Karar Bülteni
AYM Avrupa Elektronik Yay. A.Ş. vd. BN. 2020/8246
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/8246 |
| Karar Tarihi | 17.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İdarenin ihmalinden doğan durumlar vatandaşa yüklenemez.
- Öngörülemeyen yargısal yorum kanunilik şartını sağlamaz.
- Yapısal idari sorunlar ifade özgürlüğünü kısıtlamaya dayanak olamaz.
- Frekans ihalesi yapılmaması basın özgürlüğünü doğrudan zedeler.
Bu karar, idarenin kendi yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanan yapısal ve sistemik sorunların faturasının vatandaşlara veya özel hukuk tüzel kişilerine cezai yaptırımlar aracılığıyla kesilemeyeceğini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, radyo ve televizyon yayıncılığında lisans tahsisi yapmakla görevli idarenin on yıllar boyunca bu görevini savsaklaması sonucu oluşan zorunlu fiilî durumu hukuka aykırılık olarak nitelendirip yayıncılara yaptırım uygulanmasını incelemiştir. Söz konusu uygulamanın Anayasa ile güvence altına alınan öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerine doğrudan aykırı olduğu tespit edilmiştir. Devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesinin doğurduğu sonuçların bireyler açısından suç veya kabahat sayılamayacağı çok güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.
Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, radyo ve televizyon yayıncılığı sektöründe idarenin ihmali nedeniyle lisans alamayan binlerce yerel ve ulusal yayın kuruluşunun anayasal güvencesi niteliğindedir. Uygulamada, idarelerin kendi kusurlarından ve sistemik işleyiş bozukluklarından kaynaklanan eksiklikleri gerekçe göstererek temel hak ve özgürlüklere yaptırım yoluyla müdahale edemeyecekleri kesin bir içtihat olarak yerleşmektedir. Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı, sadece basın ve ifade özgürlüğü alanında değil, idarenin ruhsat ve izin vermeye yetkili olduğu ancak bu sistemi etkin şekilde işletmediği tüm benzer alanlarda vatandaşın hak arama özgürlüğüne dayanak oluşturacak ve idari keyfîliğin önüne geçilmesinde temel alınacak çok kritik bir içtihat değerine sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Radyo yayıncılığı alanında faaliyet gösteren Avrupa Elektronik Yayıncılık A.Ş. Ve Yerköy Radyo Televizyon Yayıncılığı Reklam A.Ş., Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) şikâyeti üzerine açılan ceza soruşturmaları neticesinde yayın cihazlarına el konulması üzerine Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu şirketler, 1995 yılından bu yana idarenin tanıdığı geçici rejim çerçevesinde kesintisiz ve fiilî olarak radyo yayını yaptıklarını ifade etmişlerdir. RTÜK'ün yasal zorunluluğa rağmen yirmi yılı aşkın süredir frekans tahsis ihalesi yapmadığını ve sırf bu nedenle yayın lisansı alamadıklarını belirtmişlerdir. Buna rağmen RTÜK'ün kendilerini "izinsiz yayın yapmakla" suçlayarak Cumhuriyet Başsavcılıklarına şikâyet ettiğini, Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından da arama ve elkoyma kararları verilerek haberleşme ve yayın cihazlarına el konulduğunu ifade etmişlerdir. Şirketler, idarenin kendi ihmalinden doğan bu altyapı eksikliği nedeniyle cihazlarının müsadere edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini hukuka aykırı olarak ihlal ettiğini ileri sürerek söz konusu tedbir kararlarının iptalini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi, ifade özgürlüğünü koruyan 26. maddesi ve basın özgürlüğünü güvence altına alan 28. maddesi ekseninde geniş bir çerçevede değerlendirmiştir. Olayın temelinde 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun yer almaktadır. Bu Kanun'un mülga 3984 sayılı Kanun yerine getirildiği, ancak ilgili geçici rejim uygulamalarının idarenin ihale yapmaması nedeniyle sonlandırılamadığı ve fiilen kalıcı hâle dönüştüğü saptanmıştır. Müdahalenin yasal dayanağı olarak gösterilen 6112 sayılı Kanun m. 33 hükmünde, Üst Kuruldan yayın lisansı almadan veya yayınları geçici olarak durdurulmasına rağmen hukuka aykırı yayın yapanlar hakkında cezai yaptırımlar uygulanacağı düzenlenmiştir.
Bunun yanı sıra mahkemelerce uygulanan arama ve elkoyma tedbirleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 119 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 127 çerçevesinde tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, hak ve özgürlüklere yapılacak idari ve yargısal müdahalelerin öncelikle kanunilik şartını taşıması zaruridir. Kanunilik ilkesi, kuralın erişilebilir, öngörülebilir ve kesin olmasını zorunlu kılar. Yargı organlarının bir normu uygularken yaptıkları yorum, bireylerin hangi eylemlerin suç veya yaptırım gerektirdiğini önceden tereddütsüz bilebilecekleri düzeyde bir öngörülebilirlik taşımalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında da tespit ettiği üzere, RTÜK'ün frekans tahsisine ilişkin sıralama ihalesi yapmamasının devasa bir yapısal sorun olduğunu ve idarenin bu konuda devlete düşen pozitif yükümlülükleri yerine getirmediğini belirtmiştir. İdarenin bu yasal ve sistemsel eksikliği gidermeden doğrudan adli yaptırım yoluna gitmesi, kanunilik ilkesinin en önemli unsuru olan öngörülebilirlik alt koşuluyla açık bir çatışma oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucu yayın kuruluşlarının yıllardır geçici rejim kapsamında radyo yayını yaptıklarını, bu alanda hakkaniyete uygun tahsis edilmiş bir lisans düzeninin Türkiye'de fiilen kurulamadığını ayrıntılı biçimde tespit etmiştir. Mahkeme, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kanunun emredici nitelikteki hükümlerine rağmen yıllardır frekans tahsis ihalesi yapmadığını ve dolayısıyla başvurucuların lisans alamamasının tamamen kendi iradeleri dışındaki bu idari ve yapısal sorundan kaynaklandığını vurgulamıştır.
Buna karşın idare, 6112 sayılı Kanun m. 33 hükmünü işleterek başvurucular hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve yargı mercilerince de hiçbir derinlemesine inceleme yapılmadan doğrudan yayın cihazlarına el konulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu yaptırım maddesinin aslen usulüne uygun lisans sisteminin işlediği, lisans dağıtımlarının yapıldığı, ancak tüm bunlara rağmen kasıtlı olarak izinsiz yayın yapan kuruluşlar için öngörüldüğünü çok net bir şekilde tespit etmiştir. İdarenin frekans tahsis ihalesini gerçekleştirmediği ve lisans alma imkânını objektif olarak vatandaşlara sunmadığı bir ortamda, yayın kuruluşlarının uzun yıllar boyunca süregelen geçici rejim kapsamında olağan faaliyetlerine devam etmelerinin lisanssız yayın yapmak fiili kapsamında değerlendirilip adli yaptırıma tabi tutulması bireyler açısından hiçbir şekilde öngörülebilir bir durum değildir.
Yargı mercilerinin, kanunda öngörülen normun kapsamına aslında hiç girmeyen bir eylemi hatalı ve son derece geniş bir yargısal yorumla normun ihlali olarak değerlendirmesi, kanunilik ilkesinin temel şartı olan öngörülebilirlik kriterini sağlamaktan oldukça uzaktır. İdareden kaynaklanan yapısal bir eksikliğin ve görevi ihmal durumunun sorumluluğunun, ifade ve basın özgürlüğünü kullanan yayıncılara cezai yaptırım olarak yüklenmesi demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, uygulanan arama ve elkoyma tedbirlerinin ifade ve basın özgürlüklerine yönelik öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunmadığı, yapılan idari ve yargısal müdahalenin ölçüsüz olduğu neticesine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.