Karar Bülteni
AYM Osman Bulama BN. 2020/33916
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/33916 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı vardır.
- Belirleyici tanık beyanları duruşmada bizzat dinlenmelidir.
- Geçerli neden olmadan tanıklar duruşma harici dinlenemez.
- Tanık sorgulanamaması adil yargılanma hakkını zedeler.
Bu karar, ceza yargılamalarında tanık sorgulama hakkının ve çelişmeli yargılama ilkesinin ne derece hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyete belirleyici ölçüde temel teşkil eden tanık beyanlarının, sanığın veya müdafiinin sorgulama imkânı bulamadığı usullerle elde edilmesinin adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediğini vurgulamıştır. Hâkimin tanıkla araya aracı sokmadan doğrudan temas etmesi ve sanığa da bu kişilere soru sorma hakkı verilmesi, adil yargılanmanın ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının vazgeçilmez bir anayasal güvencesidir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan istinabe yoluyla tanık dinleme usulünün, özellikle belirleyici delil niteliğindeki beyanlar söz konusu olduğunda sınırları Anayasa Mahkemesi tarafından net bir şekilde çizilmiştir. Karar, yerel mahkemelerin tanıkları geçerli bir neden sunmadan ve SEGBİS gibi teknolojik imkânlar dahi kullanılmadan, sadece soruşturma aşamasındaki veya talimatla alınan yazılı ifadeleri duruşmada okumakla yetinmelerinin ağır bir hak ihlali doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır. Benzer davalarda alt derece mahkemeleri, sanığın aleyhindeki tanığı sorgulama imkânını mutlaka sağlamak, eğer bu kati olarak mümkün değilse savunmanın dezavantajını giderecek dengeleyici güvenceleri eksiksiz bir biçimde sunmak zorundadır. Aksi takdirde, savunmanın test edemediği tanık beyanları tek başına veya belirleyici ölçüde mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sözleşmeli hava savunma üsteğmeni olarak görev yaparken meslekten ihraç edilen başvurucu hakkında, silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçlamasıyla kamu davası açılmıştır. Yargılama sırasında iddia makamı, başvurucunun örgüt evlerinde kaldığını, sohbetlere katıldığını ve örgüt yurtlarında belletmenlik yaptığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi, sanığı suçlarken büyük ölçüde iddia makamının dinlettiği tanıkların beyanlarına dayanarak hapis cezası vermiştir. Ancak söz konusu tanıklar, yargılamanın yapıldığı mahkemede bizzat dinlenmemiş, ifadeleri istinabe yoluyla veya soruşturma aşamasındaki tutanakların okunmasıyla dosyaya dâhil edilmiştir. Başvurucu, aleyhindeki tanıklara soru sorma ve onlarla yüzleşme fırsatı verilmediği için savunma hakkının kısıtlandığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve yeniden yargılama talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının alt unsurlarından olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmuştur. Ceza yargılamasının temel amacı maddi gerçeğin adil bir şekilde ortaya çıkarılmasıdır ve bu süreçte sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı hayati öneme sahiptir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir ceza davasında mahkûmiyet kararı tek veya belirleyici ölçüde sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama imkânı bulamadığı bir tanığın ifadelerine dayandırılmışsa ve sanığa dengeleyici güvenceler sunulmamışsa, adil yargılanma hakkı bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Birincisi, tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır. İkincisi, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı incelenmelidir. Üçüncüsü ise, eğer bu beyan belirleyici delil ise savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajı telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır.
Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180 uyarınca, tanıkların aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniği (SEGBİS) kullanılarak dinlenebilme olanağı varken bu yönteme başvurulmaması, doğrudan doğruyalık ilkesinin ihlali olarak kabul edilmektedir. Sanığa olayı kendi açısından anlatma imkânı verilmesi tek başına yeterli bir dengeleyici güvence oluşturmaz. Hâkimin tanığın olaylara verdiği tepkileri bizzat gözlemlemesi ve sanığın, aleyhine ifade veren tanığın güvenilirliğini mahkeme huzurunda test edebilmesi, hukuka uygun ve adil bir yargılamanın en temel kurallarındandır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda yerel mahkemenin tanıkların duruşmada bizzat hazır edilmemesi veya teknolojik imkânlar (SEGBİS) vasıtasıyla dinlenmemesi hususunda geçerli bir neden ortaya koymadığını tespit etmiştir. Mahkeme, sadece tanıkların konutlarının yargı çevresi dışında olmasını istinabe yoluyla dinlenmeleri için yeterli sebep saymış, ancak bu durumun adil yargılanma hakkını nasıl etkileyeceğini ve tanıkların bizzat dinlenmesinin neden zorunlu olmadığını detaylıca değerlendirmemiştir.
Gerekçeli karara bakıldığında, yerel mahkemenin başvurucu hakkında kurduğu mahkûmiyet hükmünde, duruşmada dinlenmeyen bu tanıkların beyanlarını doğrudan ana delil olarak kabul ettiği görülmektedir. Tanıkların, başvurucunun örgüte ait evlerde kaldığına ve örgütün talimatıyla hareket ettiğine dair ifadeleri, suçun sübuta ermesinde ve hükmün kurulmasında belirleyici bir rol oynamıştır.
Yargılama sürecinde başvurucuya olayları kendi açısından anlatma imkânı verilmiş olsa da, tanıkların yazılı beyanları duruşmada yalnızca okunmakla yetinilmiştir. Başvurucu, bu tanıkların ifadeleri alınırken hazır bulunamadığı için onlara doğrudan soru sorma, çelişkileri ortaya çıkarma ve güvenilirliklerini mahkeme heyeti huzurunda test etme imkânından tamamen mahrum bırakılmıştır. Aynı şekilde, mahkeme heyeti de tanıklar beyanda bulunurken verdikleri anlık reaksiyonları gözlemleme fırsatını kaçırmıştır.
Tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde, güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının mahkûmiyete belirleyici ölçüde esas alınması ve savunma makamının karşılaştığı bu ağır dezavantajı telafi edecek hiçbir karşı dengeleyici güvencenin sağlanmamış olması, yargılamanın hakkaniyetini derinden zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.