Karar Bülteni
AYM A.C. BN. 2022/19498
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/19498 |
| Karar Tarihi | 12.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı vardır.
- Belirleyici tanık beyanının denetlenmesi adil yargılanmanın gereğidir.
- Tanıkların duruşmada veya uzaktan iletişimle dinlenmesi gerekir.
- Sorgulanmayan tanık beyanı mahkûmiyette tek belirleyici delil olamaz.
Bu karar, ceza yargılamasında sanığın adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük bir öneme sahiptir. Karar, sanığın mahkûmiyetine dayanak teşkil eden belirleyici nitelikteki tanık beyanlarının, sanığa soru sorma ve yüzleşme imkânı tanınmadan hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Mahkemelerin, şehir dışında bulunan tanıkları sadece istinabe yoluyla dinleyerek yetinmemesi, SEGBİS gibi teknolojik imkânları kullanarak sanığın bu tanıkları bizzat veya sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla sorgulamasını sağlaması gerektiği vurgulanmaktadır.
Özellikle silahlı terör örgütü üyeliği gibi ağır cezai yaptırımları olan yargılamalarda, tanık ifadelerinin belirleyici delil olduğu durumlarda savunma hakkının kısıtlanması, adil yargılanma hakkının özünü zedelemektedir. Bu karar, benzer davalar için güçlü bir emsal teşkil etmekte olup, yerel mahkemelerin tanık dinleme usullerinde sanığın savunma haklarını dengeleyecek telafi edici güvenceleri mutlaka sağlamaları gerektiğine işaret etmektedir. Uygulamada, yargı çevresi dışında bulunan tanıkların teknolojik vasıtalar aracılığıyla dinlenmesi ve sanığın soru sorma hakkının aktif olarak kullandırılması, adil bir yargılamanın asgari şartı olarak kabul edilmelidir. Aksi takdirde, güvenilirliği doğrudan test edilmemiş beyanlara dayalı mahkûmiyet kararlarının hak ihlali ile sonuçlanacağı açıkça ortaya konulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu A.C., Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay olarak görev yapmaktayken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılmıştır. İddianamede, başka şüphelilerin ifadelerine ve başvurucunun ankesörlü veya sabit hatlardan ardışık aranma kayıtlarına dayanılarak başvurucunun örgütle bağlantılı olduğu iddia edilmiştir. Yargılama sürecinde aleyhte beyanda bulunan iki tanık, mahkeme huzurunda değil, bulundukları illerdeki mahkemeler aracılığıyla istinabe (ifade aldırılması) yoluyla dinlenmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetine temel oluşturan bu tanıklara duruşmada soru sorma ve beyanlarını test etme imkânı bulamadığını, bu durumun savunma hakkını ciddi şekilde kısıtladığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının alt unsurlarından biri olan tanık dinletme ve sorgulama hakkını merkeze almıştır. Ceza yargılamasının temel ilkelerine göre, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı bulunmaktadır. Bu hak, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ayrılmaz bir parçasıdır ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için elzemdir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir ceza davasında tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesi ancak geçerli bir nedene dayanabilir. Eğer sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanı, mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici delili ise, bu eksikliğin savunma makamına yarattığı dezavantajı giderecek telafi edici güvencelerin sağlanması zorunludur. Mahkemeler, yargı çevresi dışındaki tanıkları, sanığın soru sormasına imkân verecek şekilde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 196 ve devamı uyarınca Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik vasıtalarla dinlemekle yükümlüdür.
Yargıtay içtihatlarına göre, ankesörlü hatlarla iletişim kurulmasının örgütsel bağa delil sayılabilmesi için bu aramaların örgütün gizlilik kurallarına uygun olarak yapıldığının somut olgu ve teknik verilerle kesin olarak ispatlanması gerekir. Bu bağlamda, HTS kayıtları ve diğer delillerin tek başına yeterli olmadığı durumlarda, tanık beyanlarının mahkûmiyet açısından taşıdığı ağırlık artmakta ve bu tanıkların duruşmada veya uzaktan bağlantı ile sanık tarafından sorgulanmaması, adil yargılanma hakkının ihlali riskini doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda yargılamayı yapan yerel mahkemenin, başvurucunun aleyhine beyanda bulunan tanıkları, konutlarının yargı çevresi dışında olmasını gerekçe göstererek sadece istinabe yoluyla dinlediğini tespit etmiştir. Mahkemenin, bu tanıkları sanığın bizzat hazır bulunduğu duruşmada veya SEGBİS gibi vasıtalarla neden dinlemediğine dair dosyada hiçbir geçerli neden veya açıklama bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık tarafından sorgulanma imkânı tanınmayan bu tanıkların beyanları, mahkûmiyet kararının temel dayanaklarından biri olmuştur. Her ne kadar dosyada HTS kayıtları gibi başka deliller bulunsa da, mahkemenin gerekçeli kararında tanık beyanlarına yaptığı özel vurgu dikkate alındığında, bu ifadelerin sanığın örgüt hiyerarşisine dâhil olduğunun kabulünde belirleyici bir nitelik taşıdığı açıktır.
Yargılama sürecinde tanıkların yazılı beyanları duruşmada okunmuş olsa da, başvurucu tanıkların dinlendiği esnada hazır bulunmadığı için onları sorgulayamamış, sorulara verdikleri tepkileri izleme şansını elde edememiş ve dolayısıyla bu beyanların güvenilirliğini test etme imkânından yoksun bırakılmıştır. Mahkeme de tanıkların beyanları sırasındaki hâl ve tavırları hakkında doğrudan bir izlenim edinememiştir. Güvenilirliği doğrudan çelişmeli bir şekilde sınanmamış tanık beyanlarının mahkûmiyete belirleyici ölçüde esas alınması, savunma tarafının karşılaştığı bu dezavantajı giderecek yeterli güvencelerin sağlanmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.