Karar Bülteni
AYM Ali Ülgü BN. 2021/35053
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/35053 |
| Karar Tarihi | 17.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sanığın delil toplama talepleri gerekçesiz reddedilemez.
- Silahların eşitliği ilkesi sanığa itiraz imkânı sunar.
- Çelişmeli yargılamada deliller taraflarca adilce tartışılabilmelidir.
- Devletin elindeki delillere sanığın erişim imkânı sağlanmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanıkların adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin önemini bir kez daha çok net bir şekilde vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın mahkûmiyetine esas teşkil eden ve doğrudan devletin elinde bulunan görüntü kayıtları gibi kritik delillerin sanık tarafından incelenmesi ve bu delillere karşı uzman bir bilirkişi incelemesi talep edilmesi hakkının nedensiz yere reddedilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Yargılama makamlarının, sanığın suçsuzluğunu ispat etmesine yarayacak araştırmaları yapmaktan kaçınması hakkaniyete aykırı bulunmuştur.
Benzer ceza davalarındaki emsal etkisi açısından bu karar, mahkemelerin delil toplama ve değerlendirme süreçlerinde savunma makamını iddia makamı karşısında dezavantajlı duruma düşürmemesi gerektiği yönünde güçlü ve yol gösterici bir mesaj içermektedir. Özellikle kamera görüntüsü, ses kaydı veya çeşitli dijital veriler gibi sanığın kendi kişisel imkânlarıyla ulaşamayacağı deliller söz konusu olduğunda, mahkemelerin bu delillerin aksini ispat hususunda sanığa makul fırsatlar sunması anayasal bir zorunluluktur. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, "dosyaya yenilik katmayacağı" veya "yargılamayı uzatacağı" gibi soyut ve matbu gerekçelerle sanığın esaslı delil inceleme taleplerinin reddedilmesi pratiğinin Anayasa'ya aykırı olduğu bu kararla net bir şekilde tescillenmiş ve adil yargılanma standartları daha da pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucu Ali Ülgü hakkında İstanbul'da açılan bir ceza davasındaki adil yargılanma ihlali iddialarından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, katıldığı iddia edilen bir gösteri yürüyüşünde kamu görevlisine direnme, kamu malına zarar verme, terör örgütü propagandası yapma ve tehlikeli madde bulundurma gibi ciddi suçlamalarla yargılanmıştır. Yargılama sırasında mahkeme, başvurucunun elinde molotofkokteyli bulunduğunu gösterdiği iddia edilen olay anı kamera görüntülerini mahkûmiyete temel almıştır. Başvurucu, kendisine tebliğ edilen görüntülerin renksiz ve oldukça bulanık olduğunu, dolayısıyla fotoğraftaki eylemcinin kesinlikle kendisi olmadığını kuvvetle savunarak orijinal ve renkli görüntülerin uzman bir bilirkişi tarafından detaylıca incelenmesini talep etmiştir. Ancak mahkeme, bu önemli talebi davanın geldiği aşama itibarıyla dosyaya yeni bir şey katmayacağı gerekçesiyle reddetmiş ve başvurucuyu hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu da suçsuzluğunu kanıtlayacak söz konusu delillerin toplanmadığını ve haksız yere cezalandırıldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını merkeze almıştır. Bu hak, kişilere iddia ve savunmalarını mahkeme önünde eşit şartlarda dile getirme fırsatı sunulmasını zorunlu kılar.
Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan çelişmeli yargılama ilkesi, ceza davalarında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için hayati bir öneme sahiptir. Bu ilke, taraflara dava dosyası ve deliller hakkında bilgi sahibi olma, bunlara karşı çıkma ve yorum yapma hakkı tanır. Sanığın, mahkemenin kararını etkileyecek nitelikteki delillerden haberdar edilmesi ve bu delillerin güvenilirliğini tartışabilmesi anayasal bir zorunluluktur. Sadece iddia makamının sunduğu delillerin değil, sanığın aleyhindeki her türlü kanıtın çelişmeli bir usulle mahkeme huzurunda tartışılması gerekir.
Bununla bağlantılı olarak silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasında usule ilişkin haklar bakımından adil bir dengenin kurulmasını amaçlar. Taraflardan birinin diğerine göre dezavantajlı ve zayıf bir duruma düşürülmeden iddia ve savunmalarını makul bir şekilde sunabilmesi şarttır. Özellikle sanığın kendi imkânlarıyla elde edemeyeceği, sadece devletin elinde bulunan deliller söz konusu olduğunda, yargı makamları sanığa bu delillerin aksini ispat etme hususunda makul imkânlar sunmak zorundadır. Aksi hâlde, savunma makamı iddia makamı karşısında güçsüz bırakılmış olur ve yargılamanın hakkaniyete uygunluğundan söz edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda başvurucu, üzerine atılı olan tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçu yönünden yargılanmış ve neticesinde mahkûm edilmiştir. İlk derece mahkemesi, bu ağır mahkûmiyet kararını verirken büyük ölçüde olay günü kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen tespit tutanağına ve olay anına ait olduğu iddia edilen kamera görüntülerine dayanmıştır. Başvurucu ise yargılama aşamasındaki savunmalarında söz konusu görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını, tarafına verilen CD içerisindeki görüntülerin renksiz ve son derece bulanık olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu çerçevede, maddi gerçeğin hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkması adına görüntülerin renkli ve net asıllarının getirtilerek uzman bir bilirkişi heyeti tarafından incelenmesi talebinde bulunmuştur.
Ancak yerel mahkeme, başvurucunun yargılamanın seyrini değiştirebilecek nitelikteki bu talebini "dosyaya bir yenilik sağlamayacağı" gibi son derece soyut ve genel bir gerekçeyle reddetmiştir. Başvurucunun olayın gerçek faili olup olmadığının tespiti açısından kritik öneme sahip bu bilirkişi incelemesi talebinin reddedilmesi, savunma hakkının telafisi imkansız şekilde kısıtlanmasına yol açmıştır. Suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olan bu görüntülerin netliğinin ve kime ait olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanması, ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşılması açısından oldukça elzemdir. Üstelik başvurucunun toplanmasını talep ettiği deliller, doğası gereği ancak devletin resmî kurumları aracılığıyla elde edilebilecek niteliktedir. Başvurucuya, kendi imkânlarıyla elde etme imkânı bulunmayan bir delilin aksini kanıtlama konusunda mahkemece hiçbir makul fırsat sunulmamıştır.
Bu durum, başvurucunun iddia makamı karşısında usule ilişkin imkânlar açısından açıkça dezavantajlı ve zayıf bir konuma düşürülmesi anlamına gelmektedir. Yargılama sürecinde sanığa iddialarını çürütme şansı tanınmaması, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ağır bir şekilde ihlaline vücut vermiştir. Mahkemenin izlediği bu eksik ve tek taraflı yöntem, yargılamanın bir bütün olarak adil olmaktan çıkmasına ve hakkaniyetin zedelenmesine sebebiyet vermiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.