Anasayfa Karar Bülteni AYM | P.Ç. | BN. 2020/36152

Karar Bülteni

AYM P.Ç. BN. 2020/36152

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/36152
Karar Tarihi 05.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkemeler, davanın sonucuna etkili iddiaları karşılamak zorundadır.
  • Gerekçesiz verilen kararlar adil yargılanma hakkını ihlal eder.
  • Bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler mahkemece mutlaka giderilmelidir.
  • İstinaf merci, itiraz edilen temel iddiaları cevapsız bırakamaz.

Bu karar, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının yargılamanın her aşamasında, özellikle de istinaf incelemesinde ne derece kritik olduğunu hukuken ortaya koymaktadır. Tüketici uyuşmazlıklarında hizmetin ayıplı sunulup sunulmadığı ve zararın kimden kaynaklandığı tespit edilirken mahkemelerin bilirkişi raporlarına dayanması olağandır. Ancak somut olayda olduğu gibi, bilirkişi raporları arasındaki açık çelişkilerin giderilmemesi ve başvurucunun esasa etkili, davanın kaderini değiştirebilecek nitelikteki haklı itirazlarının istinaf mercii tarafından tamamen görmezden gelinerek karara bağlanması, anayasal bir güvence olan gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.

Kararın emsal etkisi, derece mahkemelerinin ve istinaf dairelerinin şablon gerekçelerle veya eksik incelemeyle karar veremeyeceklerini net bir şekilde göstermesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle tüketici hukukunda ve tazminat davalarında, kusur oranının belirlenmesinde dayanılan vakıaların (örneğin hamilelik veya dışarıdan müdahale iddiaları) zaman çizelgesiyle uyumlu olup olmadığı gibi basit ama davanın esasına doğrudan etki eden hususlar mahkemelerce titizlikle incelenmelidir. Uygulamadaki önemi bakımından bu ihlal kararı, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemelerinin, tarafların ileri sürdüğü makul ve sonuca etkili iddiaları mutlaka hukuki bir gerekçeyle karşılamak ve raporlar arası uyumsuzlukları gidermek zorunda olduklarını tüm yargı teşkilatına güçlü bir biçimde hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, saçını boyatmak için gittiği kuaförde kendisine ayıplı hizmet sunulduğunu, uygulanan kimyasal işlemler nedeniyle saçlarının zarar gördüğünü ve cildinin yıprandığını belirterek kuaför işletmecisi olan davalılara karşı tüketici mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davada, saçlarının eski sağlığına kavuşması için yapması gereken tedavi masraflarının ve yaşadığı psikolojik sarsıntının telafisi talep edilmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun taleplerini büyük oranda haklı bularak tazminata hükmetmiştir. Ancak davalıların itirazı üzerine dosyayı inceleyen istinaf mahkemesi, başvurucunun saçlarına kendisinin de zarar verdiğini ve hamilelik sürecinin saç dökülmesini tetiklediğini belirterek tazminat miktarını yarı yarıya indirmiştir. Başvurucu ise olay tarihinde hamile olmadığını ve saçlarına zarar verecek başka bir dış müdahalede bulunmadığını, bu hayati itirazlarının istinaf mahkemesi tarafından hiç dikkate alınmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkıdır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkemelerin yargılama sırasında ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya kararlarında ayrıntılı bir şekilde yanıt verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, bir başka deyişle davanın kaderini ve sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, yargı mercileri bu hususlara makul ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt vermekle mükelleftir.

İstinaf veya temyiz incelemesi yapan mercilerin, ilk derece mahkemesi kararını uygun bulmaları hâlinde aynı gerekçeyi kullanmaları veya atıf yapmaları yeterli görülebilir. Fakat kararın sonucunu etkileyecek ve ayrı bir yanıt verilmesini gerektiren esaslı iddia ve itirazların kanun yolu mercilerince de tümüyle cevapsız bırakılması, hukuk devletinin gerektirdiği şeffaflık ve adil yargılanma standartlarını derinden zedeler. Özellikle tazminat hukukunda kusur oranının tespiti, doğrudan ödenecek meblağı belirlediğinden, tarafların kusur durumuna ilişkin somut, zamansal ve maddi olgulara dayalı itirazlarının mahkemeler ve bilirkişi heyetleri tarafından mantıksal bir silsile ve hukuki dayanak içerisinde açıklığa kavuşturulması esastır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, hukuki dinlenilme hakkının ve gerekçeli karar hakkının açık bir ihlalini oluşturur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda bölge adliye mahkemesinin kararını ve bu karara dayanak teşkil eden bilirkişi raporlarını detaylı bir biçimde incelemiştir. İnceleme neticesinde, başvurucunun saçındaki hasardan dolayı tarafların yarı yarıya kusurlu bulunduğuna dair istinaf kararının, yeterli ve tatmin edici bir gerekçeye dayanmadığı saptanmıştır. Özellikle, dosyaya sunulan asıl bilirkişi raporunda tarafların yüzde elli oranında kusurlu olduğunun nasıl ve hangi somut verilere dayanılarak belirlendiğine ilişkin hiçbir nesnel tespitin yapılmadığı, istinaf mahkemesinin de bu oranı hiçbir hukuki tartışma yürütmeden doğrudan kabul ederek eksik inceleme yaptığı görülmüştür.

Bununla birlikte, başvurucunun tazminat miktarını doğrudan etkileyen en temel itirazları mahkeme tarafından tamamen yanıtsız bırakılmıştır. İstinaf mahkemesi, başvurucunun hamilelik sürecinin saç dökülmesinde etkili olduğunu gerekçe göstererek maddi tazminat miktarında kayda değer bir indirime gitmiştir. Oysa başvurucu, kuaförde işlemin yapıldığı ve sağlık problemlerine dair ilk muayenelerin gerçekleştiği tarihlerde kesinlikle hamile olmadığını dosya kapsamında açıkça ve itiraz yoluyla ileri sürmüştür. Sağlık raporlarının düzenlendiği tarihler ile olayın gerçekleştiği tarihler arasındaki zaman farkı mahkeme tarafından dikkate alınmamış, hamileliğin olaya tesiri olup olmadığı tıbbi ve hukuki olarak araştırılmamıştır.

Ayrıca, davanın seyri içinde alınan asıl bilirkişi raporu ile ek rapor arasında başvurucunun saçına uygulattığı iddia edilen diğer bakım işlemlerinin doğru ve gerekli olup olmadığı yönünde bariz bir çelişki bulunmasına rağmen, istinaf mahkemesi bu çelişkiyi giderecek hiçbir ek araştırma yapmamış ve nihai kararında bu hususa hiç değinmemiştir. Başvurucunun yargılamanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmaması, yargılamanın adil bir şekilde yürütülmediğini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, davanın sonucunu değiştirebilecek esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: