Karar Bülteni
AYM Ertuğrul Şahbaz BN. 2022/100456
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/100456 |
| Karar Tarihi | 03.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı esastır.
- Belirleyici tanık beyanı huzurda tartışılmadan hükme esas alınamaz.
- Yazılı tanık ifadesinin okunması doğrudan dinleme yerine geçmez.
- Sorgulanmayan tanık beyanı için telafi edici güvenceler sağlanmalıdır.
Bu karar, adil yargılanma hakkının temel bileşenlerinden biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve ceza yargılamasındaki doğrudan doğruyalık ilkesinin önemini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhinde beyanda bulunan tanıkları bizzat veya avukatı aracılığıyla sorgulama imkânından mahrum bırakıldığı durumlarda, verilen mahkûmiyet kararının hakkaniyete uygun olmayacağını vurgulamıştır. Soruşturma aşamasında veya istinabe yoluyla alınan ifadelerin salt duruşmada okunmasının, sanığa tanığın güvenilirliğini test etme ve beyanlarına itiraz etme fırsatı sunmadığı için yüz yüze yargılama ilkesini ihlal ettiği tescillenmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, mahkemelere tanıkların duruşmada hazır edilmesine veya ses ve görüntü bilişim sistemleri (SEGBİS) gibi teknolojik imkânlarla sanığın da katılımıyla dinlenmesine yönelik ciddi bir yükümlülük getirmektedir. Eğer mahkûmiyet kararı büyük ölçüde veya belirleyici nitelikte sorgulanmamış bir tanığın ifadesine dayanıyorsa, yargı makamlarının bu dezavantajı giderecek yeterli ve etkili karşı dengeleyici güvenceler sunması şarttır. Uygulamada sıkça rastlanan, önemli tanıkların sadece istinabe mahkemelerinde dinlenerek tutanaklarının okunması yöntemi, bu beyanların mahkûmiyet için belirleyici delil olması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlaline vücut verecektir. Bu yönüyle karar, ceza yargılamalarında savunma hakkının etkin kullanımını teminat altına alan güçlü bir emsal niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Ertuğrul Şahbaz, geçmiş yıllarda özel bir erkek öğrenci yurdunda çalışması ve bir kısım bağlantıları sebebiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmıştır. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ceza davasında, başvurucu aleyhine beyanda bulunan ve örgüt hiyerarşisindeki yerini anlatan iki önemli tanık duruşmada hazır edilmemiştir. Bu tanıkların daha önceden alınmış yazılı ifadeleri ve istinabe yoluyla verdikleri beyanlar duruşmada sadece okunmuş ve başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu tanıklarla yüzleştirilmediğini, onlara soru sorma ve beyanlarındaki çelişkileri ortaya koyma hakkının elinden alındığını belirterek hapis cezası almasına itiraz etmiştir. Yargıtay tarafından cezasının onanması üzerine başvurucu, savunma hakkının kısıtlandığı ve tanık sorgulama hakkının engellendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkını değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ve ceza muhakemesi hukukundaki "doğrudan doğruyalık" ile "yüz yüzelik" ilkelerini esas almaktadır. Bu ilkeler gereğince, sanık hakkında verilecek hükme dayanak teşkil edecek delillerin ve tanık beyanlarının mutlaka mahkeme huzurunda tartışılması zorunludur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 uyarınca, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenmelidir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması, tanığın bizzat dinlenmesi yerine geçemez. Kanun koyucu, delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesini adil yargılama ilkesinin temel bir gereği olarak kabul etmiştir.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği üç aşamalı bir testle belirlenir. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir hukuki nedeni olup olmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın beyanının mahkûmiyetin dayandığı "tek" veya "belirleyici" delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, şayet tanık beyanı belirleyici bir delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajı telafi edecek yeterli karşı dengeleyici güvencelerin (örneğin eşzamanlı olarak SEGBİS ile dinleme, etkin çapraz sorgu hakkı) sağlanıp sağlanmadığı araştırılır. Bu telafi edici güvencelerin sağlanmadığı durumlarda yargılamanın hakkaniyeti zedelenmiş sayılır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılandığı ceza davasının dosyası üzerinde yaptığı incelemede, mahkûmiyete giden süreçte duruşmada dinlenmeyen tanıkların durumunu detaylıca ele almıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına ve cezasında alt sınırdan uzaklaşılmasına karar verirken ByLock kullanım kaydı, Bank Asya hesap hareketleri ve SGK kayıtlarının yanı sıra, başvurucu aleyhine ifade veren Ü. D. ve H.U. İsimli tanıkların beyanlarına da dayanmıştır. Ancak bu iki tanık mahkeme huzurunda dinlenmemiştir.
Tanıklardan birinin istinabe yoluyla alınan ifadesi ile diğerinin soruşturma aşamasındaki beyan tutanakları duruşmada sadece okunmakla yetinilmiştir. Derece mahkemeleri, bu tanıkların neden mahkeme huzurunda veya SEGBİS aracılığıyla dinlenmediğine dair geçerli ve ikna edici bir gerekçe sunmamıştır. Anayasa Mahkemesi, söz konusu tanıkların beyanlarının, başvurucunun örgüt içindeki iddia edilen hiyerarşik konumu ve faaliyetlerini anlattıkları için mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde ağırlık taşıdığını tespit etmiştir.
Yargılama boyunca başvurucuya, bu belirleyici tanıklara bizzat soru sorma, onların ifadelerinin güvenilirliğini ve doğruluğunu test etme imkânı verilmemiştir. Her ne kadar başvurucu, istinabe yoluyla dinlenen tanığa sorulmak üzere önceden yazılı sorular hazırlayıp mahkemeye sunmuş olsa da, bu yöntem tanığın duruşma sırasındaki reaksiyonlarını gözlemlemeyi engellediğinden yeterli bir telafi edici güvence olarak kabul edilmemiştir. Hükmü veren mahkeme heyeti de tanığın mimik ve davranışlarını gözlemleyememiş, beyanların doğruluğu hakkında doğrudan bir vicdani kanaat oluşturma fırsatını yitirmiştir. Bu eksiklik, iddia makamı ile savunma makamı arasındaki silahların eşitliği ilkesini bozmuş ve başvurucuyu savunma açısından dezavantajlı bir konuma düşürmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.