıyafetin giyilmesinin, tek başına ve bağlamından kopuk olarak terör örgütü propagandası suçunu oluşturmayacağına hükmetmiştir. Karara göre, bir eylemin propaganda kapsamına girebilmesi için söz konusu sembol veya ifadelerin şiddeti övmesi, terör yöntemlerini meşru göstermesi ve somut olay bağlamında açık bir tehlike yaratma potansiyeli taşıması hukuken zorunludur.
Yargı mercilerinin bu tehlikeyi somutlaştırmadan, yalnızca kullanılan ibarelerin dış görünüşüne bakarak verdiği cezalandırma kararları, anayasal güvence altındaki ifade hürriyetinin ihlali anlamına gelmektedir. Bu bakımdan karar, düşünceyi açıklama yöntemlerinin şeklî unsurlardan ziyade içerdiği şiddet boyutuyla yargısal denetime tabi tutulması gerektiğini tescillemektedir.
Benzer davalar ve adli uygulamalar açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Yerel mahkemeler, kolluk tutanaklarına yansıyan salt amblem, renk veya kelimeler üzerinden şablon gerekçelerle mahkûmiyet kararı veremeyecektir. Karar, propaganda suçunun unsurlarının daha dar ve özgürlükçü bir perspektifle yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Uygulamada ceza mahkemesi hâkimlerinin, kullanılan sembollerin veya açıklanan düşüncelerin hangi ortamda, ne amaçla sergilendiğini, kalabalıkları şiddete teşvik edip etmediğini detaylı ve ikna edici bir gerekçeyle ortaya koyması gerekmektedir. Bu içtihat, terörle mücadele kisvesi altında vatandaşların ifade özgürlüğüne yapılabilecek keyfî veya orantısız müdahalelerin önüne geçilmesi adına yargı pratiğinde temel bir koruma ve güvence işlevi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Abdurrahim Kılıç, Mardin ilinin Dargeçit ilçesinde yer alan bir pastanenin önünde beklerken, üzerinde "Kürdistan" yazısı ile kırmızı ve yeşil şeritler arasında yirmi bir saçaklı Mezopotamya Güneşi amblemi bulunan bir tişört giydiği için kolluk kuvvetleri tarafından tespit edilmiştir. Bu tespit ve tutanak üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapmak suçlamasıyla kamu davası açılmıştır.
Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun giydiği tişörtteki simge ve yazıları gerekçe göstererek kendisine adli para cezası vermiş ve bu mahkûmiyet kararı Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, cebir veya şiddet içermeyen ve herhangi bir terör eylemiyle somut olarak ilişkilendirilemeyecek bir tişört giymesi nedeniyle cezalandırılmasının demokratik bir toplumda kabul edilemeyeceğini, ifade özgürlüğünün zedelendiğini belirterek hakkını aramak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, haksız cezalandırma işleminin iptalini ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ilkesine dayanmıştır. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir ve bireylerin düşüncelerini sadece sözlü veya yazılı olarak değil; semboller, kıyafetler, resimler veya davranışlar aracılığıyla da serbestçe dışa vurabilmesini kapsar. Elbette bu hak mutlak bir nitelik taşımamakta olup Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca, millî güvenlik, kamu düzeni veya kamu güvenliğinin korunması gibi meşru amaçlarla, ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabilir.
Müdahaleye dayanak teşkil eden temel ceza normu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m. 7 hükmünde yer alan terör örgütü propagandası yapma suçudur. Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, bir eylemin, görselin veya düşünce açıklamasının bu kanun kapsamında cezalandırılabilmesi için yalnızca belirli sembollerin veya renklerin kullanılması yeterli kabul edilmemektedir. Eylemin, olayın somut koşullarında belirli oranda bir tehlikeye neden olduğunun, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yasa dışı yöntemlere başvurmayı kışkırtacak nitelikte olduğunun adli mercilerce açıkça gösterilmesi şarttır.
Doktrin ve anayasal yargı pratiğinde, ifade özgürlüğüne yönelik cezai müdahalelerin mutlaka ilgili ve yeterli bir gerekçeye dayanması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Bir sembolün veya ifadenin şiddete yol açma potansiyeli taşıyıp taşımadığı, doğrudan veya dolaylı olarak terör faaliyetlerine destek verip vermediği, kullanıldığı bağlam ve ortam dikkate alınarak titizlikle incelenmelidir. Yargı mercilerinin, somut bir tehlike veya şiddete teşvik unsuru içermeyen sıradan eylemleri doğrudan propaganda suçu sayması, hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğüne yönelik açık bir müdahale oluşturduğunu saptamıştır. Bu müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu ve kamu düzeninin korunması gibi meşru bir amaca hizmet ettiği kabul edilmekle birlikte, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülüğü kriterleri detaylı olarak masaya yatırılmıştır.
Mahkemenin dosya üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre, ilk derece mahkemesi sadece tişörtün üzerinde yer alan "Kürdistan" ibaresini ve yirmi bir saçaklı Mezopotamya Güneşi amblemini fiziki olarak tarif etmeyi yeterli görmüş, başka hiçbir bağlamsal gerekçe sunmaksızın mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yargı kararında, bu amblem ve ibarelerin ne anlama geldiği, hangi terör örgütüyle ne şekilde bir organik veya ideolojik bağlantısı olduğu veya toplumda nasıl bir şiddete yol açma potansiyeli taşıdığı hususunda en ufak bir hukuki analiz veya açıklama yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bu tişörtü giymesinin şiddeti nasıl teşvik ettiği, terör örgütünün şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini nasıl meşru gösterdiği veya övdüğü yönünde ilk derece mahkemesince hiçbir yargısal irdeleme yapılmadığını tespit etmiştir. Somut olayın koşulları, tişörtün giyildiği mekân, zaman ve çevre dikkate alınarak, bu eylemin belirli bir tehlikeye neden olup olmadığı veya dolaylı yoldan silahlı bir başkaldırıyı kışkırtıp kışkırtmadığı yönünde mahkemece ikna edici hiçbir delil veya gerekçe ortaya konulmamıştır. Sadece belirli kelimelerin veya sembollerin kullanımının, eylemin bütünü ve bağlamı analiz edilmeden doğrudan suç unsuru sayılması, ifade özgürlüğünün özüne yapılmış ölçüsüz bir müdahale niteliğindedir. İlk derece mahkemesinin kararında, başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği ilgili ve yeterli bir biçimde gösterilememiştir. Tüm bu yargısal eksiklikler, anayasal güvence altındaki temel hakların ihlali anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.